Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

İçimizden Biri

Göçük Altından Yazarlığa Giden Başarı Öyküsü

O içimizden biri. O, Ömer Alikılıç. Ömer, 1989 yılında Adapazarı'nda dünyaya geldi…

17 Ağustos 1999 gecesi saatler 3'ü 5 geçe Türkiye'nin Marmara Bölgesi'ni büyük bir deprem vurdu. Pek çok hayat yıkımla sonuçlanırken göçük altında direnen biri vardı. O da CP'li (Spastik Engelli) Küçük Ömer'di. Ömer, yürüyemiyor ve konuşamıyor. Hiçbir yardım almadan bilgisayara hükmediyor, köşe yazıları ve şiirler yazıyor. Yazdıklarıyla da düşüncelerini duygu ikliminde yeşeren sonsuz sevgisini ailesine ve sevdiklerine yansıtıyor.

Ömer Alikılıç 1989 yılında Adapazarı'nda doğmuş. Ömer; Alikılıç ailesinin ikinci çocuğu, doğum sırasında oksijensiz kalan Ömer'de motor kas bozuklukları oluşmuş. Mustafa Alikılıç Ömer'in babası; AliKılıç bir zaman tünelinden geçerek Ömer'in doğumu ve doğumundan sonra yaşadıklarını anlatıyor. "Ömer'de bir eksiklikler görüyorduk ama hiçbir anne baba o eksiklikleri bir anda çocuğuna konduramıyor. Bizde aynı olayları yaşadık. Ömer 8 aylık olana kadar çok güzel bir bebekti, çok harika büyüdü. Olması gereken şeyler olmamaya başladı. Mesela bir oturma veya eliyle bir şeyleri yapabilme, bir şeylere uzanma ..bunlar Ömer'de geç oldu veya hiç olmadı gibi bir şey. Bu da bizi endişelendirdi."

Çocuğunu İstanbul'a getiren Alikılıç ailesi bir başka doktorun muayene ve kontrolleri sonucu Ömer'in spastik engelli olduğunu öğrenmiş. Gerçekler karşısında Alikılıç ailesinin yaşamında çok şey değişmiş.

Baba Alikılıç; "Bizim hayatımızda çok şeyler değişti o gün. Neler değişti? O anda anne baba olarak bir kere çok yıkıldık, üzüldük. Bize o anda zeka problemi olabileceğini de söylediler. Bu hastalığın literatürde ilacı olmadığını ancak fizik tedaviyle, fizyoterapiyle,özel eğitimle bir yerlere gelinebileceğini, belki tamamen iyileşebileceğini söylediler."

Baba Mustafa Alikılıç'a Ömer hayatınızda neler değiştirdi diye soruyoruz. "Ömer'le bir kere çok güzel şeyler yaşadık. Bu gerçekten böyle. Ömer olmadan önce özürlü bir çocuğun nasıl büyüdüğünü veya spastik engelli bir çocuğun neler yaşadığını bilmiyordum. Ömer'le birlikte bunları yaşadık, Ömer'le birlikte öğrendik. Ömer'le birlikte çok insanlar tanıdık. Artı özürlülerin durumuyla ilgili farklı şeyler öğrendik. Yani özürlüleri yanlış anladığımdan veya özürlülere yanlış bakmamdan dolayı değil ama bir birey olarak yaşanılanları daha yakinen görmeye başladım. Ben yaşamaya başladım. Ama Ömer'le birlikte hayatımda çok güzel olaylar olmaya başladı."

Alikılıç ailesi; etrafına gülücükler saçan ve sıcacık sempatik hareketleriyle kendini herkese sevdiren Ömer'i çok seviyor. 17 Ağustos depreminde Ömer uzun bir süre enkaz altında kalmış. Enkaz altında kalan çocuklarını arayan Mustafa Alikılıç Ömer'in ağlama sesini duyunca onu kendi çabalarıyla kurtarmaya çalışmış.

Baba Alikılıç; "Depremden bir müddet sonra aşağı yukarı gece 4 buçuk sularında Ömer'in ağlama sesini duydum. Ömer bana cevap verebiliyor ama yanına gidemiyorum. "Ömer ağlama sana geleceğim' dediğim de bir de "Kardeşini duyuyor musun?' diye sorduğumda Ömer cevap veriyordu. Ömer'i saat 5 ya da 6 sularında hava aydınlandığı sırada çıkarabildim. Onu bulduğum da ranzanın altında sıkışmış bir vaziyette ve ağladığı için kasılmış bir haldeydi. O ana kadar hiç bir şeyi yoktu yani yaralanmamıştı fakat aldığım yer çok dar olduğu için bende sürünerek gidiyordum enkazın içinden, ancak koluna ulaşabildiğim için O'nu çekerek aldım. O esnada Ömer'de biraz sıyrıklar oluşturduk ama tabii ki Ömer gelsin de nasıl gelirse gelsin, yaralısı da bizim her şeyi bizim diyerek O'nu o şekilde aldım çıkardım.."

Depremde küçük kardeşinin ölümünden sonra Ömer de çok olumsuz değişiklikler olmuş. Bize anlatabilir misiniz?

Baba Alikılıç; "Bir kere yapabildiği bütün işlevleri Ömer bir anda yapamaz oldu. Deprem öncesi almış olduğu fizyoterapiyle, bizim yaptırmış olduğumuz fizyoterapiyle öğrendiklerini yapamıyordu. Örneğin emekleye biliyordu, dizlerinin üzerine kalkabiliyordu, ayakta daha uzun durabiliyordu, dengesini daha iyi sağlayabiliyordu, bir şeyler yapabiliyordu ve depremden sonra kesinlikle bunları yapamaz oldu. Bir anda hepsi gitti. Ayrıca her akşam yatağa yattığında ki uzun süre dışarıda çadırlarda ve barakalarda kalıyorduk ve kardeşine olan özleminden dolayı Ömer de ağlamalar başladı, huzursuzluklar başladı, tamamen kasılmalar başladı, yeme güçlüklerimiz başladı ve Ömer'de bunları çok yakinen yaşadık."

Depremden sonra psikolojik problemler yaşayan Ömer'in yeniden yaşama sarılması için hayatında yeni ama zorlu bir dönem başlar.

Baba Alikılıç; "İstanbul'daki bir merkezde Ömer'e psikolojik tedavi uyguladık. Bizi dinlediler, Ömer'i dinlediler ve anlatarak bir yerlere ulaşabildik. Şu an tabii ki biraz daha iyi eskisi kadar olmasa bile artık eski işlevlerini yavaş yavaş yerine getirebiliyor ama bıraktığı izler çok."

Ömer televizyon seyretmeyi, gezmeyi ve zaman zaman babasıyla birlikte evlerinin bahçesinde sebze toplamayı çok seviyor. Legolarla oynamayı çok seven Ömer, hiçbir eğitim almadan abisinin yardımıyla okuma yazmayı öğrenmiş.

Baba Alikılıç oğluyla depremden önce ve sonraki süreçte nasıl iletişim kurduklarını şöyle anlatıyor: "Ömer rahatlıkla yazan çok yazan az okuyan bir çocuk. Okuması biraz daha az ancak yazısı çok mükemmel, eğer O'nu anlamayan birisi varsa istediği her şeyi legolarla yazıp ifade edebiliyor. Biz Onunla iletişimi kurduk. İşretlerle olaylarla ekleyerek soru cevap şeklinde kendisiyle iletişimi kurduk. Ama O'nu anlamayan birisi varsa yanında harflerle legolarla anında ona cevap verebilecek kapasitede."

Ömer evde en çok ağabeyi ile vakit geçirmeyi ve sesli kitap dinlemeyi severmiş. Alikılıç ailesi her zaman bilgisayar sayesinde Ömer'in hayatında çok şeyin değişeceğine inanmış. Ömer depremden bir yıl sonra Metin Sabancı Spastik Çocuklar Merkezi'nde Discover Swich adlı özel bir cihazın yardımıyla bilgisayar kullanmayı öğrenmiş. Bilgisayarla tanışmasından hemen sonra yazmaya ve kendisini daha iyi ifade etmeye başlayan Ömer'in yaşamında bilgisayar bir dönüm noktası olmuş.

Baba Alikılıç; " Yazması bilhassa fazla olduğu için Ömer bilgisayarda yazmaya başladı. Oradaki insanları da şaşırttı ve bizi de şaşırttı. Ömer için o gün hayatının dönüm noktasıydı bence. Artık daha farklı olmaya başladı ve çok sevinçli Adapazarı'na döndük. Depremin üzerinden, bütün olumsuzlukların üzerinden böyle bir olayı görmek çok güzeldi bizim için. Ömer Swich'den sonra çok değişiklikler yaşadı. Bir kere bir şeyler yapabilmeye inandı ve yapabileceğine inandı. Bu sefer hiç aklına gelmeyen; ben yürüyemiyorum, konuşamıyorum diye bize anlattığı şeyler olan ; benden bir şey olmaz, ben sizin sırtınıza yüküm, ben hep huzursuzum diyen çocuk bu Swich olayından sonra ve bilgisayar olayından sonra para kazanabileceğine inanmaya başladı, bir şeyler yapabileceğine inanmaya başladı."

Swich yardımıyla kendi başına bilgisayar kullanan Ömer "16 Ağustos Sonrası Yaşadıklarım" adını taşıyan bir kitap denemesi yaptı.

Şimdi de Baba ile sohbetimizi bitirirken kahramanız Ömer'le sohbet etmeye başladık. (Ben soruyorum Ömer bilgisayarının yardımı ile bana yazarak cevap veriyor.) Ömer'e, bilgisayarın hayatındaki önemini sorduğumda verdiği cevaplar anlam yüklüydü.

Ömer Alikılıç: "Kısa ve öz olarak söylemek gerekirse benim için hayat bilgisayardır. Onun sayesinde herkesle daha çok görüşüyorum ve kendi çabamla yazılar, şiirler yazmaya çalışıyorum. Bir kaç kez swich bozuldu sudan çıkmış balığa döndüm çok kötü günler yaşadım ama şükür şu an var yazabiliyorum."

Ömer'in atlattıkları ve söyledikleri onu sınırlandırmak imkansız çünkü hayatın akışı ve hataya katılışı o kadar özel ve güzeldi ki şimdi de bize eğer imkan verilse neler yapmak istediklerini yazdı.

Ömer Alikılıç: "Neler yapmak istemem ki mesela kendi ihtiyaçlarımı karşılayabilsem çok iyi olurdu ama eğer bu halimle hayatım devam ederse ki ediyor o zaman kendimi daha iyi ifade edebilmek ve yazdığım yazılarımın değerlendirilmesini kitaplaştırılmasını daha çok kişiye ulaşarak kendimi ve duygularımı önemsenmeyi isterdim. Bilgisayarımla yapamayacağım hiç bir şey yok para kazanmak ve bir şeyler üretmeyi çok isterdim. Ama fırsat verilmiyor ki…"

Kendi başına neler yapabiliyorsun ve neler yapamıyorsun?
Ömer Alikılıç: "Aslında Kendi başıma doğrusu hiçbir şey yapamıyorum ama şu anda elimde olan bilgisayar sayesinde özel bir swich sayesinde birinin yardımıyla masaya oturduktan sonra yazabiliyorum msn de görüşebiliyorum internete girebiliyorum tek yapabildiğim bu, yani aklınıza gelen hiçbir şey mesela kendi yemeğimi, tuvaletimi, banyomu, özel ihtiyaçlarımı, giyinmeyi oturmayı v.s yani mutlaka birine bağlı yaşıyorum."  

 

Yetkililere vermek istediğin bir mesajın var mı?
Ömer Alikılıç: "Tabi ki olur mesela en son olay benim yaşım 18' i geçtiği için Rehberlik Araştırma Merkezi bana rapor vermediğinden rehabilitasyon merkezine gidemeyeceğim, bu da benim haftada 2 günde olsa evden çıkarak az olan sosyal hayatımı bitirecek benim ve ailemin zaten hep evde geçen ömrümü daha da karartacak, ruh halimi bozacak diye düşünüyorum. Onun için lütfen biz engellilerin raporlarında kolaylık sağlayarak zaten engelli olan hayatımızı zorlaştırmasınlar."

Peki son olarak doyumsuz sohbetimizde bize günlük ve sosyal yaşamında yaşadığı problemleri anlattı.

Ömer Alikılıç: "Tabi ki bütün engellilerin hayatları problemlidir. Benim engelim çok fazla olduğu için birine bağlı yaşıyorum eğer ailem olmasa durumum çok kötü olacak onlarında sağlık problemleri başladı bu beni çok fazla üzüyor. Ayrıca sokaktaki insanların yanlış bakışları bizi çok yıpratıyor."

 

Ömer Alikılıç'ın yüreğindeki sevgisini en güzel şekilde ölümsüzleştirdiği 'Saklı Sızım' adlı ilk şiir kitabı Karma Yayınlarından çıktı. Kitabın arka kapak yazısından alınan bir alıntıyı aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.

 

Hayat sürprizlerle doludur, ne zaman, nerde, ne olacağını bilemiyoruz…

Bazen kapımızı derin acılar çalıyor, gözyaşları kaçınılmaz oluyor.

Fakat her acı, hayatımıza bir şeyler katıyor.

Olgunlaştırıyor, bize çaresizlikte çare aramayı, bulmayı öğretiyor…
Ben acılarla, yazarak başa çıktım.
Üzüldüm yazdım, aşık oldum yazdım, hayattan sıkıldım yine yazdım ve sonunda, “Saklı Sızım” doğdu.

Bu kitap, hayata ve aşka, şiirle ayna tutuyor…

Hayatı her haliyle sevmeniz dileğiyle…

 

 

Röportaj: Mehmet Kızıltaş

E-posta: mkiziltas@yasadikca.com

Değerlendir (5 oy, ortalama 5.00 yıldız)