Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Röportaj

Avukat Yazar Danışman ve Hepsinden Önce Bir Anne: Sedef Erken Sanlısoy

Resim: Sedef Erken Sanlısoy’un bir portre fotoğrafı.

Sedef Hanım, kendi deyimiyle “yetiştirebildiği kadar”; müzik, sinema ve eğlence sektöründe avukatlık ile danışmanlık yapıp biraz da yazı çizi işlerine bulaşıyor. Ama bunlardan öte Sedef Hanım’ın, müzisyen Ogün Sanlisoy ile Ozan Barış’ları var. Ozan otizmli bir çocuk ve bilinçsiz eğitimcilerle eğitim sistemi yüzünden mahallesinin okuluna gitmesi engellendi. Ozan ise anne ve babasının desteğiyle bu durumu yargıya taşıdı ve bir ilk oldu… 

 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Avukatlık, yazarlık, danışmanlık gibi birden çok unvanınız var ama tabii sizin için en tepede annelik geliyor.. Anneliğin en vurucu özelliğini sorabilir miyim size?

Anneliği anlatmakta hep zorlanıyorum, bir kere hücrelerinizi paylaşıyorsunuz bir insanla. Onda sizden parçalar var, sizde de ondan. Tüm aile böyledir aslında ama anne çocuk arasında bu bağ en güçlü haliyle tezahür ediyor. En vurucu özelliği ise benim öğretmenim olması, yolumu çizmesi, beni en doğru ve en güzele yöneltmesi benim için. O benim geleceğe dair umudum.

Peki sizi tanıdıktan sonra gelelim dünyalar tatlısı Ozan’ımıza.. Ozan’ı annesinden dinleyebilir miyiz?

Kuzguna yavrusu güzel görünürmüş derler, benim için de Ozan dünyalar güzeli bir çocuk. Tüm çocuklar öyle aslında hepsini çok seviyorum. Ozan genelde sakin, zaman zaman enerjik, çoğunlukla mutlu ve huzurlu, neşeli, müziksever, teknoloji meraklısı, video fotoğraf gibi konulara çok ilgili, boyama yapmayı, doğayı, hayvanları çok seven, muzip bir çocuk. Zekasına, anlık şaşırtıcı ilginç tepkilerine aklımızla yetişemediğimiz oluyor bazen. Çok duygusaldır. Kimin ona gerçek bir ilgi ve sevgi verdiğini hemen anlar. Biraz da inatçıdır ama iyi huyludur genelde.

Diğer annelerimize yol göstermek amacıyla, bizlere teşhis dönemini anlatır mısınız?

O dönem gerçekten zorluklarla doluydu, Ozan’daki farklılaşmayı görmeye başlamış, bir şeyler var diyor ama kimseyi ikna edemiyordum. Sonunda kendimden şüpheye düşüp kendim için birine danıştım. Danışmanım gayet iyi olduğumu, bende bir sorun görmediğini söyleyince, demek haklıyım, gerçekten bir şey var diye daha da paniklemeye başladım. Bir yandan da bilmediğim bir şeyle karşı karşıya olmanın paniğini, sinir bozukluğunu yaşıyordum. İlk aklıma gelen Ozan’ı hemen bir kreşe başlatmak ve ondaki bu kapanıklığı böyle çözmeye çalışmak geldi. Ancak henüz 2 yaşında bile değildi ve herkes bana çok erken olduğunu söyledi. 2.5 yaşına kadar bu böyle sürdü. 2 yaş kontrolünde doktoru bile ikna edemedim bir sıkıntı olduğuna. Ancak 2.5 yaşında o da ikna oldu ve hemen bir pedagogla görüşmemizi söyledi, süreç böylece şekillenmiş oldu.

Teşekkür ederim. Peki artık Ozan büyüdü ve her yaşıtı gibi okula gidecek. Siz de bir veli olarak mahallenizin okulu ile görüştünüz ve oğlunuzu kayıt etmek istediğinizi belirttiniz.. Peki Ozan’ın atipik otizmli olduğunu duyduklarında tepkileri ne oldu?

Telefonda söyledim bunu ve bu durumda Ozan’ı okula kaydetmelerinin mümkün olmadığını söylediler. Sebebini sorunca da biz ‘ kaynaştırma sistemini’ uygulamıyoruz, uygulayan bir okul bulun dediler. Ben bunun tüm okullar için zorunlu olduğunu, yasal haklarımızı kullanacağımızı söyledim. Bu süreç 20 gün sürdü, Ozan’ı okula davet edip, görmek istediler, sınıfa soktular, gayet sakin ve uyumlu halini görünce şaşırdılar. Okula kaydını red etmek için çeşitli bahaneler bulmaya çalıştılar ama bulamayınca mecburen ‘ siz haklısınız ama yönetim kaydı yapmayı kabul etmiyor’ dediler. Biz de süreci yasal yolla sürdürdük.

Zaten önce telefonla aradım ve direkt olarak red cevabı verdiler. Çoğu annenin bu cevaptan sonra okullara gitmediğini benden önce benzer sorunları yaşamış olan arkadaşlarımdan biliyordum. Biz böyle yapmak istemedik, çünkü bizden sonra aynı şeyi yaşayacak pek çok çocuğa karşı da sorumlu olduğumuzu düşündük. Onların birer birey olarak, vatandaş olarak saygı görmelerini istiyoruz.

Peki ülkemizde özellikle veliler de okullara “bu özürlü çocuk benim çocuğuma zarar verirse ne olacak!?” diye baskı yapıyor. Halbuki otizmin en sık rastlanan belirtileri aşırı çekingenlik, aşırı utangaçlık ve iletişim kuramama.. Sizin de bu durum da “ya Ozan’a diğer çocuklar zarar verirse?” diye sorma hakkınız doğmuyor mu?

Ben çocuklara bakarken önce acaba benim oğluma zarar verir mi diye düşünmüyorum ki, ne tatlı, ne güzel olduklarına takılıyorum öncelikle, her şey bundan sonra gelir. Ayrıca çocuklar bazen aralarında itişip kakışabilirler, çok doğaldır, Ozan daha önce gittiği kreşten de bir iki kez ufak tefek sıyrıklarla geldiğinde ne oldu diye sormadım bile. Çok büyük bir sağlık sorunu yaşamadığı sürece çok kafama takmam böyle şeyleri.

Bu konuda, özel ve devlet okullarının tutumları aynı mı?

Geçen 3 yıl içinde kendi yaşadığım deneyimlerin yanısıra gerek arkadaşlarımın gerek başka annelerin deneyimlerini izleme imkanım oldu. Maalesef durum her iki tarafta da farklı sorunlar içeriyor. Okulun özel mi devlet mi olduğundan daha çok yönetimin ve eğitimcilerin bakış açısının doğruluğuna göre sonuçlar değişiyor.

Bu konudaki izlediğim en güzel film olan ve geçen yıl ülkemizde de yayınlanan ‘ Temple Grandin’ adlı otizmli Amerika’lı profesörün gerçek hayat hikayesinde de, ağır otizm semptomlarıyla okul hayatında var olmaya çalışan genç Temple’ın öğretmeninin onunla gerçek anlamda ilgilenmesi ve verdiği bir ödevle hayatının nasıl değiştiğini izlemiştik.

Aslında mucize gibi gördüğümüz pek çok şey, biz insanların tutumlarına ve çabalarına bağlı bence. Bir öğretmen otizmli olsun olmasın bir çocuğun hayatındaki en önemli aktördür, çok şeyi değiştirebilir, bu değişimin iyi ya da kötü yönde olması o öğretmenini bilinçli olmasına ve çocuğa bakışına bağlı.

Bu olay yaşandıktan sonra olayı yargıya taşıdınız. Bu süreçten bahsedebilir misiniz?

Okulun tüm çabalarımıza karşılık oğlumuzu kayıt etmek istememesi bizi hem çok üzdü hem de şaşırttı. Çok net tanımlanmış yasal zorunluluklarını bu denli yok sayabiliyor olmaları karşısında bir şey yapmamak bir seçenek bile değildi bizim için. Pek çok ailenin daha telefonla kayıt için aradığında refuse edildiğini ve bu yasal süreçlere girmekten çekindiğini de öğrendik. Benim hukukçu olmam ve gidilecek yolu araştırma imkanlarım sonucu, kısa bir tereddüt anından sonra çok net bir karar aldık. Bu yasal süreci başlatmalı ve sonuna kadar takip etmeliydik. Bu bizim sadece Ozan’a değil bu ülkeye karşı da sorumluluğumuzdu.

Bir çocuğun, bir engellinin yasal haklarını, alması gereken eğitim hizmetini alamaması ayrımcılık suçunun işlenmesi anlamına geliyor. Bu da Türk Ceza Kanunu’nda 122. Madde açıkça tanımlanmıştır. Biz de buna uygun bir şikayet dilekçesi yazarak savcılığa verdik, şimdi hukuki süreci takip ediyoruz.

Peki yargı görevlilerinin bu konudaki tepkisi ne oldu?

Onlar işlerini yasaya uygun olarak yapmak dışında bir tepki vermezler, sonuçta görevleri gereği yansız olmak durumundalar. Onların bu konudaki hukuki tavrı ise şikayetimizle ilgili önümüzdeki aşamalarda yapacakları değerlendirmelerle olacaktır. Yaşayıp göreceğiz.

Özellikle engelliliği en çok suiistimal ve istismar eden birimin başında medya gelir. Ama bu sefer medya ve sosyal paylaşım sitelerinde çok büyük bir kenetlenme yaşandı. Bunu neye bağlayabiliriz?

Aslında hiç bir alanı, meslek grubunu, kişi ya da kurumu tüm diğerleriyle aynı sepete koymamak lazım diye düşünüyorum. Sorun tümden toplumun bakış açısıyla da ilgili, çoğu zaman kısır döngülere giriyoruz. Basın da ‘bu isteniyor bunu veriyoruz’ tavrı alıyor kimi zaman. ‘iyi şeyler verelim, iyi şeyler olsun’ diyenler de var tabii ki. Herkes kendi meşrebince ele alıyor olayları. Ben bizim bu sorunumuza samimi bir ilgi gösteren tüm basın mensuplarına teşekkür ediyorum.

Sosyal paylaşım sitelerinde ise baştan beri okul aleyhine değil durumun sosyal devlet boyutu, yasal boyutu, toplumsal boyutunu öne çıkaracak şekilde ifade etmeye çalıştık. Bu sebeple de buradaki tepkiler belli bir düşman yaratıp onu taşlamak yerine konuyu konuşmak anlamında gelişti ve sürüyor. Böyle olmasını biz istedik, çünkü aslında derdimiz ne tek bir okul ne de onun yöneticileri, önemli olan konunun geniş bir bakış açısıyla bilinmesi ve çok boyutlu olarak tartışılabilmesi.

Bu amaçla da ajitasyona müsait veya sansasyonel şekilde ele almak isteyen haber, röportaj ve benzeri teklifleri tümden reddettik ve hiç birine katılmadık.

Yaşanan olaylardan sonra size ve Ogün Bey'e gelen tepkiler ne yöndeydi?

Genelde tümü olumluydu, büyük bir yaygara kopartmadığımız için bazılarının haberi dahi olmadı anladığımız kadarıyla. Çok yakın dostlarımızdan olduğu gibi hiç tanımadığımız çok sayıda insandan, anneden, babadan, aileden de çok güzel destek ve teşekkür mesajları geldi, hepsine çok teşekkür ediyoruz.

Bir yandan da duruma üzülen ve ne diyeceğini bilemediğinden olacak hiç aramayan çok sayıda insan da oldu, sanırım böyle durumlarda insanlar donup kalıyor ve ne tepki vereceğine tam karar veremiyor, canları sağolsun.

Samimi cevaplarınız için kendim ve Yaşadıkça adına teşekkür ederim. Son olarak yasadikca.com aracılığı ile herkese vermek istediğiniz mesaj var mı?

Yasal haklarımızı bilmek ve onlar için mücadele etmek hepimizin hem görevi hem de sorumluluğu, bundan çekinmeyelim. Saygılarımla.

Röportaj: Okan Uğurlu

10.12.11 - Yaşadıkça

Değerlendir (3 oy, ortalama 3.67 yıldız)