Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Ali Haydar Koyun

alihaydarkoyun@hotmail.com

Nurlar İçerisinde Yat Baba…

Ali Haydar Koyun

Zaman zaman çaresizliğin nasıl bir duygu olduğunu hepimiz farklı şekillerde ve farklı nedenlerle yaşamışıdır. Böyle bir duyguyu hayatımda birkaç defa değişik zamanlarda ve değişik nedenlerle ben de yaşadım. Yaşadığım çaresizlik duygusuna bir yenisini daha 22 Haziran tarihinde eklemiş oldum. Bu defa ki benim için biraz daha ağır bir çaresizlik duygusu oldu.

Hayatım boyunca bu güne kadar engelliliğimden dolayı kolay kolay isyan etmiş değilimdir. Çok nadir karşılaştığım ve bende derin izler bırakan bazı olaylar nedeniyle engelliliğimden ve engelli oluşumdan dolayı hayata, yaşama, insanlara kısacası her şeye isyan ettim.

Son bir, bir buçuk yıllık zaman içerisinde yaşadığım bazı olaylar nedeniyle yer yer karamsarlığa kapılmış, kendimi boşlukta hissetmiş ve bunalıma girdiğim anlar dahi olmuştur. Son yaşadığım olay ise bir, bir buçuk yıllık süre içerisinde yaşadıklarımın üzerine tuz biber ekmiş oldu.

18 Haziran 2015 tarihinde Malatya’da yayımlanan yerel bir gazetede bana ayrılan köşe yazımda “Yalnız Senin Elini Öpmek İçin Eğilir Başım” başlıklı yazımı yılların emektar şoförü olan ve “Şoför Sadık Dayı” diye tanınan babama 21 Haziran 2015 Pazar günü kutlanan Babalar Günü nedeniyle hediye etmek amacıyla yazmıştım.

Gazetede yayımlanan yazıyı kesip eve götürmüş ve Babalar Gününde vermeyi düşünmüştüm. Ancak mücadele arkadaşım, yoldaşım, can dostum Yücel Doğanşahin, “Pazar gününü beklemeden ver, Sadık amcanın hoşuna gider” demesi üzerine aynı gün eve gittiğimde yazıyı babama, “Baba bu senin, al oku” dedim ve verdim.

Okumada zorlanınca kardeşim elinden alıp okudu. Yazı bitince duygulandı ve ağlayarak, “Sağol oğlum, ağzına, kalemine sağlık” dedi. Yazıyı cüzdanın arasında saklamak için yerleştirdi. Daha sonra karşılaştığı kişilere yazıyı gösterip sevincini paylaşmış ve hatta ağlamış babam.

Yazının üzerinden dört gün geçtikten sonra Babalar Günü’nden bir gün sonra 22 Haziran 2015 Pazartesi günü akşam evde sadece babamla ben bulunuyordum. Babam mutfakta yemeğini yerken bende odamda çayımı içiyor ve yazı yazıyordum. Babamın yemeğini yemesini ve yanıma gelerek çayını içmesini beklerken mutfak tarafından konuşmaya benzer sesler duydum. Babamın biriyle ya da telefonla konuştuğunu düşündüm. Birkaç dakika geçtiğinde sesler yine gelmeye devam edince babama seslendim ancak verdiği yanıtı tam anlayamadım. Birazdan gelir düşüncesiyle bekledim. Ancak biraz daha zaman geçince dayanamadım yine seslendim, yanıtını yine tam alamayınca huzursuz oldum. Bu defa televizyonun ve bilgisayarın sesini kapatarak seslendim. Benim seslenmem üzerine “Yere düştüm oğlum ayağa kalkamıyorum” diye kısık sesini duydum.

O anda neye uğradığımı, nasıl bir ruh haline girdiğimi anlatacak kelime bulamıyorum. Birinin yardımı olmadan birçok ihtiyacını karşılayamayan ben, şimdi yere düşmüş olan babama nasıl yardım edecektim. Kafamda binlerce düşünce dolanırken bir taraftan da kız kardeşimi aramış ve durumu ileterek acil gelmelerini bildirmiştim.

 Kardeşimin gelmesiyle ambulans çağırmış ve babamı hastaneye kaldırmıştık. Yapılan tahliller sonucunda belinde çatlak olduğu ve çelik korseyle bir süre yatması halinde iyileşebileceği söylenmişti. Doktorun verdiği bilgi sonucunda evde sürekli yatmış ve sadece tuvalet ve banyo ihtiyaçları için desteklerle kaldırılmıştı.

Ancak şans bir defa gülmedi mi insana bir daha kolay kolay gülmüyor ve aksilikler ardı ardına takip ediyordu. Sadece tuvalet ve banyo ihtiyaçları için desteklerle kaldırılan babam bir süre sonra ağrıları artmaya başlamış ve en sonunda ise 11 Temmuz 2015 günü akşam tuvalet için kaldırılırken büyük bir acı yaşamış ve sonucunda yataktan kalkamaz duruma gelmişti. Bir gün sonra yanına gidip “Nasılsın baba” dediğimde üzgün bir vaziyette “Bacaklarımda his yok oğlum, bir şey hissetmiyorum” dedi.

Babamın bu sözlerinin ne anlama geldiğini anlamıştım. O an dünya başıma yıkıldı. Feryat etmemek için dişlerimi sıkarak gözyaşları içerisinde babamın yanından uzaklaştım. Yaşadığım üzüntü ve şaşkınlıkla evde bulunanların hepsine bağırarak sitem ettim ve kızdım. O andan sonra babamın sayılı günleri kaldığını bilemeden saatlerce ağladım.

Tekrar özel hastaneye götürerek muayene ettirdik. Yapılan tetkikler sonucunda belindeki çatlak dışında kırıklar oluştuğu ve bu nedenle omuriliği koptuğu için belden aşağısının felç olduğunu öğrendik. Ameliyat edilse de ağır bir operasyon olacağı ve takılacak platinlerin tutmama olasılığının bulunduğu ve her şey olumlu geçse dahi bir daha yürüyemeyecek sadece oturur vaziyete gelebilecekti. Doktorun gözlerinin içine bakarak, “Senin baban olsa ne yaparsın doktor bey” dedim ve doktor biraz durdu bana bakarak, “Ameliyat etmezdim” dedi. Bu sözler üzerine babamı ameliyat ettirmekten vazgeçtik. Daha sonra başka doktorlara da emar sonuçlarını gösterdik aldığımız yanıt aynı oldu. Babamın belinde altı tane kırık oluşmuştu ve ameliyat edilse bile iyileşme olasılığı hemen hemen hiç yoktu.

Babamın omuriliğinin kopmasıyla vefat etmesinin arasında iki haftalık bir zaman geçti. 26 Temmuz 2015 Pazar akşamı yılların emektar şoförü olan ve şoför camiasında “Sadık Dayı” diye tanınan ve yıllarca uzun yol kaptanlığı yaptığı dönemlerde arabasının arkasında “İhtiyar Delikanlı” yazan babam vefat etti. Bir gün önce nasıl olduğunu sorduğumda “İyiyim oğlum” diyen babamı kaybetmiştim. Şoförlük yaptığı süre içerisinde trafik kurallarına harfi harfine uyan ve hiçbir zaman ne hız, ne de hatalı sollama yapmayan babam bu defa yaşanacak güzel günler varken hayatı ve yaşamı sollayarak ölüme kucak açmış ve ebediyete intikal etmişti.

Bir ay içerisinde ikinci defa çaresizlik duygusu yaşamış ve engelliğimden dolayı bir kez daha isyan etmiştim. Engelliliğimden dolayı ne babama son kez sarılabilmiş, ne öpebilmiş ne de son görevlerimi yapabilmiştim. Tek yapabildiğim ise musalla taşında tabutunun başına gidip ağlarken “Teşekkür ediyorum baba, beni dinlediğin için sana teşekkür ediyorum” dedim. Ölmeden birkaç dakika önce babamla iç dünyamda konuşmuş ve ondan bir ricada bulunmuştum. Babam ölüm döşeğinde bile beni duymuş ve kırmamıştı, bu nedenle teşekkür ediyordum.

Evet, “Sadık Dayı” senin gibi çalışkan, dürüst, sözünün eri, eline, beline ve diline sahip olan ve namuslu bir babaya sahip olduğum için ne kadar şanslı olduğumu her zaman bildim ve bilmeye de devam edeceğim. Bir babanın evlatlarına bırakacağı en büyük miras ne para ne puldur, en büyük miras onurlu ve dürüst bir isimdir bence. Bana ve kardeşlerime bunu sağladığın için sana çok teşekkür ediyorum.

Engelli olduğumdan dolayı sana karşı birçok sorumluluğumu yerine getiremedim, bunun bilinceydim. Bu nedenle hakkını helâl et. Allah rahmet eylesin, mekânın cennet olsun. Nurlar içerisinde yat baba.

07.09.2015

Değerlendir (Henüz oy almamış)