Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

İçimizden Biri

Hasan Özdemir: Bilgisayar Programcılığı Engelliler İçin Biçilmiş Kaftan

Görme engelli Hasan Özdemir, yazılım geliştirme uzmanı olarak Microsoft Amerika’daki yazılım ekibi ile Türkiye ofisinden çalışıyor. Bilgisayarın kendisi için becerilerini en etkin bir şekilde dış dünyaya açtığı bir araç olduğunu söyleyen Özdemir, ‘Bilgisayar kendime, çevreme ve tüm insanlığa bir fayda sağlamak için ürettiğim yazılımların hayat bulduğu yerdir. Sahip olduğum potansiyeli en verimli bir şekilde kinetiğe çevirdiğim bir organımdır’ diyor. Özdemir, yazılımla yatıp yazılımla kalkan, mesleğine aşık bir isim.

O Türkiye’nin hem ilk hem de rol model olarak örnek alınan görme engelli yazılımcısı. Özdemir’in, çalan bir telefonla hayatının nasıl değiştiğini, bilgisayar donanımı ile başlayıp, yazılımcı olarak başarıya giden yolculuğunu okurken, durup soluklanmanız gerekecek. Çünkü kendinizi bir anda Özdemir’in büyülü dünyasına kaptıracaksınız.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Adım Hasan, 1980 Ordu Doğumluyum, İlkokulu Kilyos Veysel Vardal İlkokulu’nda bitirdim. Ortaokulu Büyükçekme’de parasız yatılı okudum. Daha bağımsız ve daha sosyal bir yaşam sürmek adına eğitimime evimin yanındaki Alibeyköy Süper Lisesi’nde devam ettim. Bilgisayar merakım lisede başladı. Önce yoğun bir kullanıcı, daha sonra da iştahlı bir bilgisayar tamircisi oldum, nihayetinde hayatımın 4’te 3’nü kaplayacak olan bilgisayar programlamayla tanıştım. Bu uğraş beni çok cezp etti, bir şeyler araştırmak, geliştirmek, üretmek çok hoşuma gitti. İşe körlerin en çok ihtiyacı olan yazılımları geliştirmekle başladım, spiker Türkçe konuşucu, Braille çevirmeni, Braille klavye bu yazılımlardan bazılarıdır. Tüm bunlarla birlikte Boğaziçi Üniversitesi Türk dili ve edebiyatı bölümünü bitirdim, mezuniyetimden sonra NTS yazılım adlı bir şirket kurdum. 2009 yılı son baharı itibariyle de Microsoft’ta yazılım geliştirme uzmanı olarak çalışmaya başladım. Şuan bir yandan Microsoft’ta program yazmaya devam ediyorum bir yandan da yazılım dünyasındaki gelişmeleri yakından takip etmeye çalışıyorum.

Zor koşullar altında başlayan ve cesur adımlarla devam eden okul yıllarınızdan bahsedebilir misiniz?

Ben okula başladığımda ailem Ordu’daydı, evime yalnızca yarı yıl ve yıl sonu tatillerinde gidebiliyordum, buna rağmen okulumu ve okumayı seviyordum. Lise öğrenimimin sonuna kadar da sınıfımdaki başarılı öğrenciler arasında gösterildim. Eğitim hayatımla ilgili ilginç bir anekdotu paylaşayım; liseye kaydolmaya çalıştığımda okul müdürü beni almak istemedi. “sana göre hademem yok” dedi. Ben ısrar edip il milli eğitim müdürlüğüne dilekçe verdim. İstenmediğim okula zorla kayıt oldum. Ve 2 hafta sonra da aynı müdür beni süper lise bölümüne geçirmeye çalıştı. Okul idaresi beni örnek öğrenci olarak ilan etmişti, o okulu 4.86 puanla birinci olarak bitirmek nasip oldu bana. Üniversite yıllarımda böyle önyargılarla karşılaşmadım çünkü benden önce oralara giden abilerim oralardaki önyargıları çoktan kırmışlardı bile.

Çocukken olmak istediğiniz veya hayalini kurduğunuz bir meslek var mıydı?

Evet, ilkokula başladığımda ailemin isteğiyle avukat olmaya karar vermiştim (etrafta gördükleri en tahsilli görme engellinin avukat olmasından ötürü). Şuan özel eğitim şube müdürü olan Halis Kuralay o zamanlar bizim ilkokuldaki İngilizce öğretmenimizdi, daha sonra onu kendime rol model alarak Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirip İngilizce veya psikoloji öğretmeni olmaya karar verdim. Lise çağımda bilgisayarla bu derece haşır neşir olunca şuan ki icra ettiğim mesleği yapmaya yani bilgisayar yazılımları geliştirme uzmanı olmaya karar vermiştim.

Bir röportajınızda sizden ‘Süper Lise’de süper öğrenci’ olarak bahsedildiğini okudum. Bunun hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?

Aslında bu sorunun cevabını yukarıda kısmen vermiş oldum, okul müdürü beni almak istemeyip gönülsüzce alınca ben de başarmaya karşı bir azim oluştu. Derste sorulan her soruya parmak kaldırıyordum, arkadaşlarıma derslerinde yardım ediyordum, özellikle de İngilizce’ deki başarım, haftada 1200 kelime ezberlediğim şehir efsanesi gibi okula yayılmıştı. Müdür bey bir dersimize yanında kaymakamla birlikte geldi, işte bizim süper öğrencimiz dedi, bana ezberlediğim kelimelerden birkaç tanesini sordular, ben bildikçe hayretler içersinde kaldılar, o günden itibaren kaymakam bey bana burs bağlattı. Aslında eğitim hayatım boyunca hep şu metodu benimsedim; sınıf arkadaşlarımla grup çalışması yapmaya çalıştım, herkesin tuttuğu notları, araştırdıklarını, bildiklerini bir havuzda topluyorduk, anlatımı güçlü arkadaşlarla bu materyalleri özetleyerek birlikte başarıyorduk.

Bilgisayarın hayatınızdaki yeri nedir? Ve bu ilgi ilk ne zaman başladı ve nasıl gelişti?

Bilgisayar benim becerilerimi en etkin bir şekilde dış dünyaya açtığım bir araçtır. Kendime, çevreme ve tüm insanlığa bir fayda sağlamak için ürettiğim yazılımların hayat bulduğu yerdir. Sahip olduğum potansiyeli en verimli bir şekilde kinetiğe çevirdiğim bir organımdır.

Bilgisayar tamirciliğinden, bilgisayar programı yazmaya başlayıp ‘Spiker’ adlı bir programı geliştirdiniz. Benim merak ettiğim gören kişilerin dahi çok zorlandığı yazılımcılığı siz hiç görmediğiniz halde nasıl öğrendiniz ve geliştirdiniz?

Bilgisayar benim yeni şeyler öğrenmeye ve keşfetmeye olan açlığımı çok iyi gideriyordu, bu süreçte bilgisayarım sıkça bozuluyordu. Tamirciyle anlaşma yaparak arızalanan bilgisayarımın sorunlarını kendim çözebilmek için tamircinin çırağı oldum. Çok zaman geçmeden bir de baktım ki ben de bir bilgisayar tamircisi oluvermişim.

Daha sonraları arkadaşlarımda gördüğüm her bilgisayar programını bilgisayarıma kurmaya başladım. Baktım ki yüklediğim her program hayatımı daha da kolaylaştırıyor. Kendi kendime dedim ki: “bu programları üretenler senin benim gibi insanlar, demek ki ben de bir programcı olabilirim ve böyle faydalı programlar geliştirebilirim!” Bu fikir beni genç yaşımda programlama öğreten kitaplarla, programlama dilleriyle ve programcı dostlarla tanıştırdı. Spiker bir Türkçe konuşma motorudur, ilk programlama deneyimlerimdendir, lise yıllarımda kendi ihtiyacımı görmek için yazmıştım lakin şuan bir çok görme engelli arkadaşın vazgeçilmezi oldu.

‘YGA, Kör Liderler Projesi ve Kürek Yarışları’ sizde nasıl bir çağrışım oluşturuyor? Hepsi için hayatınızın belki de dönüm noktası diyebilir miyiz?

Üniversiteyi bitirdikten sonra hem sosyal tarafımı hem de mesleki yönümü geliştirmek için bir takım girişimler yapmaya karar verdim, bu bağlamda kadim dostlarımdan Av. Dr. Kerim ve Selim Altınok kardeşlerin tavsiyesi üzerine YGA derneği kurucusu Sinan Yaman’la tanışmaya karar verdim. O dönemlerde “YGA Kör Liderler Projesi” kapsamında, iş dünyasından ve üniversitelerden gelen engelli ve engelsiz gençler haliçte birlikte kürek çekiyorlardı. Bu aktiviteye ben de katıldım ve Sinan Bey’le ilk orada görüştük. Kendisi bana “Hasan eğer sen gerçekten vizyon ve misyon sahibi kaliteli bir yazılım geliştirme uzmanı olmak istiyorsan şuan ki durağın Microsoft olmalı” diyerek hayatımın en kritik hedefini koydu. Daha sonra YGA liderlik okuluna katıldım ve kör liderler projesinde yer aldım. Böylece sosyal sorumluluk kanadımda gelişmeye başladı. Bu süreç benim hem mesleki anlamda başarılı bir birey olma hem de çevresine duyarlı sosyal sorumlu bir kişi olma arzumu arttırdı.

Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümüne kayıt yaptırmak için beklerken çalan telefon cevap verdiğinizde telefonun diğer ucundaki kişi ABD’nin Seattle eyaletindeki Microsoft Merkez’inden aradığını söylüyordu. O anı ve hikayenin devamını sizden dinleyebilir miyiz?

Bir yandan YGA projelerine devam ederken diğer yandan girdiğim üniversite sınavının sonucuyla seviniyordum. Ya Sinan Ağabey’le kurduğumuz hayal gerçekleşecek ve ben Microsoft’ta yazılım becerilerimi uygulayıp geliştirebilme adına eşsiz bir imkan yakalayacaktım ve yahut bilgisayar yazılım geliştirme uzmanı olmak için Bilgi Üniversitesi’nde akademik dünyanın nimetlerinden faydalanacaktım. Üniversite’nin kayıt odasının kapısında beklerken çalan telefonumu açtığımda karşıdaki hanım efendi beni Microsoft insan kaynakları departmanından aradığını söyledi ve benimle çalışmak istediklerini belirtti. Ben heyecanla “hangi pozisyonda çalışacağım?” Diye sordum, aldığım cevap benim açımdan oldukça tatminkardı: “yazılım dizayn ve geliştirme uzmanlığı”.

2 saat süren teknik sınav sonrası kendinizi kabullendirmeyi nasıl başardınız? Ve sınav ve görüşme sonrası geri bildirim sürecini de anlatabilir misiniz?

Microsoft’a girme sürecinde 2 uzun mülakat geçirdim. İlk mülakatımı yapan Batu Bey bana “Seni gerçekten Microsoft’ta görmek isteriz fakat hangi departmanda olabileceğiyle ilgili bir şey söyleyemem” dedi. Daha sonraki mülakatımı ise şuan ki müdürüm olan Murat Bey yaptı. Kendisi 20 yıllık Microsoft tecrübesiyle beni sınadı. 2 saat boyunca bana bir takım programlama teknikleri, algoritmalar ve yazılım problemleri üzerine sorular sordu. Görüşmenin sonunda ise bilgi seviyemin yeterli olduğundan bahsetti ve özellikle de bir görme engelli olarak bu seviyeye nasıl gelebildiğime şaşırdığını söyledi.

Microsoft Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çağan Bey bir sohbetimizde sizin ABD’deki Microsoft’un bir projesinde yazılım yaptığınızı söyledi. Bu çalışmanızdan kısaca bahsedebilir misiniz?

 

Evet ben organizasyon olarak Amerika’da bulunan “System Center” ürün ailesine ait olan “Service Manager” uygulama geliştirme ekibindeyim. Bu ürünü 90 kişi geliştiriyoruz, kendi içimizde de 3 gruba ayrılmış durumdayız, ilk grup uygulamanın özelliklerinin belirlenmesine yardımcı oluyor, ikinci grup yazılan kodları test ediyor ve son grup da kodları yazıyor. Ben kod yazan kısımdayım. Mesela size bu aralar yaptığım işten bahsedeyim; geliştirdiğimiz programın çalışma performansının ölçümlerini gösteren bir araç geliştiriyorum.

Kod yazarken hiç görmediğiniz için zorlandığınız oluyor mu? Örneğin yazdığınız kodu uygularken görünüm ve fonksiyonlarını işlevsel ve görsel olarak test etmek için yardım alıyor musunuz?

Kullandığım ekran okuyucunun bazı programların bazı kısımlarını okuyamaması beni zorlayabiliyor. Fakat bu sorunları aşmak da kör programcının işinin bir parçası. Programı kodlarken pek bir sıkıntıyla karşılaşmıyorum çünkü programlama geliştirme ortamlarındaki kod editörlerine ekran okuyucular tarafından rahatlıkla erişilebiliyor. Yazdığım program kod hatası veya uyarısı verirse de kolaylıkla hatalı kısımlara ulaşıp düzeltebiliyorum.

Programların görsel arabirimlerini düzenlemek de aslında pek karışık sayılmaz. Program geliştirme ortamları sayesinde ekrandaki nesneleri istediğim koordinata yerleştirebiliyorum ve istediğim gibi boyutlandırabiliyorum. Geriye sadece nesnelerin yerleşim estetiği kalıyor o da artık tasarımcıların işi... Özet olarak kodların işlevselliğini test ederken yardıma ihtiyaç yokken ileri düzey görsel düzenlemelerle ilgili yardım gerekebiliyor.

Yazılımcılıkta kendinizi şuan itibari ile nerede görüyorsunuz? 

Microsoft’a girmeden önce kendimi yolun yarısına yakın görüyordum lakin şuana kadar burada edindiğim tecrübeyle itiraf etmeliyim ki daha yolun başında sayılırım! Öğrenmem gereken tonlarca konu beni bekliyor. 

Bir de şunu belirteyim, Microsoft’a girmeden 1 yıl önce, kendime bir özeleştiri yaparak amatörce aldığım programlama eğitimini daha profesyonel bir düzeye yükseltmeye karar verdim. Bu bağlamda C Ve Sistem Programcılığı Derneği’nden C,C++ ve C# programlama dilleri üzerine eğitimler aldım. Ne enteresandır ki Microsoft’taki mülakatım esnasında bana yöneltilen soruların hepsi de bu aldığım kurslardaki öğrendiklerimden çıktı.

Kendinizi geliştirmek için birilerinden yardım alıyor musunuz?

Microsoft’a girişimden önce, etrafımda yazılım tecrübesi ve bilgisi yüksek olan bir kaç ahbabımdan çok şey öğrendim. Onların zamanı kısıtlı olduğu için genellikle elektronik kitaplardan ve programların yardım dökümanlarından yararlanıyordum. Şuan ise müdürümün engin tecrübesi, takım arkadaşlarımın desteği, Microsoft’un çalışanlarına sunduğu özel kaynaklar ve internet’teki sayısız yazılım eğitim dokümanları başlıca yardım ve bilgi kaynaklarımı oluşturuyor.

‘Spiker’ adlı yazdığınız program dışında geliştirdiğiniz yeni proje ya da programlarınız var mı? Kısaca anlatabilir misiniz?

Evet, üniversite yıllarımda geliştirdiğim “Braille Çevirmeni” adlı uygulama engellilere hizmet veren bir çok kütüphane, okul ve vakıfta kullanılıyor. Söz konusu program bilgisayarda yazılan metnin Türkçe kurallara göre kabartma yazıcıdan çıktısının alınmasını sağlıyor. 

Bir de röportajın başında bahsettiğim Dr. Kerim Altınok’un hazırladığı “Körlere Sesli Bilgisayar Eğitimi” cd’sinin interaktif arayüzünü kodladım.

Geliştirdiğim “Braille Klavye” adlı küçük uygulama ise bilgisayar klavyesinin sadece 6 tuşunu kullanarak yazı yazmanızı sağlıyor.

Unutmadan ‘Spiker’ programını yeni deneyimlerinizle geliştirdiniz mi? Şuan ki kullanıcı sayısı ve popülerliği ile ilgili bilgi alabilir miyim?

Öncelikle belirteyim, sizin de tahmin ettiğiniz gibi her geçen gün edinilen yeni programlama tecrübeleri eski yazdığınız kodlara daha bir profesyonel gözle bakmanızı sağlıyor, bu bağlamda Spiker Projesini modern tekniklerle geliştirmek için kolları sıvamıştım fakat Microsoft’taki yoğun tempom buna pek müsaade etmedi. Şuan piyasada 600’ü aşkın Spiker Kullanıcısı var ve Spiker Türkiye’de yaygın kullanılan 5 konuşma motorundan biri konumunda.

Bu arada aklıma gelmişken sormak istiyorum. Dünyada kod yazan sizden başka görme engelli yazılımcı var mı? Hiç araştırdınız mı?

Evet var. Hatta bir zamanlar kör programcıların toplandığı “Blind Programming” e-mail grubuna ben de üye olmuştum. 

Microsoft’ta ise henüz görme engelli bir yazılım geliştiriciye rastlamadım.

Ülkemizde profesyonel bilgisayar yazılımcısı (kodcu) engelli sayısı bir elin sayılı parmakları kadar. Engellilerimizi yazılımcılığa yönlendirmek ve başarılı olmaları için neler tavsiye edersiniz?

Yazılım geliştirmek için hiç bir engel yok bence, bir yazılımcının ihtiyacı olan şey: biraz akıl yürütme biraz analiz yetisi, gerisi bilgi birikimi ve tecrübeye kalıyor. Benim gözümde bilgisayar programcılığı engelliler için biçilmiş kaftan, neden bu kadar az engelli programcı olduğu da merak konusu benim nazarımda. Yazılım geliştirme işinin sermayesi insan beynidir, çözüm bulmak, yöntem geliştirmek bir engellinin günlük hayatında zaten sıklıkla yaptığı bir şey, bu yüzden programcılık mesleğinin engellilere profesyonelce öğretilip sevdirilmesi gerekir diyorum.

Çalışma koşullarınız nasıl? Ofiste bir iş günü nasıl başlıyor ve nasıl bitiyor?

Sabah elimde bastonumla Microsoft’un binasına girerken en az 5 yerden “Hoşgeldiniz Hasan Bey” yankıları beni tazeliyor.

Özgürce binanın içinde sağı solu elleyerek dolaşırken hiçbir gereksiz müdahale ve garip davranışla karşılaşmamak maalesef Türkiye şartlarında biraz lüks gibi.

mutfağa gidip kendime kahve koyarken yanımda sıra bekleyen üst düzey yöneticilerle tanışma faslı elimdeki bardakla yerime geçerken son buluyor. Bir yandan dizüstü bilgisayarımı yerleştirirken bir yandan da etrafla selamlaşıyorum. Ve hummalı bir çalışmanın içine girerken kafam önde sanki başka bir boyuta geçiyorum. müdürümün verdiği ödevleri bitirmeye çalışıyorum, bu ödevler genellikle ya programdaki bir hatayı ayıklamak, ya programa bir özellik eklemek ya da yazılım dizayn dokümanı hazırlamak oluyor. işin durumuna göre bazı zamanlar internet üzerinden yazışmalar yapıyorum, sesli ve görüntülü toplantılar gerçekleştiriyorum, gerekli yerlere e-postalar gönderiyorum.

Çalışmaların arasına bir yemek molası, bir iki kahve teneffüsü serpiştiriyorum. akşam masamı toplayıp köprü trafiğine yakalanmamak için dua ederek evimin yolunu tutuyorum.

Sıkıldığınızda ya da motivasyonunuzu kaybettiğinizde neler yapıyorsunuz?

Microsoft’ta üstü düzey yöneticilerden biri benim koçluğumu yapıyor, bu anlamda çok şanslıyım! Bir şeyler kötü gittiğinde hem müdürüm hem koçum beni çok iyi dinliyorlar ve doğru müdahalede bulunuyorlar. Microsoft’ta engelli olduğum için pozitif ayrımcılığa da rastlamadım, herkesten ne bekleniyorsa benden de aynıları bekleniyor. yani burada performans esastır. bu durum hayatı boyunca tolere edilmiş bir engellinin pek hoşuna gitmeyebilir fakat bir engellinin işini profesyonelce yapmasını istiyorsak şirketlerin böyle tavizsiz iş ortamları sağlaması çok önemli.

Çalışma hayatınızda hiç mobing, ayrımcılık ve önyargılarla karşılaştınız mı? Eğer karşılaştıysanız kısaca özetleyerek bu süreçlerle nasıl başa çıktınız?

Hayır, karşılaşmadım. Tabi çalıştığım ortamdaki iş arkadaşlarımın bilinç düzeyinin yüksek olmasının bunda payı büyük. Hatta tam tersi durumlarla karşılaştım. Mesela, “hasan sen kapasitenin altında çalışıyorsun” gibi iltifat-eleştiri karışımı çok söz işittim. Bir de Microsoft’ta benimle ilk karşılaşanlar bazen nasıl davranacağını bilemeye biliyorlar, ben doğal halimi koruyunca kendileri o süreci çabuk atlatıp rahatlıyorlar. Ben Microsoft’ta ne abartılacak kadar iyi ne de abartılacak kadar kötü olmadığımı öğrendim, herkes gibi olabildiğim, sıradanlığın tadına vardığım nadide yerlerden birisi burası.

Çalışma hayatınızda prensip ve olmazsa olmaz dediğiniz kurallarınız var mı? Bize anlatabilir misiniz?

Yapıcı eleştirilmeyi çok seviyorum, özellikle benden tecrübelilerin yaptığı her kritiğe önem veriyorum. Hayatta çözülmeyecek bir sorun yoktur, sadece çözmek için yeterince üzerine gidilmemiştir o kadar.

 

Şimdi de çalışmalarınızdan uzaklaşarak bize boş zamanlarınızı nasıl değerlendirdiğinizden ve hobilerinizden bahsedebilir misiniz?

Mizacım gereği konuşmayı çok severim, bu sebeple eşimle ve arkadaşlarımla bolca sohbet ederim. Her türden müzik dinlerim. İnternet üzerinden film, klip ve mizah video’ları dinlerim. Bazı müzik enstrümanlarını çalmaya çalışıyorum mesela gitar, ney, org gibi... Dil öğrenmeye ilgim var mesela Farsça, Çince, Almanca, Arapça gibi... Gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi severim.

Ailenizin başarınızdaki yeri ve öneminden bahsedebilir misiniz?

Ben doğduğumda ailem çok üzülmüş, çok acı çekmiş, kör olmamdan ötürü kendilerini çok suçlamış. Okula başladığımda sevindiler, biraz moralleri düzeldi. Fakat maalesef bilgisayara olan ilgimin bir takıntı, bir oyun olduğuna inandılar, bu düşünceleri ben Microsoft’a girinceye kadar devam etti. Benim görmemi o kadar çok istiyorlardı ki bana hep “keşke dünyada hiçbir şeyin olmasaydı da gözün görseydi” derlerdi. Başarılı bir şekilde üniversiteyi bitirmem ve yazılım geliştirme uzmanı olmam bile onları hiç değiştirmedi. Bunları açık yüreklilikle anlatıyorum çünkü bu gerçekler diğer engelli ebeveynlere örnek olsun, çocuklarının hayal katilleri olmasınlar diye.

Çalışan ve başarılı bir kişi olarak engellilerin istihdamda hak ettiği yeri alması için sizce neler yapılmalı?

Engelliler çok daha profesyonel mesleki eğitimler alabilmeli. Staj olanakları çoğaltılarak engelli çalışanlarla işverenlerin istihdam öncesi birbirlerini daha yakından tanıması sağlanmalı. İşveren ödediği maaşın karşılığını alabileceğine inanırsa, engelli çalışanın firmasına fayda sağlayacağını görebilirse ve de iyi niyetliyse tercihini neden engelliden yana kullanmasın ki?

Röportajımızın keyifle sonuna doğru gelirken sizden gelecekle ilgili planlarınızı da öğrenebilir miyiz?

Her zamanki mottomu burada da tekrarlayayım. Sıfırdan bu noktaya kadar geldiğim yer bir uçurum gibi. Ama gitmek istediğim yer daha büyük bir uçurum. Şu dünyadan göçüp gitmeden önce arkamda insanlığa faydalı bir eser bırakmak istiyorum. Öyle bir teknoloji üretmeliyim ki onu kullanan her insan ruhumu şad etmeli. Sözün özü: “Bir yazılım onu kullanan en son kullanıcı ölünceye kadar yaşar”.

Son olarak engelliler ve işverenlere bir mesajınız var mı?

Eğer ben Microsoft’ta “gözü kapalı” kod yazabiliyorsam, eğer bir çok engelli arkadaşım kendileri için mümkün görülmeyen bir çok işi başarabildiyse, ey engelli kardeşim, bir sonraki başarılı engelli role model neden sen olmayasın?

Ey işveren dostlarım, bak dünya bir dönüşümün eşiğinde, engelli engelsiz yok, üreten çalışan var, bu değişime sen de eşlik etmek istemez misin?

Röportaj: Mehmet Kızıltaş

24.03.12 – Yaşadıkça

Değerlendir (2 oy, ortalama 5.00 yıldız)