Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Kitaplık

Bir Engellinin Hayata Tutunma Hikayesi Ortaya Çıktı

Resim : Süleyman Yürük ve yanında oturan eşi ile iki erkek çocuğu.

Süleyman Yürük (40), bir emekli kapıcı. Konuşma o ve yürüme engelli. Aslen Konya Beyşehir'e bağlı Çavuş Köyünden yoksul bir ailenin ilk çocuğu. Süleyman, önceleri çobanlık ve çiftçilikle uğraşan, sonra işçi olarak geçimini sağlamaya çalışan fakir, köylü bir ailenin dört çocuğundan ilkiydi.

 

Önceleri diğer üç kardeşiyle sağlık açısından bir farkı yoktu. Tüm hayatını temelden etkileyen her şey sekiz yaşında başladı. Öğretmenin sorusuna cevap vermek için parmağını kaldırdı ama sözcükler bir türlü düzgün çıkmadı ağzından.

 

İlk belirti, kekemelikti. Ayaklarında ağrılar, uyuşmalar, güçsüzlük, denge bozukluğu ve bacaklardaki kasılmalar, yıllar içinde yavaş yavaş kendini gösterdi. Psikolojisini olumsuz etkileyen sinsi bir hastalıktı. Adını çok sonra öğrendi: Spinoserebeller Ataksi. Kekemeliği nedeniyle İmam Hatip Lisesinde 6 yılda son sınıfa ancak gelebildi.

 

Hayatı, Antalya Konyaaltı Caddesindeki Sıtkı Göksoy Apartmanında kapıcılık yaparken değişti. Eşi Nilgün’ün de evlere temizliğe gittiği apartman sakinlerinden ünlü ressam Fikret Otyam ve eşi Filiz Otyam'la çok güzel bir diyalog kurdular. Bir gün Otyam, "Hayatını bir yaz lan bakalım Süleyman, yalan katmadan" dedi ve 'Ben Kapıcı Süleyman/Bir Engellinin Hayata Tutunma Hikâyesi' ortaya çıktı. Şimdi Yürük emeklilik günlerini Antalya'da kendine ait kalburüstü dairede geçiriyor. Ailesiyle sakin bir yaşam sürüyor ve yazarlık günlerinin keyfini çıkarıyor.

 

KAPICI NE ANLAR DİYE GÜLDÜLER

 

Kitap yazmanızı başta eşiniz ve çocuklarınız, yakın çevreniz nasıl karşıladı?

 

- Gülenler de oldu, destek verenler de.

 

Ama eşim ve çocuklarım hep destekledi.

 

Çünkü en yakınım ve canlarım onlardı.

 

Beni daha iyi tanıyorlardı. Gülenler ise belki kekeme oluşumdan, belki yürüme zorluğu çektiğimden, belki de yaptığım işi basit ve hor gördüklerinden. 'Kapıcı ne anlar bu işten' diye...

Çok yoğun kapıcılık yıllarınızda kitap okumaya zaman bulabildiniz mi?

 

- Kitap okumayı bırak, sofrada rahat bir yemek bile yiyemiyorduk. Ama gazete okumayı çok severdim. Gazete servisi yaparken bakkaldan gelene kadar ön ve arka sayfaları gözden geçirirdim.

 

Kitabınızın raflarda yerini almasına az kaldı. Ne hissediyorsunuz?

 

- Hâlâ kendimi rüyada gibi hissediyorum ve bir anda uyanmaktan korkuyorum.

 

Anlatamayacağım kadar mutlu ve heyecanlıyım. Beklentim, edebiyat dünyasında bir nokta kadar dahi olsa yer edinebilmek. Bu kitapla kalmamalıyım...

 

YAZ SÜLEYMAN YALAN KATMADAN

 

Yoğun bir çalışma temposuna alışık olan bedenim ve ruhum, emeklilikten sonra bir anda kendini boşlukta ve işe yaramaz gibi hissetmeye başlamıştı.

 

Sıkılıyordum artık. Bir şeyler yapmalıyım derken, eşimle birlikte çok sevdiğimiz bir aile dostumuz olan Otyam Baba'ya dert yandık. O büyük adam, koca yüreğinde bize de bir yer vermişti. Otyam Baba'nın "Hayatını bir yaz lan bakalım Süleyman, yalan katmadan" demesiyle çocukların bilgisayarında aklıma geleni katıksız bir şekilde yazdım yazdım. Otyam Baba'nın okuması için bir tomar kâğıdı eline sundum. Heyecanla bekledim okumasını.

 

"Devam Süleyman devam, hiç yılma çok güzel gidiyorsun" dedi. Yılmadım ve sekiz ay gibi bir sürede ortaya işte bu kitap çıktı.

 

HÜCRE GİBİ KAPICI DAİRESİ

 

Antalya'nın en ünlü caddelerinden birinde bulunan ve iki yüz metrekarelik lüks dairelerden oluşan, zenginlerin yaşadığı bu binaya bu kapıcı dairesi yakışıyor muydu?

 

Bizimki böyleydi ama çevremizdeki bazı kapıcı daireleri bizimkinden de kötüydü. Yan binamızdaki kapıcı dairesi girişteki bir avuç odadan ibaretti.

 

Tuvaletinin de içinde olması daha da vahimdi. Mutfağı ise bodrumdaki kalorifer dairesiyle yan yana.

 

Yazın değil de kışın kalorifer isi ve ara sıra taşan rögar pislikleri arasında yaşayan bu canlar can değil miydi?

 

GURURUMU YIKANI BEN DE YIKARIM

 

Akşam haftalık gazete ve ihtiyaç paralarını toplamak için kapı kapı dolanıyordum. Zili çaldım, karşıma yine o sarhoş çıktı.

 

Ağza alınmayacak küfürler savuruyordu.

 

Gururumu yıkmaya yönelenin gururunu ben de yıkardım.

 

Ettiği küfrü aynen iade ederek bana vurmaya çalışan o adamı avuç içimle itekledim.

 

01.07.2012 – Hürriyet

 

Değerlendir (4 oy, ortalama 4.00 yıldız)