Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Zehra Eliçin

info@bcdtr.com

Engellilik Konusunda Bireysel ve Toplumsal Farkındalığımız

Engellilik konusunda yazılar yazdığımı görenler, duyanlar, genelde ailemde bir engelli olduğunu sanıyor. Bu yazımda bu konuya açıklık getirirken, hem bir yandan engellilik konusunda nasıl bir farkındalık geliştirdiğimi hem de toplumdaki farkındalığın hangi seviyede olduğuna ilişkin tespitlerimi aktarmak istiyorum.

Dört beş yıl önce eğitimle ilgili AB projeleri yürütürken İngiltere Worcester Üniversitesinden bir davet geldi. Bizimle ortak bir proje yapar mısınız diye soruyorlardı. Konu ise engelli öğrencilerle karşı karşıya gelen öğretmenlere destek olacak bir web sitesi oluşturmaktı. Bizim bu konularda hiçbir birikimimiz, bilgimiz yok diye önce tereddüt ettik. Bir katkımız olmaz diye düşündük. Öte yandan topluma bir faydamız olacağını düşünüp heyecanlandık. Allahtan İngilizler ısrarcı oldu. “Uzmanlık bizde ve size gereken tüm bilgileri aktaracağız, sizden bu konuyu Türkiye’ye mal etme konusunda proje yönetim desteği istiyoruz. Türkiye’de toplumun aydınlatılması, projelerin tanıtılması ve sivil toplum örgütleri ve kamuyla ilişki kurulması konularında destek istiyoruz” dediler ve bizi ikna ettiler.

Ondan sonra sanki bir kapı aralandı ve hiç bilmediğimiz bir başka dünya olduğunu keşfettik. Böylesi önemli bir konuya ne kadar yabancı kalmış olduğumuzu fark ettikçe ilgimiz arttı. Şahsen, sanki kendi ayıbımı fark etmiş ve bunu kapatmak için bir fırsat yakalamıştım. Eşim de benzeri duygular içindeydi.

Qatrain2 projesine ek olarak yine buna çok yakın ETTAD projesini yürüttük. Bu projeler 2009’da tamamlandı. Her ikisinin de sonunda kaynaştırma eğitimi veren eğitmenlerin referans olarak yararlanabileceği web siteleri ortaya çıktı (www.qatrain2.eu, www.ettad.eu). Bu sitelerden sadece öğretmenler değil, engelli öğrencilerin aileleri ve yakınları da faydalanıyor.

Ardından yine aynı üniversite, çalışmalarımızdan memnun kalmış olduğundan üçüncü bir projeye davet etti. Bu kez engelli öğrencilerin kendilerine yönelik bir web sitesi hazırlanacaktı. 2009-2011 arasında sürdürdüğümüz bu çalışmalar daha kapsamlıydı. Bu kez engelli öğrencilerle birebir temas kurmamız, onlarla bazı uygulamalar yapmamız gerekiyordu. Bu daha da heyecan vericiydi. Bir yerde teoriden pratiğe inecektik. İki yılın sonunda çok pratik ve öğrenciye hitap eden nitelikte bir web sitesi oraya çıktı. İsmini de kolay akılda kalacak şekilde www.engelsizegitim.com olarak seçtik. Resmi proje adresi ise www.q4s.eu.

Bu siteleri hazırlarken pek çok şey öğrendik. Öğrendikçe derya deniz bir alanda olduğumuzu fark ettik. Tabii pek çok kurumdan da destek aldık. Ankara’da OZİDA, yani Başbakanlık Özürlüler İdaresi ile yakın çalıştık. Tercüme ettiğimiz bilgilerin Türkiye şartlarına uyarlanmasında bize rehberlik ettiler. Eğitim Müdürlükleri ile temaslarımız oldu. Bizi kaynaştırma eğitimi yapan okullara yönlendirdiler; uzman eğitmenlerle temas ettirdiler. Engelli derneklerinin bir kısmıyla yakın çalışmalarımız oldu. Bu çalışmaların tümünde Engelsiz Kariyer kurucusu Mehmet Kızıltaş’tan da destek aldık. Kendini engellilik konusuna vakfetmiş bir kişi olmasının ötesinde gazeteci kimliği ve ciddi bir network’ü olması nedeniyle bizi doğru adreslere yönlendirerek projenin tanıtılmasına katkı sağladı.

Engelli öğrenciler ve ailelerine bu bilgileri ulaştırmamıza yardımcı olmaları için birçok engelli derneği ve vakfıyla temas halinde olduk. Bu derneklerin web sitelerinden bizim hazırladığımız sitelere link verilmesini istedik. Ancak ne yazık ki bu konuda bir sonuç alamadık. Bilgi çağında olduğumuz söylense de bu dernekler halihazırda engellilerin temel sorunlarıyla ilgileniyor. Oysa engelli çocuklar ve ailelerine bilgi kaynağı sağlamaları şeklinde çok önemli bir rol üstlenmeleri gerekiyor. Sivil toplum örgütlerinin (STK) pek çok sorunu var. Bir kere çoğunun mali yapıları çok kötü… Çabaları, daha çok devletten engellilere yönelik parasal hak sağlamaya yönelik. Vizyon sıkıntıları oduğunu söyleyebiliriz. STK’larla ilgili gördüğümüz bir sorun da ‘bölünmüşlük’. Son yıllarda Hükümet’e yakın ve uzak duranlar diye bölünmüş durumdalar. Bu engellilerin sorunlarının savunulmasında bir zafiyet oluşuyor. Kişisel çıkarlardan bir miktar feragat edip birlikte çalışmaları lazım. Hükümet’in de zaten bir yandaş engelli STK’sı peşinde olduğunu sanmıyorum. Engellilerin sorunları, tüm partilerimiz arasında büyük oranda konsensüs oluşmuş konulardan biri olma özelliğini taşıyor.

Web sitelerimize erişen birçok engelli ailesi veya engelli bizi telefonla arayıp yardım istiyor. İşte bu noktada kendimizi çaresiz hissediyoruz. Çünkü çok spesifik sorular yöneltiyorlar ve onlara “biz uzman değiliz, bir uzmana danışın veya şu şu kuruluşlara başvurun” gibi yönlendirmeler yapabiliyoruz ancak. Zaman zaman isyan edesim geliyor. Keşke daha çok bilgim olsaydı diye. Çünkü bu insanlar gerçekten çok çaresizler. Örneğin geçenlerde arayan bir anne bana çok tesir etti. Kendisine kanser teşhisi konmuş; 19 yaşında ruhsal bozuklukları olan oğlu için kaygılı. Ölmeden oğluna bir meslek edindirmek için çırpınıyormuş. Gitmedik kapı bırakmamış. Çünkü oğlu agresif hareketleri nedeniyle normal bir okula kabul edilmiyormuş. Bir çıkış yolu bulmak için danışmak istiyordu. Elimden geldiğince yönlendirme yaptım. Ama birçoğunu zaten denemişti.

Anlıyorum ki engelli çocuğu olan ailelerin sorunlarıyla doğrudan ilgilenecek danışma ve koordinasyon merkezlerine ihtiyaç var.

Ama çok daha temel konuları toplum olarak çözmemiz gerekiyor. Örneğin bir engelliye nasıl hitap edileceği, onunla aynı çatı altında nasıl birlikte çalışılacağı, nasıl birlikte eğitim görüleceğinin daha çocuk yaştan itibaren öğretilmesi gerekiyor. İşte bu noktada başta sözünü ettiğim bu web sitelerinin önemli bir misyon üstlendiğini söylemem yanlış olmaz sanırım.

Bu siteler her ne kadar mesleki eğitim ve yaşam boyu eğitime yönelik hazırlanmış olsa da, ilköğretim eğitmenleri için de son derece yararlı. Hatta engellilere nasıl hitap edilmesi, nasıl muamele edilmesi konusunda olan bölümün tüm Türk vatandaşları tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum. Öğrencileri kırmadan kendilerine ve ailelerine nasıl hitap edilmesi gerektiği, sınıftaki bir öğrencinin disleksisinin nasıl anlaşılabileceğine yönelik test gibi faydalı bilgiler de yer alıyor.

Hatta eşimin bir önerisi var: günlük bir gazete bu bölümü kitapçık haline getirerek bir pazar eki olarak dağıtsa, nüfusumuzun %12’den fazlasını oluşturan engelli vatandaşlarımıza büyük bir katkıda bulunacak diyor.

Bu çok önemli bir konu, zira ülkemizde engeli olmayan vatandaşlarımız engelliler konusuna, acıma ve yardım etme anlayışıyla bakıyorlar. Engellilerin bizlerle eşit bireyler olduklarını, okuma, çalışma, sağlık gibi sorunlarına acıma duygusuyla değil de bir insan hakkı olarak bakmamız gerektiğinin bilincinde henüz değiller. Bu anayasamız ve kanunlarımızda doğru şekilde tanımlanmış ama, daha toplumumuzun ortak anlayışına yerleşmiş değil. 

AB Projelerinin bir özelliği de birkaç ülkenin aynı projede yer alması ve bu ülkelerdeki bilgilerin paylaşılması. Bu sayede bazı kıyaslamalar yapmamız mümkün oldu. Ülkemizin mevzuat açısından epey ileri bir noktada olduğunu söyleyebiliriz. Ancak uygulamaya bakıldığında henüz engellilerin toplumla iç içe olduğunu göremiyoruz. Örneğin İngiltere’ye gittiğiniz zaman birçok engellinin çeşitli görevlerde aktif çalıştığına şahit oluyorsunuz. Maalesef bizde çoğu işletme, engelli çalıştırma zorunluluğunu bir “zorluk” olarak görüyor ve etrafından dolanarak, gerekirse ücretini ödeyip işe getirtmeyerek, engelliyi çalıştırmama yolunu seçiyor.

Ama bir AB ülkesi olan Yunanistan için bunu söylemek mümkün değil. Örneğin Atina sokaklarında gezerken tüm kaldırımlarda görme engelliler için özel döşenmiş taşlarla rehber çizgiler oluşturulduğunu görüyorsunuz ama bu kaldırımların büyük bir kısmı ya araç parkı şeklinde ya da bir restoranın kaldırıma taşan masa ve sandalyeleriyle engellenmiş durumda. İstihdam açısından da engelliye pek raslanmıyor.

Oysa İngiliz ortaklarımız bize kendi ülkelerinden engelli istihdamına yönelik pek çok örnek verebiliyor. Örneğin zihinsel engelli bir kişinin çok iyi güvenlik görevlisi olarak çalıştığını çünkü engeli nedeniyle engeli olmayan kişiler gibi istisnalara izin vermek suretiyle güvenliği riske etmiyorlarmış. Bu bana çok ilginç geliyor mesela. Oysa ülkemizde zihinsel engelli dendiği anda topyekün devre dışı bırakılıyor.

Bu konuda işverenlerin bilinçlendirilmesi lazım. İşveren engellilerin pek çok işi engeli olmayanlar kadar iyi yapabileceğini, hatta yukarıda verdiğim örnekteki gibi bazı konularda engelsizlerden daha başarılı olabileceğini öğrenmeli. Engelli birini, engelli kotası, ceza korkusu, acıma duygusu nedeniyle değil, gerçek ihtiyacını en iyi şekilde karşılayabilmek için işe almalı. Buna karşılık engelli vatandaşlarımız da işe girdiklerinde durumlarını suiistimal etmemeli, girdikleri işlerde başarılı olabilmek için ellerinden geleni yapmalılar. Maalesef kötü örnekler duyuyoruz.

Pek tabii ki devletimizin engellilerin eğitimi konusuna odaklanması çok önemli. Engeller, ancak iyi ve kaliteli eğitimle aşılır. Siz iyi bir eğitim almışsanız kimse engelinize bakmaz. Bu bağlamda, temel yetenek eğitimlerinden sonra son derece pahalı bir çözüm olan uzman engelli okullarından uzaklaşması ve kaynaştırma eğitimine önem vermesi gerekli. Yani görme engelli bir çocuğu en geç okul öncesi yuva eğitiminde belirleyebilmeli, okulun ilk dönemlerinde Braille alfabesini öğretmeli ve derhal kaynaştırma eğitimine dahil etmelidir. Bu sayede, engelsiz kişilerin de daha ilköğretim çağında engellilerle birlikte yetişmesi ve engellilere karşı zihinlerinde oluşan önyargıların da önüne geçilmiş olur.

Bir başka çözüm önerim Vietnam’da gördüğümüz bir modele dayanıyor. Bu ülkede Vietnam Savaşı sonucu sakat kalan, hâla mayınlarla karşı karşıya olan önemli bir nüfus var. Devlet burada engellilerin kooperatif ve şirket kurmasını teşvik etmiş. Tabii eskiden kapalı ekonomi içerisinde belli sektörlerde iş yapma tekelini bu firmalara vererek ayakta tutmak ve para kazanmalarını sağlamak mümkün olmuş. Ancak, Vietnam dünyayla rekabete açılınca ve ekonomide sosyalist düzeni terk edince, engelsizlerin şirketleri ve ithal ürünlerle rekabet etmek güçleşmiş. Bu durumda bu şirket/kooperatiflerin rekabet edebilmeleri için yeni çözümler üretmişler. Örneğin, engellilerin engelsizlere oranla daha başarılı olabildikleri ve engelsizlerin fiyat avantajının söz konusu olmadığı sanatsal ürünlere ağırlık vermişler. El işleri, nakış, mermer hediyelik heykelcikler, yerel motifleri ön plana çıkaran resimler yapmak bu işletmelerin ana konuları arasında yer alıyor. Bu ürünler turistlerin ziyaret ettiği pek çok noktada açılan dükkanlarda satışa sunuluyor. Türkiye’de de uygulanabilecek, hatta geliştirilebilecek bir yöntem.

İstihdam konusunu yasalarla çözmek tek başına yeterli değil bence. Bir geçiş dönemi için bu gerekli, ancak bu hep böyle devam etmemelidir. Aynı mantıkla hareket edersek, işverenlerden kadın kotası, Roman vatandaşlar için de kota talep etmemiz gerekir. Onun yerine işverenin iş mekanını engelli çalıştırmaya uyumlu hale getirmesine destek olmak, engelli (ve engelsiz) vatandaşlara girişimcilik eğitimi vererek kendi işlerini kurmalarını sağlamak daha doğru bir yaklaşımdır. Bu sayede ülkenin işsizlk sorunu da, kurulacak bu mikro işletmelerle bir miktar hafifletilebilir. Unutmayalım ki kurulan her yeni iş, istatistiksel olarak engelli/engelsiz beş kişiye iş olanağı sağlar. Engelli vatandaşlar tarafından kurululacak işyerlerine ise KOSGEB ve İŞKUR gibi kurumlardan başlangıç sermayesi desteği ve temel eğitim desteği verilebilir. 

14.02.2012

Değerlendir (1 oy, ortalama 5.00 yıldız)