Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Fikret Gökçe

fikretgokce_06@hotmail.com

Bir Yıldız Kaydı (3)

Fikret Gökçe

1996 yılında 20’nci yüzyılın son ve en büyük etkinliği olan, HABİTAT, İNSAN YERLEŞİMLERİ  KONFERANSI İstanbul’da yapıldı. Sayın RecepTayyip ERDOĞAN Belediye Başkanıydı. Dünyanın her tarafından gelecek olan insanlar kentteki çarpıklıkları görmemeliydi. Hummalı bir çalışma başladı. Bütün şehir sanki baştanbaşa yeniden inşa ediliyordu. Faruk Bey’in ve yakın çalışma arkadaşı merhum Seyhan BAYDU’nun yoğun girişimleriyle biz de Konfederasyon olarak kalabalık bir grupla bu konferansa katıldık. Arkadaşlarımız çeşitli komisyonlarda görev aldılar ve  katkılar sağladılar. Habitat öncesi  aceleyle yapılan mimari ve fiziki düzenlemelerde norm ve standart eksikleri vardı. Bu yüzden konferans için ülkemize gelen ABD’li bir bayan delege 40 cm. yüksekliğindeki bir kaldırımı aşamamış ve bacağını kırmıştı. Bu olay bayağı alay konusu olmuştu. Oysa biz, Faruk Bey’in başkanlığında, benimle ve Orhan GÖKÇE, Necati ADIBELLİ’den oluşan heyetle bu konferanstan önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda Fiziki ve Mimari Engellerin Kaldırılması Komitesi’nin seri toplantılarına katılmış, üniversitelerin, ilgili bakanlık ve kamu kuruluşlarının yetkilileriyle, belediye ve diğer meslek kuruluşlarını temsil eden uzman kişilerle bu konuda esasları içeren bir rapor da hazırlamıştık. Ayrıca Hollanda’nın Utrecht kentinde toplanan AB ülkelerinin mutabık kaldıkları mimari ve fiziki düzenlemelerle ilgili standart ve normları içeren kitabı Türkçeleştirerek, AB EL KİTABI adıyla TBMM Başkanı Mustafa KALEMLİ’nin yardımıyla meclis matbaasında bastırmış ve 1995 yılında Konfederasyon yayını olarak ilgili kurum ve kişilere de ücretsiz göndermiştik.

O’nun gazeteciliği, dergiciliği ve televizyonculuğu ise şaşılacak bir olaydı. Küçükçekmece’de çıkardığı HÜRBAKIŞ Gazetesi yerel bir gazete olmasına karşın çok etkiliydi ve ses

getiriyordu. 80’li yılların sonlarında Çemberlitaş’ta küçük bir büroda başladığı dergicilik ise, 120’yi aşkın sayı ile  yirmi yıla yakın devam etti. YAŞAMA SEVİNCİ adlı bu dergi ile, başta merhum Seyhan BAYDU ve Alev YORGANCI gibi yakın dostlarıyla alandaki önemli bir boşluğu doldurdu. TRT 1 ve GAP Televizyonları tam 331 hafta O’nun “HER ŞEYE RAĞMEN” programını seyirciyle buluşturdu. Ayrıca TRT-2’de yayınlanan 13 programlık “ÇOK ÖZEL HAT” adlı programda, farklı bir içerikle engelliler konusunu işledi. Bu arada şehirden şehre koşuyor, uçuyor, çeşitli toplantılara katılıyor, çeşitli kişilerle görüşüyor, unutmuyor her şeye yetişiyordu. Bu tempoya nasıl dayanıyor, giderek aldığı kilolar ve artan rahatsızlıklarının yanı sıra bir yaşından beri bacaklarını kullanamamasına nasıl dayanıyor, bizler, yakın arkadaşları tarafından anlaşılamıyordu.

Sporda da öncü olmuştu Faruk Bey., Başkanlığını Pera Palas’ın sahibi merhum Hasan SÜZER’ devrettiği YAŞAMA SEVİNCİ Spor Kulubü, bu alanın ilk örneklerinden biriydi. Ülkemizde tekerlekli sandalye basketbolunun bugünkü seviyeye ulaşmasında O’nun büyük emekleri oldu. 1995 Ekim, 1997 Kasım ayında Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye Özürlüler Spor Federasyonu ile birlikte düzenlediğimiz Uluslararası Engellilerde Spor Eğitimi Sempozyumlarına daha önceden tanıdığı yabancı otoritelerin katılmasını sağladı. Faruk Bey, spor ve sanatın, engellilerin topluma kazandırılmasında çok önemli unsurlar olduğuna inanıyordu. 3 Aralık 1995 Dünya Özürlüler Günü’nde, Milli Eğitim Bakanlığı Şura Salonu’nda Cumhurbaşkanı S.DEMİREL, Başbakan Tansu ÇİLLER ile yedi bakanın da katıldığı etkinlikte Faruk Bey’in Almanya’dan davet ettiği MOBIAKİ Tekerlekli Sandalye Dans Grubu, sundukları gösterilerle bunu kanıtlamıştı.  2000 yılında 17 ülkeden 180 dolayındaki engelli sanatçı ile düzenlediğimiz VERY SPECIAL ART’S  (çok özel sanatlar) adlı etkinlik, O’nun bu inancının ürünüydü. İstanbul’da Princes Otel’de konuk edilen, Japonya, Kanada, Brezilya, Mısır, Almanya, İsveç, İngiltere gibi ülkelerden gelen sanatçılar, Taksim’de, Kadıköy, Beşiktaş, Bakırköy meydanlarında, Aya İrini’de halkla buluşmuş, sanatlarını sunmuşlardı.

O, uluslararası ilişkileri de çok önemsiyordu. Böylece engelliler konusundaki bilgi ve birikimlerini artırıyor, ülkemizi bu alanda yurtdışında temsil ediyor, hem de kıyaslamalar yapıyordu. Kenya’da ortopedik özürlülerin kullandıkları ilkel ortez ve protezleri kendilerinin nasıl yaptıklarını anlatırken, 10-11 Kasım 2003 tarihlerinde Brüksel’de toplanan Avrupa Engelliler Parlamentosu’na gittiğinde, yerlere serilmiş şilteler üzerinde 8-9 kişilik bir engelli grubuyla aynı odada nasıl yattıklarını dile getiriyordu. Aynı zamanda Avrupa Engelliler Yılı olan 2003 yılında yapılan bu toplantıda yaptığı konuşmada önerdiği, AB bünyesinde engellilere yönelik düzenlenen tüm toplantılara aday ülkelerin de asil üye olarak katılmalarını ve AB’nin özürlülere yönelik fonlarından aday ülkelerin de yararlanabilmesini istemiş, bu iki istek kabul edilmişti. Hemen ardından Türkiye Engelliler Parlamentosu kurulması çalışmalarına başlamış, federasyonlarımız, derneklerimiz ve her ilden dörder delegenin katılımıyla benim başkanlığını yaptığım parlamentonun 3 Aralık 2003 Dünya Özürlüler Günü’nde TBMM’nde toplanmasını sağlamıştı. Yurtdışında engellilerle ilgili bir çok toplantı ve etkinliğe katılan Faruk Bey; Danimarka, Japonya, Avustralya, Almanya, İtalya gibi çeşitli ülkelerde kurduğu ilişkilerle ülkemiz hakkında olumlu izlenimler bırakmış, adeta bir engelli elçisi gibi çaba göstermişti. Bu ziyaretleri sırasında dost olduğu bilim, sağlık, spor ve teknoloji konusunda uzmanlaşmış kişileri ülkemize davet etmiş, düzenlediğimiz bir çok etkinliğe, panel ve konferansa katılımlarını sağlamıştı.

İŞTE AÇILIM BU

1961 yılında Gaziantep’de  dünyaya gelmişti. Daha bir yaşında iken yakalandığı çocuk felci yüzünden bacaklarını kullanamıyordu. O yıllarda polıo denilen bu rahatsızlığı önleyen aşının yapılamaması nedeniyle binlerce çocuğumuz aynı durumdaydı. Doğu ve güneydoğu bölgelerimiz bu yönden çok şanssızdı. Kaçakçılık ve 1984 yılında başlayan terör olayları bu alanda yaşanan sorunları çoğaltmıştı. Bu yüzden bu bölgelere ağırlık verdi. 1990’ lı yıllardan itibaren bölgenin çeşitli illerinde çalışmalar yaptı, kurduğu Bedensel Engelliler Derneği’nin şubeleriyle onlara ulaşmaya, sorunlarının azaltılmasına çalıştı. Diyarbakır merkezli, Şanlıurfa, Van, Muş, Batman, Hakkari gibi illerde açtığı yirmi dolayındaki şube aracılığıyla onları topluma kazandırmak için çok uğraştı. Paneller, sportif faaliyetler, iş-uğraşı modelleriyle onları sokaktan kurtarmaya çalıştı. Diyarbakır Valisi Doğan HATİPOĞLU, özürlülük konusunda çok duyarlı bir yöneticiydi. O’nun vakıf bünyesinde açtığı ayakkabı üretim atölyesinde 35 engelli çalışıyor, postal dahil her türlü ayakkabıyı kaliteli bir şekilde yapıyor ve kimseye muhtaç olmadan geçimlerini sağlıyorlardı. Ancak bir vali yardımcısı, istihdam konusunda örnek bu güzel projeye zarar verdi. Vali Bey’in çağrısıyla Faruk Bey’le birlikte gittiğimiz Diyarbakır’da, bu vali yardımcısının atölyedeki kösele ve deri gibi ayakkabı malzemelerini gizlice dışarıya sattığını öğrendik. Dönüşümüzde bizi çok üzen bu olay ve yöredeki engellilerin durumları konusunda Başbakan Mesut YILMAZ’a bir rapor sunduk. Hakkında soruşturma açılan bu kişinin daha sonra görevine son verildi. Faruk Bey’in Diyarbakır merkezli çalışmaları  bölgedeki bütün illeri kapsadı ve bilhassa Nafiz KAYALI, Gökhan AYDINER, A. Cemil SERHATLI, Haluk İMGA ve Dr. Cengiz AKIN’ın illerinde yaptıkları çalışmalarla engelli yurttaşlarımız devlet tarafından sahiplenilmeye başlandı.

Çeşitli etkinlikler dolayısıyla sık sık gittiğimiz Diyarbakır’da rahmetli Gaffar OKKAN Emniyet Müdürü olmuştu. Halkın çok sevdiği bu değerli yönetici derneklerimizi ziyaret ediyor, engellilerimizle yakından ilgileniyordu. Bir gece diğer kamu misafirhanelerinde yer bulamadığımızdan  Polisevi’nde kalmak istemiştik. Orada da yer yoktu. Gaffar Bey, Cumhurbaşkanıyken merhum Turgut ÖZAL’ın kaldığı odayı açtırdı. Faruk Bey’le aynı yatağı paylaştık.

Bölge valilerinin bu duyarlılıkları Ayvalık Şenliği’ne de yansıdı. Ayvalık’taki Ömer UĞUR, Hamdi ATAY ve Selami SOĞUKPINAR ile diğer arkadaşlarımızın 1993 yılında başlattıkları, Zihinsel Özürlüler Federasyonu ile Konfederasyonun birlikte gerçekleştirdikleri, bu yıl 19’uncusu yapılacak bu etkinliğe bölgedeki engellilerimiz bin bir zorlukla 50-60 saatlik yolculuk yaparak gelmeye başladılar. Her yıl 1000-1500 kişinin katıldığı bu şenlikte yurdun diğer bölgelerinden gelenlerle kucaklaştılar, dostluklar edindiler, paneller, geziler, eğlenceler düzenleyerek kaynaştılar, bilgi alış verişinde bulundular biz de varız dediler. Bu şenlikte sembolik asker oldular, bir gün de olsa Mehmetçik olmanın kıvancını, vatan borcunun kutsal sorumluluğunu yaşadılar. Bedelli değil, gönüllü asker oldular.

Almanya Yeşiller Partisi Milletvekili Claudia ROTH, sık sık Diyarbakır’a ve yöredeki diğer illere geliyor, sanki bir müstemleke valisi gibi sözde denetlemeler yapıyor, açıklamalarda bulunuyordu. Onurumuza dokunan bu davranış karşısında Faruk Bey tepkisiz kalmadı ve  gazeteciliğini konuşturdu. Yaşama Sevinci Dergisi’nin 82’nci sayısında; “Türkiye’de insan hakları ihlali olduğunu iddia ederek, bir müstemleke komiseri edasıyla ülkemizi su yolu yapan Roth, bazı gruplara destek vererek adeta birliğimizi bozmaya çalışanlarla ortak hareket ediyor. Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye aleyhinde kampanyalar yürütüyor” diyordu.

İnançları kuvvetli bir kişiydi. Camilerin ve mezarlıkların engellilerin ibadetlerine ve ziyaretlerine uygun olmadığını belirtiyor, bu konuda gerekli düzenlemelerin yapılmasını istiyordu. Diyanet İşleri Başkanlarını ve diğer ilgilileri  her ziyaretimizde bu isteğini dile getiriyordu  Bunun sonucu olarak Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU ile yaptığımız bir toplantıda ortak bir sempozyum düzenlenmesi kararlaştırıldı. 21-22 Aralık 2003 tarihinde gerçekleşen “ÜLKEMİZDE ENGELLİLER GERÇEĞİ VE İSLAM” konulu sempozyum bütün bu konuları ele aldı. Dini otoriteler, diğer yetkililer ve federasyon başkanlarımızın konuşmacı oldukları bu etkinlikte sunulan tebliğler ve öneriler başkanlıkça kitap olarak yayımlandı ve uygulamaya geçildi.

1993 yılında Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanlığına seçildikten sonra yoğun bir çalışma temposuna girdi. Anayasa’da ve çeşitli kanunlarda yer alan ama yeterince uygulanma şansı bulamayan engelli haklarının yeniden düzenlenmesi, bu konuda çağdaş normlara erişilmesi konusunda yönetimdeki arkadaşlarıyla birlikte çalışmalara başladı. Böylece ülkemize de insan hakları ve çağdaşlık konusunda itibar sağlanacağına inanıyordu. TBMM’de ve başka yerlerde karşılaştığı Başbakan Tansu ÇİLLER’den  sorunları anlatmak ve çözümler bulmak amacıyla randevu istedi. Ama olmadı, Başbakan bir türlü bu isteğini dikkate almadı. Bunun üzerine Yaşama Sevinci Dergisi’nin 1994 Haziran tarihli 50’nci sayısının kapağına “ÖZÜRLÜLERİN ÜVEY ANNESİ” başlığıyla Tansu ÇİLLER’in fotoğrafını  yerleştirdi. Altı ay sonra Başbakan’ın daveti geldi. Faruk Bey’le ikimiz gittik. Çok şık bir şekilde konutta bizi karşılayan Başbakan, biraz sohbetten sonra kırmızı kurdelalı bir zarf verdi ve “Bu benim Konfederasyona hediyemdir” dedi. Zarfı ben aldım, cebime koydum. Konuttan ayrılıp taksiyle Çankaya’dan inerken cebimden zarfı çıkardım, içinde 5 milyar TL’lik bir çek vardı. Emlak Bankası’nın Mithatpaşa Şubesine keşide edilmiş, 01.12.1994 tarihli bu çekte imza yoktu. Şaşırdım. Faruk Bey’e verdim. O’da şaşırdı. “Abi, bu çek geçmez” dedi. Birlikte bankaya gittik. Banka müdürü de aynı şeyi söyleyince Özel Kalem Müdürü Mehmet BİCAN’ı aradım. “Hemen konuta gelin, çeki kimseye de göstermeyin” dedi. Bu arada ben çekin ve zarfın fotokopisini çektirdim. Tekrar konuta çıktık. Çalışanlarda bir telaş, bir panik., Herhalde basının eline geçer diye endişe etmişler. Hemen koşarak Başbakana imzalattılar ve tekrar bize verdiler. O çekin ve zarfın fotokopilerin hala saklıyorum.

18.07.12

Değerlendir (1 oy, ortalama 5.00 yıldız)