Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Oya Tekin

oyatekin@gmail.com

Bencillik Hastalığı Giderilmedikçe “Engeller” Üreyecek…

Hak ne zaman haktır ya da ne zaman hak değildir? İnsanoğlu sanırım bunu hiç öğrenmeyecek.

Engelli mücadelesinde ilk yer aldığım zamanlarda yolun çok başında engelli yasasının bile olmadığı bir dönemde çabalıyorduk.

O zamandan bu zamana çok yol alındı elbet hak kazanımında.

Ancak ne var ki yapılan pek çok şeyin işleyişine baktığımızda bugün onca mücadele bunun için mi diyesi geliyor insanın.

Çok basit örnekler vereceğim günlük hayatın içinden öyle kafa karıştırmayan;

Rampaların eksikliğiydi en büyük sorunlardan biri oysa yapılan rampaları engelliler kullanamadıktan sonra neye yarıyor bunun için verilen çaba.

Bir banka şubesinin, apartman girişinin, kaldırım çıkışlarının önüne yapılmış rampaya bile bile araba park edip hakkını gasp ediyorsan diğerinin, üzerindeki kıyafetin marka koksa, okuduğun okullar üçlü beşli olsa, cüssen adama benzese içi boş olduktan sonra neye yarar. Ah görmedim hikâyesine sığınmaksa anlık boş bir özürden başka bir şey değil alıp yer değiştirmedikten sonra.

Ya da yapılan asansörlerin üzerindeki levhada yazan yazıya rağmen o asansörü e benim de belim ağrıyor benzeri yalanların ardına sığınarak gasp ediyorsan senin çocuğuna öğreteceğin bilgi de zincirleme bir öğretiyle devam edip gidecek.

Bir belediye otobüsünde ya da metroda sesli sistemin görme engellilerin ulaşımını kolaylaştırdığını düşünmeden ya da bilerek göz ardı ederek gidip şikayet ediyorsan ve o sesler kısılıyorsa nasıl birlikte yaşamdan söz edilebilir ki.

Sözden çok özün harekete geçmesi gerekir ama ne var ki o kültüre sahip bir toplum değiliz.

Dün için bunları bilmiyorduk denebilir ama bugün bilmiyordum deyip işin içinden çıkmaya çalışmak sadece kılıf bulmaktır yapılan yanlışa.

Her bulunan kılıf yanlışlarınızı kendi dünyanızda örterken engellilerin yaşam alanlarını daralttığını, onların hakkına tecavüz etme dürtüsünü tetiklediğini ise fark etmeden yaşam biçimi haline getiriyorsunuz.

O zaman işte durup düşünüyoruz tüm bu mücadele de verilen çabalar algılara çizik atmıyor algıları düzeltmiyorsa neden uğraşıyoruz ya da biz nerede yanlış yapıyoruz?

Yoksa yeterince anlatamıyoruz mu demek isterdim ama işin öyle olmadığı da çok açık.

Çünkü insan olarak bencilliği seçmiş canlılarız. Bu sadece engellilerin yaşam alanlarına tecavüzle sınırlı da değil.

Yaşadığımız her sahada davranışlarımızı şöyle bir süzgeçten geçirirsek eğer insan denilen canlının bencillikte üst sıralarda olduğunu görürüz.

Hal böyle olunca da durup düşünüyor insan bencil bir canlının algılarını değiştirememe zorluğu içinde mücadele etmenin faydası ne?

Yapılanların, kazanılan hakların birçoğundan yine bencillik sınırı yüksek olanlar faydalanıyorsa ya da gasp ediyorsa kendi yanlışlarını bir sonrakine öğretiyorsa faydası ihtiyacı olana değil de ihtiyacı olmayana geçiyorsa bu döngüde savaşmak ya da mücadele etmek neye yarar ya da yaradı diyor insan.

Diyor da işte hani bir umut hep vardır ya işte o umutla belki bencilikleri tavanda olan insanları törpülemeyi başarırız bir gün. Bencillik hastalığının günden güne bir virüs gibi yayılmasını engelleyen bir ilaç keşfedilir ya da belki bir gün. Olmaz ya hani işte bir umut.

Öyle bir dünyayı görür müyüz bilmem ama görme umudunu diri tutmaktan başka çare yok. Çünkü her alana yayılmış bencillik hastalığı yeni engelleri de beraberinde getiriyorsa engellerle kuşatılan bir dünya da bir gün isyan eder ve çöker. O çöküşün altındaki enkazdan ise engelsiz bir yaşam doğar insanlık için.

Nuh’un gemisinden çıkandan değil elbet…

23.11.2015

Twitter: @oyatekin

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.

Değerlendir (Henüz oy almamış)