Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

İçimizden Biri

‘Engellilere Güvenin, Onlara Bir Şans Tanıyın’

Resim: Kerim ve Selim yanyana müzik provası yaparken.

Onları hiç kimse birbirinden ayıramaz ve hep aynı anda iki isimle çağırırlar, birlikte olsalar da olmasalar da. Kerim ve Selim Altınok kardeşler yaşamlarıyla, başarılarıyla kendilerini daima hayata adayan örnek ikizler. Onlar hem avukat, hem müzisyen hem de Türkiye Satranç Şampiyonu.  

Türkiye’nin başarılı ve örnek ikizleri olarak sizi tanıyoruz ama tanımayanlar için  kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
Kerim/Selim: 1963 yılında İstanbul’da doğduk. Retina tabakasındaki bir sorun nedeniyle görme engelliyiz. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra aynı üniversitede master ve ardından doktora eğitimimizi tamamladık. Ayrıca İstanbul Devlet Konservatuvarı Batı Şan Bölümü’nden mezun olduk. İngilizce biliyoruz. Yabancı dili tamamen kendi çabalarımızla öğrendik. İngiltere’den getirttiğimiz kabartma yazılı kitapları çalışarak dilimizi geliştirdik. Serbest avukatlık yaptık. Bir kamu kurumunda danışman olarak çalıştık. Müzikle profesyonel olarak uğraşıyoruz. Birlikte konserler veriyoruz, programlara çıkıyoruz. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı halk eğitim bünyesinde görmeyenlere bilgisayar öğretmenliği yapıyoruz.    

Önce hanginizden başlayacağımı bilmiyorum ancak hep adınızın anıldığı büyük küçük değil de harf sırasına göre (Kerim-Selim) gibi ilk Kerim’den başlamak istiyorum. Hem görme engelli hem de ikiz olarak okul yıllarınız nasıl geçti?
Kerim: Okul yılları başarılı ama zor geçti. Zordu çünkü ilkokul ve orta öğrenim sırasında gözlerimiz  biraz görüyordu.  O dönemlerde ne biz ne ailemiz ne de öğretmenlerimiz bizim kör olduğumuzun farkında değildi. Gözlük takıyorduk ve bunun tüm sorunu çözdüğü varsayılıyordu. Görenlerin gözlerini kullanarak yaptıkları her şeyi bizim de yapmamız bekleniyordu. Ödev hazırlıyor, defter tutuyor ve yazılı sınavlara giriyorduk. Hatta resim dersinden bile sorumluyduk. Derslerimizde hep başarılıydık. İyi ve çalışkan birer öğrenciydik ama göze ve görmeye dayanan şeyler bizi yoruyordu.

Sekizinci sınıftayken görme sorunumuz iyice ilerledi ve nihayet durumun farkına varıldı. Tam teşekküllü bir hastaneden göz doktorlarından rapor aldık. Bundan böyle defter tutma ve yazılı sınav verme yükümlülüğünden muaf tutulduk, resim dersinden de öyle tabi. Sınavlara sözlü girmeye başladık. 

iki başarılı Avukat olarak mesleğinizi sürdürüyor musunuz? Bir görme engelli olarak mesleğinizi nasıl tanımlayabilirsiniz ve sizin için zor mu yoksa kolay mı?
Kerim/Selim: Üç yıl serbest olarak avukatlık mesleğini yaptık. Sonrasında bir kamu kurumunda danışman olarak çalıştık. Avukatlık kısmen beyin gücü ve muhakemeye, kısmen de harekete dayalı bir iş aslında. Beyin ve düşünceye dayalı tarafı bir görmeyen için görenden farklı değil. Bir davayı önce kafanızda planlıyor ve çözüyorsunuz. Şimdi bilgisayarları da sesli programlar yardımıyla kullanabildiğimiz için kitaplara ve mahkeme kararlarına ulaşmamız, kanun ve yönetmelikleri incelememiz kolaylaştı. Bu konularda gören bir kimse kadar kolay bilgiye ulaştığımızı söyleyebilirim. İnternet ve hukuk siteleri görmeyen avukatın da işine yarıyor. Ancak sonrasında mahkemelere, mahkeme kalemlerine ve icralara gitme işi var. Görmeyen avukat beyaz baston sayesinde her yere gidebiliyor, Belki görenlere oranla daha yavaş hareket edebiliyoruz ama sonuçta üzerimize aldığımız işi zamanında bitirebiliyoruz. Bu mesleği başarıyla sürdüren arkadaşlarımız var. Ancak biz şu anda avukatlık yapmıyoruz.

İlk iş deneyiminiz ne zaman ve nasıl başladı?
Kerim: Ben fakülteden mezun olduktan sonra aynı sınıfta okuduğumuz bir arkadaşın açtığı büroda ilk avukatlık deneyimlerimi yaşadım. 1987 yılında bu büroda çalışırken ilk davama çıktım. Sekiz ay bu büroda çalıştıktan sonra kardeşimle birlikte kendi ofisimizi açtık. Serbest avukatlığa orada devam ettik. Birkaç yıl sonra bir kamu kurumunda danışman olunca serbest avukatlığı bıraktık. Ama avukatlıktan önce ilk para kazanmam başka bir işe dayanıyor ondan da bahsedeyim. Fakülteyi bitirdikten sonra iş ararken müzik birikimimden yararlandım. Gazeteye ilan verip bulduğum öğrencilerime klasik gitar dersi verdim. Bu yolla 25 kadar öğrencim oldu. Hepsi gören kimselerdi. Onlara görenlerin kullandığı notayla yazılmış bir gitar metodundan ders veriyordum. Bu metodu ben daha önce kabartma yazıyla notaya çektiğim için onları çalıştırırken notaları ben de takip edebiliyordum.

Selim: Benim ilk iş deneyimim kardeşimle açtığımız büroda oldu. Kerim daha önce bir arkadaşın bürosunda avukatlığa başlamıştı. O nedenle benden daha deneyimliydi. Kendi büromuzda birkaç yıl serbest avukatlık yaptık. Avukatlıktan önceyse birkaç kişiye İngilizce dersi verdim. Ayrıca kardeşimle birlikte müzik yaparak az da olsa bir şeyler kazandığımız oldu. Avukatlıktan sonra müziği bırakmadık. O da bizim için hem bir hobi hem de ikinci meslek gibi devam etti.

Engelli bir birey olarak iş dünyasında karşılaştığınız zorluklar oldu mu? Bize kısaca anlatabilir misiniz?
Kerim: Elbette oldu. Avukatlık mesleği güvene dayalı bir meslek. İnsanlar görmeyen bir avukata dürüstlük anlamında güvenebiliyorlar ama onun nasıl iş yapabileceğini düşünemedikleri için bu anlamda şüpheleri oluyor. Ancak zamanla ikna oluyorlar. Müzik ve ders verme işindeyse görmemek karşı tarafı o kadar etkilemiyor. Görmeyen müzisyen imajı tarihte çok eskilerden beri var zaten. Hatta görmeyenlere yakıştırılan bir numaralı iş, ilk akla gelen meslek genellikle müzik oluyor. Bir de santral görevlisi tabi. Artık bunlar aşıldı, İki yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’ne gittik. Orada NFB adlı Amerika’nın en büyük kör örgütünün bir hafta süren toplantılarına katıldık. Körlerin yapabildiği değişik meslekleri ve bunları icra eden görme engellileri tanıdık. İş adamları, bal üreticileri, diş hekimi, Nasa görevlisi ve hatta pilotluk yapan görmezler var.  
Selim: Bu konuda Kerim’in dediklerine katılıyorum. Ona ilaveten belirteyim ki, biz öğretmenliği görmeyen için çok önemli bir iş olarak kabul ediyoruz. Özellikle bazı alanlarda mesela bilgisayar eğitiminde görmeyen öğrencilere yine  görmeyen bir öğretmenin ders vermesi gerekiyor. Çünkü körlerin kullandığı ekran okuyucu programı en iyi yine körler anlatabiliyor. Bu programın püf noktalarını keşfedebilmek için görmemek gerekiyor. Gören hoca fare kullanımına alışmış oluyor. Biz görmeyenler ise her şeyi klavyeden kısa yol tuşlarıyla yapıyoruz.

Birçok konuda lider ve öncülük ettiğiniz çalışmalarınız var. Türkiye’nin görme engelli olarak satranç şampiyonusunuz ve başarılarınızı neye borçlusunuz?
Kerim: Elbette düzenli çalışmaya borçluyuz. Bir de yaptığımız şeyi sevmeye. Örneğin kimse bizi satranç çalışmaya zorlamıyor ama içimizdeki istek bizi buna itiyor.

Selim: Her şeyin başı düzenli çalışmak. Satrançta oldukça iddialıyız. Sonradan Türkiye şampiyonu olan bazı güçlü gören oyuncuları da yendiğimiz oldu. Hatta 1996 yılında ülkemize gelen dünya şampiyonu Anatoly Karpov ile ben özel bir simultane (çoğul gösteri) maçında berabere kaldım. 

Bize elde ettiğiniz başarılarınızdan ve aldığınız ödüllerden bahsedebilir misiniz?
Kerim: Satrançta 1999 yılından beri düzenlenen görmezler arası turnuvalarda çok sayıda birinciliklerimiz var. Ev madalya ve kupa dolu. Sayısını söyleyemem ama onları koyabilecek yer bulmakta zorlandığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. En önemlileri Türkiye şampiyonluklarımızın yanı sıra, Balkan şampiyonası ve Florya’da yapılan uluslar arası turnuvada benim ve kardeşimin aldığımız ikincilik ve üçüncülük madalyalarımız. Bir de ben İspanya’da dünya şampiyonasında ilk 15’e girdim. Avrupa düzeyindeki bir şampiyonada ise Almanya’da onuncu oldum. Aslında madalyaların sayısından çok nitelikleri önemli. O kadar çok güzel turnuvaya katılmış olmamız bizi mutlu ediyor. Geçen yıllar içinde sayısız turnuva sayısız arkadaşlık ve tanışmalar anılar demek aynı zamanda. Alınan dereceler kadar bunlar da önemli. Bizim amacımız gittiğimiz turnuvalarda genç görmeyen arkadaşlara satrancı sevdirmek. Satranç görmeyenler için uygun bir spor, bir beyin sporu. Görmeyenlerin görenlerle birlikte yapabilecekleri ve yarışabilecekleri nadir spor dallarından da birisi. Çok zevkli ve yararlı. Bu nedenle biz görmeyen arkadaşlarımızın satrancı öğrenmesini çok istiyoruz. Yeri gelmişken ekleyeyim, bu amaçla ülkemizde ilk defa kabartma bir satranç kitabı hazırladık. Bir sivil toplum kuruluşu sponsor oldu ve kabartma olarak basılmasını üslendi. Bu günlerde onu tüm körler okullarına ve derneklere, görmezler spor kulüplerine ulaştırmaya çalışıyoruz. Bir de sesli CD hazırladık, Körlerin satranç eğitimi amacıyla, bunu da sesli kütüphanelere gönderiyoruz.

Selim: Kerim satrançtan bahsetti ben de müzikten bahsedeyim. 1994 yılında Altınokta Körler Derneği’nde görmezlerden oluşan bir çok sesli koro kurduk. Bu ülkemizde sanırım ilkti. O koroyla birçok ödül kazandık. Özellikle Ankara’da yapılan Türkiye Korolar Şenliklerinde topluluğumuz bizim şefliğimizde her yıl farklı ödüller kazandı. Bunların hiç biri de görmediğimiz için verilmedi. Koronun başarılı performansı için verildi.
Ödül anlamında bir de üniversiteyi bitirirken aldığımız hediyeden bahsetmek isterim. 1985 yılında İ.Ü. Hukuk Fakültesini Kerim sınıf birincisi ben ise sınıf ikincisi olarak pekiyi dereceyle bitirmiştik. Mezuniyet töreninde diploma ve hediyelerimizi o zamanın İstanbul Valisi olan Sayın Nevzat Ayaz’ın elinden almıştık. Hediyeyi de söyleyeyim, bir adet walk-man. O günü hiç unutamam. 

Sizi görenler hep şaşırıyordur. Acaba Kerim mi? Yoksa Selim mi diye buna benzer yaşadığınız keyifli anlarınız var mı?
Selim: Evet var. Mesela avukatlık yaparken her zaman Kerim’in gittiği bir mahkeme kalemine bir gün benim gitmem gerekmişti. Herkes hoş geldiniz Kerim Bey diye beni karşıladı. O gün de çok acelem vardı. “Hayır ben Kerim değilim, Selim’im onun ikiziyim siz karıştırıyorsunuz” diye uzun uzun açıklama yapacak vaktim yoktu. Mecburen o gün için Kerim oldum. Bozuntuya vermeden öylece memurlarla selamlaşıp işimi gördüm. Üniversitede de özellikle profesörler bizi çok karıştırırlardı. Sınıfta el kaldırdığımızda genellikle ayıramadıkları için “buyur Selim-Kerim” derler işin içinden çıkarlardı. Birçok kişinin aklına gelmiştir, biriniz diğerinin yerine sınava girdimi diye. Asla böyle bir şey olmadı. Çünkü her zaman aynı sınıfta okuduk ve aynı anda sınavlara girdik. Ayrıca ikimiz de hemen hemen aynı düzeyde puan alırdık. Notlarımız birbirine çok yakındı. Yani böyle bir şey yapmaya hiçbir zaman ihtiyaç olmadı.

Çalışma hayatınızdaki prensip ve kurallarınız var mı? Bunlar neler anlatabilir misiniz?
Kerim: Çalışma hayatında disiplin, dürüstlük ve düzenlilik asıl ilkemizdir.
Selim: Kerim’e aynen katılıyorum. Şu anda danışmanlık yaptığımız kamu kurumundan emekli olmuş durumdayız. Halen Bakırköy Halk Eğitim Merkezi’nin öğretmeni olarak  görme engellilere sesli bilgisayar eğitimi kursu veriyoruz. Haftanın belli günleri sabahtan akşama kadar nefesimiz tükenip sesimiz kısılıncaya kadar ders anlatıyoruz. Bir görme engelli arkadaşımıza daha bilgisayarı ve onun bizim için sunduğu nimetleri öğretebilirsek bu bizim için en büyük mutluluk. Akşam eve yorgun geliyoruz ama o denli de huzurlu ve mutlu! İnsanın sevdiği işi yapması çok güzel.

Kariyer ve İş dünyasında engellilere daha fazla fırsatlar sunulması için sizce neler yapılmalı?
Kerim/Selim: Biz öncelikle kendi alanımızdan başlayalım, görme engellilerin artık yeni meslek alanları bulmaları gerekiyor. Eskisi gibi herkes hukuk okuyup avukat olmayı düşünmemeli. Çünkü bu alanda fazla yığılma oldu, örneğin İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatların sayısı yirmi bini aştı. Serbest çalışıp para kazanmak görmeyenler için değil görenler için bile eskisine göre daha zor. Görmeyen hukukçuları ne yazık ki henüz kaymakam, hakim ya da savcı da yapmıyorlar ülkemizde. Öğretmenlik, işletmecilik, masörlük ve daha bir çok yeni alan bulunmalı, denenmeli. Diğer özürlüler mesela ortopedik engelliler bu alanda bizden daha şanslılar, onlar gördükleri için oturdukları yerde icra edilen sekreterlikten tutun da daha bir çok işi yapabilirler. Engellilerin yapabilecekleri mesleklerin bir fihristi çıkarılmalı. Eğitim buna göre yönlendirilmeli, mesleki rehabilitasyona ağırlık verilmeli. İşverenler bilinçlendirilmeli. Parça başı yapılan montaj işleri ve benzeri üretim alanlarında fabrikalara gidilip engellilerin istihdamı sağlanmalı.

Avukat olduğunuz için hemen sormak istiyorum. Sizce engelliler yasası istihdama teşvik ve arttırıcı önlemler getiriyor mu? Ve sizce yasal olarak engellilerin hakları yeterli mi?
Kerim/Selim: Engelliler yasası oldukça yeni ve faydalı hükümler getiriyor ama ek yönetmelikler devreye girmeden fazla bir işe yaramıyor. Ayrıca bir de toplumun bilinçlendirilmesi önem taşıyor. Yasa her şeyi çözmez, öncelikle insanların özürlüler konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Biz engellilerin de iş bulmak ya da başka bir şey talep etmek noktasında önce kendi donanımımızı artırmamız, sonra istememiz şeklinde bir felsefeyi benimsememiz gerekiyor. Kendi haklarımızı bile yeterince bilmiyoruz. Engelliler yasasıyla ilgili bir panel veya toplantı olduğunda salonlar dolmalı, neden kendi sorunumuza yeterince duyarlılık göstermiyoruz merak ediyoruz doğrusu.  Biz geçtiğimiz dönemde İstanbul Barosu engelli hakları komisyonunda çalıştık. Engelliler yasası çıkmadan hemen önce bir panel düzenledik. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yapılan toplantıya üniversiteden öğretim üyeleri, engelli bir milletvekili, dernek yöneticileri katıldı. Engelliler yasası ve engelli haklarının her zaman gündemde olması gerekiyor.  

İstihdamda en büyük problem sizce nedir?
Kerim/Selim: Kotalar filan önemli değil aslında, bizce önemli olan işverenlerin bilinçlendirilmesi, ayrıca engellilerin bir mesleği ya da işi iyi yapabilmesi gerekiyor.  Engellinin işe alınıp çalıştırılmadan maaşının ödenmesi, evinde ya da iş yerinde boş boş oturması kötü bir şey.

Aklıma gelmişken sormak istiyorum. Yaşamınızda iki kardeş hep bir bütün olarak görülüyorsunuz. Hep aynı yerde aynı işlerde mi birlikte oldunuz?
Kerim/Selim: Evet, bizimki biraz özel bir durum. Her ikiz kardeş bizim kadar yakın olmayabiliyor. Biz tüm eğitim dönemimizde ve iş hayatımızda hep beraber olduk. Bunun önemli pratik yararları oldu tabi. Üniversitede ders notlarını tutma ve temize geçme gibi konularda hep birbirimizi tamamlıyorduk. Sınavlara çalışırken de böyle oluyordu. Avukatlığı ve şimdi öğretmenliği de birlikte yapmaktayız. Müzikte de aynı sahneyi paylaşıyoruz. Selim-Kerim ikilisi olarak anılıyoruz. Bundan genel olarak memnunuz. Ama zor ya da ilginç yanları da yok değil. Mesela bazı insanlar bizi tanıdıklarında “Biz sizi tek bir kişi sanıyorduk” filan diyorlar. Oysa ki biz iki ayrı insan ve şahsiyetiz. Gerçi pek de haksız sayılmazlar, baksanıza röportajın çoğu sorusunu yine birlikte cevapladık!


Selim: Hiç unutmuyorum… liseyi bitirdiğimizde hazırlanan yıllıkta, arkadaşlar bizi resmederken iki gövdede bir kafa çizmişlerdi.

 

Uzun vadede başarılı ikizler olarak gelecekle ilgili planlarınız neler?
Kerim/Selim:  Bundan sonraki projelerimiz hep engellilerin eğitimi üzerine olacak. Çünkü her şeyin başı eğitim. Görmeyenlere bilgisayar öğretmenliği yapmayı sürdüreceğiz. Geçtiğimiz yıl bu alanda bir eğitim seti hazırladık. CD ortamındaki bu set tüm ülkedeki arkadaşlarımıza ulaşıyor. Satrancı daha çok arkadaşımıza öğretmeyi de istiyoruz. Şu anda bir kitap yazdık, kendi yaşam öykümüz. Doğumumuzdan itibaren yaşadığımız olayları, engelli olarak karşılaştığımız güçlükleri ve çözümlerimizi anlattık.. Kitabımızın engelli çocuğu olan ailelere ve toplumun diğer kesimine yani engeli en azından görünür engeli olmayanlara birçok mesajları var. Ayrıca iki yıl kadar önce Amerika’ya yaptığımız inceleme ve araştırma gezisinde aldığımız notlardan bir bölüm kitabın son kısmına girdi. Orada engelli felsefesinin ne olduğunu ve özellikle görmeyenler alanında kolaylık sağlayan son gelişmeleri ve yeni teknolojileri kendi bakışımızla yer verdik.. İlk kitabımız “KARANLIĞIN RENGİ  BEYAZ” ismi ile  3 Kasım 2006 tarihinde Tüyap Kitap Fuarı’nda kitap severlerle buluştu.

Son olarak Yaşadıkça aracılığı ile engellilere bir mesajınız var mı?
Kerim/Selim: İşverenlere şunu söylemek istiyoruz; Engellilere güvenin, onlara bir şans tanıyın. Engelli insanlar biraz da kendilerini kanıtlama dürtüsü içinde genellikle daha çok çalışma ve başarı elde etme anlayışındadır. Onlara bu fırsatı verin. Engelli arkadaşlara ise özellikle genç yaşta kendilerini geliştirmelerini, çok kitap okumalarını, yabancı dil ve bilgisayar öğrenmelerini öneriyoruz. Ne öğrenilirse gençlikte öğreniliyor. Sonra  fazla zaman bulamayabilirler. Dağarcıklarını doldursunlar. Donanımlı bir şekilde işverenlerin karşısına çıkmak her zaman iyidir.  

Röportaj: Mehmet Kızıltaş

Değerlendir (5 oy, ortalama 4.20 yıldız)