Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Asuman Kafaoğlu Büke

akafaoglu@gmail.com

Büyüme & Öğrenme

Asuman Kafaoğlu Büke

Trafik kazası geçirdikten sonra hem ailemin hem de yakın dostlarımın bebekleri oldu. Hepsini çok sevdim fakat üç yeğenimle özellikle çok yakın oldum. Doğdukları andan itibaren büyümelerinin her aşamasını yakından izleme fırsatı buldum. İki tanesi artık büyüdüler (21 ve 18 yaşındalar) onlardan “çocuk” olarak söz etmek doğru olmaz; ama üçüncüsü hala küçük sayılacak yaşta, ilkokul birinci sınıf öğrencisi. Çocukların büyümelerini, çevrelerine verdikleri tepkileri ve akıl yürütmelerini izlemek inanılmaz eğlenceli. Ayrıca en doğal halde düşünmemiz gerekenler hakkında da bilgi veriyorlar bize.

Bu konuları düşünürken yıllar önce okuduğum bir kitap geldi aklıma: Jostein Gaarder’in yüzbinlerce insana felsefeyi sevdiren  romanı  “Sofi’nin Dünyası”nın (çev.: Gülay Kutal, Pan yay., 1995) giriş bölümünde algılarımızın nasıl zamanla alışkanlıklara dönüştüğünü anlatıyor yazar.

Bir sabah anne, baba ve 2-3 yaşındaki küçük Tomas mutfakta oturmuş kahvaltı etmektedirler. Anne ayağa kalkıp arkasını masaya dönerek tezgaha yönelir. İşte tam o sırada olanlar olur ve baba tavana yükselip fıldır fıldır dönmeye başlar. Tomas durup babasını seyreder.

Sence Tomas ne der o zaman? Belki elini babasına doğru uzatıp, -- Bak, baba uçuyor! der.

Tomas şaşıracaktır kuşkusuz, ama o hep şaşırmaktadır zaten! (...) Sence Tomas ve annesinin gösterdiği tepkiler neden böylesine farklı? Bunun alışkanlıkla ilgisi var. Anne, insanların uçamayacağını öğrenmiştir. Tomas ise öğrenmemiştir. Dünyada neyin mümkün olup neyin olmadığından hala emin değildir.

Yazarın sözünü ettiği deneyimi, benzer şekillerde, yaşı küçük çocuklarla defalarca yaşadım ben de. Beni doğdukları günden beri tanıyan çocuklar için tekerlekli sandalye her zaman oyunun bir parçası oldu. kucağıma oturup gezmekten hoşlandılar hep. Bir bisiklet gibi eğlenceliydi onlar için. Ben kanepeye geçtiğimde iki yeğenim kavgaya tutuşurdu hangisi oturacak diye. Sandalye ile dolaşmaya bayılırlardı.

Bazen de beni doğduğu andan beri tanımayan, ilk kez hayatında tekerlekli sandalye gören çocuklarla karşılaşıyorum. Geçenlerde 3 yaşlarında bir çocuk yanıma gelip övünürcesine “biliyor musun, benim de bisikletim var,” dedi.

Gözlemlediğime göre, bu dünyayı olduğu gibi kabul etme hali çocuk ilkokula başladığında yok olmaya başlıyor. Bunun yerine zihninde neyin doğru, neyin yanlış ve eksik olduğu bilgisi yerleşiyor. Yeğenlerim de ilk kez akıl edip bana neden tekerlekli sandalyede olduğumu ilkokula başladıktan sonra sordular. Kazayı detaylarıyla öğrenmek istediler. İlk başlarda hazırlıksızdım ama sonraları omuriliğin nasıl yaralandığını, yaralarımızın izi gibi bunun da böyle iz bıraktığını anlattım onlara.

Bu konuları düşünürken, MS (multipl skleroz) hastası bir arkadaşımla ilgili ne zamandır unuttuğum anım geldi aklıma. MS’li arkadaşımla karısının bir yaşında bebekleri vardı. Bebek, mamasını yerken annesine tüm kaprislerini yapıyordu; annesinin ağzına uzattığı her kaşıkta başını oynatıyor, doğru düzgün yemiyordu. Ama yemeği arada sırada da olsa babası yedirdiğinde, hemen doğrudan babasının elindeki kaşığa yöneliyordu. Biliyordu ki babasının o kaşığı havada fazla uzun süre tutmasına olanak yok; ayrıca bu eylemin babası için kolay olmadığının da farkındaydı. Annesine yaptığı kaprislerin hiç birini yapmadan, babasının kaşığı tuttuğu yöne doğru mutlaka kendisi gidip yemeğini yiyen bir bebek oluyordu. Bebeğin bu davranışı gerçekten de şaşkınlık yaratacak düzeydeydi. Aynı şekilde yeğenlerimin de benimle oyun oynarken çok çabuk benim sınırlı hareketlerime adapte olduklarını gözlemlemişimdir. 

Çocuklar aslında fiziksel ve ruhsal olarak çok kolay uyum sağlarlar çevrelerine. Ve asla önyargılı ya da ahlaki değerlendirmeleri olmaz. Bazen onların safça bakışlarına bizim de sahip olmamız gerekiyor. Dünya adaptasyonumuz ve çevre uyumumuz daha rahat olurdu o zaman.

23.04.2012

Değerlendir (3 oy, ortalama 3.67 yıldız)