Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Oya Tekin

oyatekin@gmail.com

Engelliler Haftasında Ne Olduğunu Bilmeyen Engelliler…

10-16 Mayıs tarihleri 156 ülkede Engelliler Haftası olarak kutlanır, aynı zamanda değerlendirilir.

Hoş neyin kutlaması yapılıyorsa engellik kutlanası bir şey değildir oysaki.

Bu hafta boyunca; sakatlık sorunu, sakatlığın önlenmesi ve engellilerin eğitimi konusu üzerinde durulur. Sorunlarına yer verilir.

Tabi her zamanki gibi sadece belirli haftalarda konuşulan konular bir sonraki yıla kadar hafta bitince rafa kalkar.

Şunu da söylemekte fayda var tabi her ne kadar birçok şey rafa kalksa da engelli sorunları konusunda önemli yaptırımların sağlandığını önemli bir yol alındığını da inkâr etmemek gerek.

Öte yandan alınan yolda bir yandan kazanımlar sağlanırken bir yandan da hak kayıplarına uğrandığı da önemli bir gerçek olduğunu unutmamak gerekir.

Türkiye, uluslar arası sözleşmeleri rahatlıkla imzalayıp onaylıyor. Bu sözleşmelerin sorumluluklarını yerine getirmek ve denetlemek gibi bir derdi yok çünkü. İnsanların olumlu anlamda hayatlarını değiştirmesi gereken bu sözleşmeler nedense bizim ülkemizde daha da perişan etmiş durumda hayatları.

Verilen haklar uygulamaya gelince kurnazca yönetmeliklerle deliniyor. Kaşıkla verilip kepçeyle alınıyor.

Örneğin Rapor Yönetmeliği değişince yüzlerce engelli bir gecede engelsiz oluverdi.

Oysa hiçbirinin bacakları bir gece de uzamadı, hiçbiri bir gecede sandalyeden kalkıp yürümedi.

Bir anne bu konuda ki ümitsizliğini şu şekilde dile getiriyor; “ İşitme engelli 6 yaşında oğlum için işitme derecesi belli olan heyet raporu aldık, arkasından, tasdik edilmiş 2 senelik okul öncesi eğitim alabilir raporu da alınmıştı. Her şey buraya kadar güzel ancak bu iki senelik süre bitince bizi,rehberlik merkezine yönlendirdiler,mükemmel diye düşünüp ,işin daha disiplinli ve de insana yatırım olabileceği kanısı uyanmışken bende, sonuçta bu kurumunda sadece sıradan bir bürokrasi olduğu gördüm..

Raporu eğitimine devam edebilmesi için eğitim kurumunun yönlendirmesiyle ve isteğimizle başlattık. Yararı oldu bu sene normal okula vereceğim bununla beraber destek olarak bu eğitimi de almasını istiyordum.

Sonuç olarak eğitim alabilmesi için engelli oranının %40 olması gerek. Ve bana yeniden kurula girsin dediler. Sanırım bu kuruldan %40 çıkmayacağı açıkça belli. Bu çocuk 6 yaşında doğru bir eğitim almazsa bu oranın büyüyünce emin olun %90lara çıkacağı kesin ne topluma kazandırabilirsiniz, ne de kendine olan güvenini kazandırabilirsiniz.”

Bir başka engellide şöyle dile getiriyor yaşadıklarını;  “2006 öncesi aldığım rapora göre engelliydim. Raporumla memur sınavlarına katıldım. Kazandım. Vergi muafiyetinden yararlanmam için hastaneye sevk edildim. Hastanede “özürlü olmadığım” ortaya çıktı. Bunun üzerine KPSS’ sınavlarına girdim, yine kazandım. Memur olabilmem için sağlam raporu istediler. Aynı hastane engelli olduğuma dair rapor verdi, memur olamadım. Şimdi engelli miyim yoksa sağlam mıyım? Karar verin, ben de bileyim.”

Bugün rapor oranlarının düşmesiyle ne engelli ne de sağlam statüsünde olan yüzlerce engelli varken engelliler konusunda tam yol aldık diyebilir miyiz?

Ruhsal sorunları olan, sağlık sorunları olanlar %60’lara varan raporlar alırken ortopedik bir engelli %40’ın altında rapor alıyor.

Evet, sağlık sorunları da bir engeldir ama sakatlık değildir. Aynı yaşlılığın bir engel olup sakatlık olmadığı gibi.

Uzun yıllar sakat hakları için mücadele veren el yordamıyla hayata karışan ayrımcılığa uğrayan sakatların rapor oranlarının düşmesiyle engelli haklarından yararlanamaması kadar vahim bir durum olamaz.

Ve ne yazık ki bu konuda yapılan hiçbir çaba sonuç vermemiştir.

Onca mücadeleden yararlananlar ise sakatlık adına elini taşın altına koymamış hayatın her imkânından sağlamlara sunulan hizmetlerden yararlanmış insanlar yararlanmaktadır.

Oysaki sakatlık mücadelesi verenler hayata el yordamıyla karışmışlardır.

Eğitimin önündeki engeller, meslek seçimlerinin önündeki engeller, mimari engellere bir de kör bakışların ayrımcılığı eklenmiş hayata karışıp dik durmaya çalışmışlardır.

Tüm bunlarla savaşıp engelsiz bir dünya olmasa da tamamen daha yaşanır bir alanda var olma zamanına kavuşmuşken şimdiyse ne engelli ne de sağlam yerine konulmadıklarıyla kalmışlardır ortada.

Bu durumda verilen haklarında bir anlamı kalmamıştır.

Yani onca mücadele hak kaybına sebep olurken ne anlamı kalmıştır verilen mücadelelerin diyor insan.

Doğa felaketlerinin, şiddetin, akraba evliliklerinin ve dünya ikincisi olarak trafik kazalarının ülkesi Türkiye’de engellilerin ve ailelerinin durumu trajik boyuttayken Engelliler Haftası yapılsa ne olur yapılmasa ne olur?

Ne sağlam ne engelli olduğunu bilmedikten sonra!

Sahi kim, ne bu insanlar?

24.05.12

Değerlendir (Henüz oy almamış)