Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Haberler

Harun Sarıkaya Karanlığın İçinde Kendine Mutlu Bir Dünya Yaratmış

Resim: Harun Sarıkaya omuzlarına attığı beyaz bastonı tutuyor.

Harun Sarıkaya görme duyusunu yavaş yavaş kaybetmiş biri. Ama birçoğumuz için katlanılması imkânsız bu zorluğun içinde kendine mutlu bir dünya yaratmış; çalışan, üniversitede sosyoloji okuyan, tango yapan, tatilinden geri kalmayan biri o. Tanıdıkça çok seveceksiniz. Sözü kendisine bırakıyor, aradan çekiliyoruz.

"Sende benim gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor” demiş ünlü bir şair... Dünyayı görme şeklim herkesten yani normalden biraz daha farklı oldu benim. Kokuyla, tatla, dokunmakla ve duymakla yaşadım uzun süre, hâlâ da öyle devam ediyor. Şikâyetçi de değilim bu durumdan. Kabul etmekte zorlandım sadece biraz, hepsi o kadar.

Peki ben kimim? Hemen anlatayım... 1980 ihtilalinden yaklaşık altı ay sonra sokağa çıkma yasağının devam ettiği gecelerden birinde, İstanbul’un Fatih ilçesinde dünyaya gelen, şu anda 38 yaşında bir bebeğim. Evet, hâlâ bebeğim bence.

“Çocuk kafamla kendimi yeteneksiz sanıyordum sokaktaki çocuk oyunlarında. Meğer gözüm görmüyormuş!”

Hedef mühendis olmaktı

Doktor, “Yaşamaz” demiş benim için. Buna her aklıma geldiğinde gülüyorum. Kendisi yaşıyor mu acaba? Ailem bu söze kapılıp bana isim bile koyamamış. İsimsiz yaşamışım bir süre...

İlkokul dördüncü sınıfa giderken öğretmenimin fark etmesi üzerine göz doktoruna gittik. Görme kaybım olduğu ortaya çıktı. Çocuk kafamla kendimi yeteneksiz sanıyordum sokaktaki çocuk oyunlarında. Meğer gözüm görmüyormuş! “Böyle bir şey ancak senden beklenirdi” diye güldüm kendime.

Liseye başladığımda görüşümün önemli bir kısmını kaybetmiştim. Tesviye bölümü öğrencisi oldum birdenbire. Bu bölüm için görmem lazım ama bende görüşün yüzde 20’si kalmıştı.

Lise bitti, elimde diploma... Güldüm yine, “Ulan seninle ne yapacağız bakalım” diye. Yavaş yavaş kör oluyordum, üstelik tamamen kör olacağımı da biliyordum. Makine mühendisi olmaktı hedef ama görüş yok, tabii ki vazgeçtim.

“Görücü usulüne göre evlendik ama ben hâlâ görmedim kendisini. İki kızımız var, hayata devam etmeye çalışıyoruz.”

Zücaciye dükkânı ve ben!

Babamın dükkânına döndüm, zaten esnaf çocuğuydum: Zücaiye mağazası! Binlerce cam, kristal, porselen ve kör bir adam... Yine içimden gülmeye başladım. Her şeyi ellerimle tanıyordum. Çok da zevkli bir şeydi. Tek sorun renklerdeydi. Hepsi aynı benim için: Grinin tonları. Babam kızardı, ben için için gülerdim: “Ulan koca adam oldun, hâlâ renkleri öğrenemedin!” 1980’lerin başında doğup 70’lerde yaşıyor gibiydim, ekran siyah-beyaz.

Birden bir kâğıt geçti elime postadan. Askere çağırıyorlar. “İşte şimdi yandınız” dedim ve askerlik muayenesine gittim. Komutan “Bir hastalığın var mı” diye sordu. “Var” dedim, söyledim. “Birliğine gidince muayene olacaksın tekrar” dedi. Doğru askere, İzmir Bornova’ya. Görüş yüzde 15. Bir aylık askerim, elimde otomatik tüfek var, görüş mesafesi namludan yarım metre sonra bitiyor...  En komiği ilk atışım oldu. Sert bir emirle, hevesle yattım yere, bastım tetiğe, silah patlamadı. Hoş patlasa ne olacak? Hedef yok karşıda. Ama hevesim kursağımda kaldı. İlk defa üzüldüm bir atış yapamadım diye. Düşünsenize, kazara tam 12’den vuruyorum, kimseye anlatamazdım “Ben göremiyorum” diye.

Bölük komutanına gidip durumu anlattım ve bir dizi hastane macerasından sonra rapor aldım. Döndüm işimin başına. Yine zücaciye mağazası. Zamanla iyice kör oldum, insanları sadece bir gölge olarak görmeye başladım. Görsel dünya durdu, donakaldı. Herkesi eski günlerdeki gibi hatırlıyorum. Mesela ben... Görsel olarak düşününce hâlâ 24 yaşındayım.

Sıra geldi evlenmeye... Görücü usulüne göre evlendik ama ben hâlâ görmedim kendisini. İki kızımız var, hayata devam etmeye çalışıyoruz. “Yalnız bir şey eksik” diyorum kendi kendime. Ama ne eksik, bir türlü bulamıyorum. Bir gün fark ettim ki ben üniversite okumamışım! Hiç vakit kaybetmeden başladım hazırlanmaya, sınavlar falan derken, İstanbul Sosyoloji’ye girdim. Zaten mühendislik hiç bana göre değilmiş. Okul hâlâ devam ediyor.

Bu arada işimi değiştirdim. Bir sosyal sorumluluk projesinde çalışmaya başladım. İnsanlar geliyor, ben körlüğü anlatıyorum, birlikte körlüğü deneyimliyoruz, sorularını cevaplıyorum.

En çok sorulan soru: Sizin için ne yapabiliriz? “Normalde ne yapıyorsanız onu” diye cevap veriyorum; “Yani neyi iyi biliyorsanız, eğer benim de ilgimi çekiyorsa onu öğretin.”

“İÜ’de sosyoloji okuyorum. Kendimi geliştiriyorum. Belki de gören biri olsaydım bu kadar kendimi geliştiremezdim.”

Körlük bana sorun çıkarmadı

Bu sayede profesyonel koçluk eğitimi aldım; satranç ögrendim, hedefim satranç antrenörlüğü yapmak; birkaç oyunculuk deneyimi bile yaşadım; haa tango bile öğrendim... Bunların hepsi şu an aktif olarak hayatımın içinde. Hepsi yeni birer çevre oldu hayatımda. Mesela ilk tango yaptığım kadın, sağır bir kadındı. En güzel anılarımdan biridir. Çok ilginç; ayrı bir yazıda anlatırım.

Yani bugünlere geldim fakat körlük bana sorun çıkarmadı. Komik bence. Körlüğümle beraber kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Belki de gören biri olsaydım bu kadar kendimi geliştiremezdim. Başka bir pencereden bakınca insanları bile önce ayak sesinden, sonra sesinden tanımaya başlıyorsunuz.

Bakın, şimdi de gazetede yazı yazıyorum... Bu güzel sohbet için teşekkür ediyorum herkese. Anlatacak çok şey var ama önce bir tanışalım istedim.

“Mesela ilk tango yaptığım kadın, sağır bir kadındı. En güzel anılarımdan biridir. Çok ilginç; ayrı bir yazıda anlatırım.”

17.02.2020 - Hürriyet

Değerlendir (Henüz oy almamış)