Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

İçimizden Biri

O, Dilek Sabancı. İçimizden Biri

Resim: Dilek Sabancı kıvırcık saçları ile sandalyede oturmuş gülümsüyor.

O insanları çok seviyor, sohbet etmeye bayılıyor, manevi değerlere önem veriyor... O, Dilek Sabancı içimizden biri...

Türkan-Sakıp Sabancı çiftinin büyük kızları olarak, 24 Ekim 1964 tarihinde Adana’ da ve 6.5 aylık olarak dünyaya gelmiş. Pramatüre olması ve doğum sırasında oksijensiz kalması nedeniyle vücudunda kalıcı hasarlar oluşmuş. Çocukluğunun yemyeşil Adana’sında en sevdiği şey parka gitmekmiş. Yedi yaşına kadar hiç yürüyememiş. Dokuz yaşındayken ailece İstanbul’ a taşınmışlar. Ortaokul ve lise eğitimini yurtdışında tamamladıktan sonra aldığı halkla ilişkiler ve iletişim kursları,komple turizm hizmeti veren bir şirketi yönetirken onun yolunu aydınlatıyor.

“Erken doğum ve oksijen eksikliği, pramatüreyim yani. Değişik pramatüre kategorileri var. Ben kendi durumumu çok araştırdım. Akraba evliliğinden zannederdim hep. Hayır. Bu hastalık, akraba evliliği olmadığı durumlarda da olabiliyor. Ancak, akrabalık bu durumun oluşma olasılığını artırıyor. Aşağı yukarı 6-7 yaşına kadar hiç yürüyemedim. Sonra Amerika Birleşik Devletleri’ ne gittik. Orada New York Üniversity Hospital’ da (Üniversite Hastanesi) Ortopedi bölümü başkanı beni ameliyat etti. O, ilk ameliyatımdı ve sonrasında biraz olsun yürümeye başladım. Çok rahat yürüyemesem bile, eskisine oranla daha bağımsız olabildim. Bundan sonra, belirli aralıklarla üç ameliyat daha geçirdim. Ama hiçbir zaman istediğim gibi olmadı. 6 yıl önce ( son ameliyatımdan yirmi üç yıl geçtikten sonra) yine New York’ da, dünyanın en önemli ortopedi hastanelerinden birinde yeniden bir ameliyat geçirdim. Daha tam olarak sonuçlarını almış değilim ancak sanırım en başarılısı bu oldu. Çünkü Ameliyat olduğumda 33 yaşındaydım ve daha bilinçliydim. Arkasından neler yapmam gerektiğini de  daha iyi biliyordum. Yaş küçükken tam olarak anlaşılmıyor olan biten. İnsanı aklı başka yerlerde oluyor. Örneğin, eğlencede... Tabii ki sonuç da ona göre alınıyor. Eskiden ameliyat olurdum, üç ay fizyoterapi yapar bırakırdım. Şimdi çok daha fazla sarıldım işe.”

Dilek Sabancı için önemli olan insan. İnsanları, her zaman için mekanlara tercih etmiş. Bir bardak çay yada bir fincan kahve eşliğinde sohbet etmek onun en büyük keyfi. Alışveriş yapmaya bayılıyor. Kışın, sinemaya gitmeyi seviyor.

“Sabah 7’ de uyanırım. 7.15 de fizyoterapistim gelir. Bir buçuk saat terapi yaparım. O gittikten sonra biraz dinlenirim. O sırada bir fincan kahve içer biraz da gazete okurum. Sonra da işime giderim. Akşam üstü 17.00 – 17.30 gibi tekrar fizyoterapi yaparım. Akşam, eğer bir programım varsa giderim. Yoksa evde televizyon seyrederim. Yani aslında rutin bir hayatım var. Bu rutini seyahat ederek, yemeğe giderek, sinemaya giderek hareketlendiririm. Çok fazla dışarı çıkmayı sevmem. Daha çok, insanlar benim evime gelsin isterim. Ev yaşantısını daha çok severim yani.”

Dilek Sabancı, manevi değerlere gün geçtikçe daha çok değer veriyor. Fiziksel olarak daha iyi bir yere ulaşmayı düşlüyor ve bunun için çabalıyor. Deneyimlerini, kendisi gibi problemleri olan diğer insanlar ile paylaşmak istiyor. O, kendi kendine pek çok şeyi başarabiliyor. Ya yapamadıkları?

“ Herkes gibi, herşeyi çok rahatlıkla yapamıyor tabii ki. Örneğin kayak yapamıyorum, ata binemiyorum. En son ata binmeyi denediğimde düşüp kolumu incitmiştim. Sadece yüzebiliyorum. Çok rahat yürüyemedim. Herkes bir buçuk – iki saat yürüyüp yorulurken, ben 15-20 dakikada yorulurdum. Hiçbir zaman ip atlayamadım. Yani çocukluğumu tam yaşayamadım. Hep, büyük bir insan gibiydim. Onun için de hep büyüklerle ilişkim çok daha iyi ve uzun olmuştur. Benim yaşımdakiler herşeyi rahatlıkla yapabilirken ben hep oturmak zorundan kaldım. Tabii ki kısıtlamalarım olacaktı hayatımda ama yinede yaşamaya mecburdum. Bazı şeyler insanın kontrolü dışında olduğunda yapabilecek pek bir şey olmuyor. Oturup ağlamak çözüm değil. Şimdi akıllı bir insan olarak, bu hastalığı nasıl yenebileceğimin peşindeyim. Tamamen düzelmeyeceğimi biliyorum. Ama yapabildiğim kadar, en iyi şekilde düzeltmeye çalışıyorum.”

Gelecek için yapabileceği ve yapmak istediği çok şey var Dilek Sabancı’ nın.

“Biraz daha böyle sosyal ağırlıklı çalışmak istiyorum. Babamdan aldığım bir sorumluluğu en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. O da Türkiye’ de yaşayan tüm engellilere hizmet etmek. Ben kabına sığmayan biriyim. Sadece bu ülkede yaşıyor olmak bana yetmiyor. Yani, ben kendimi dünya insanı olarak görüyorum. Çünkü herkesle çok çabuk kaynaşabiliyorum. Sorumluluğunu aldığım Özel Olimpiyatlar Türkiye’ nin başkanlığını yapıyorum. Hayalim ve tüm çalışmalarım, Türkiye’ nin Özel Olimpiyatlara ev sahipliği yapması. Bir çokları Türkiye gerçeğinde engellilerin durumunu düşündüğünde olması imkansız bir hayal olarak görse de ben inanıyorum hayalim bir gün gerçekleşecek.”

Sabancılar, oldukça hassas ve birbirine bağlı bir aile.

“Annemlerin evinde kapalı bir yüzme havuzu var. Oraya yüzmeye giderim. Sporumu yaptıktan sonra mutlaka onlarla birlikte oturur, yemek yerim. Hafta içinde de belli zamanlarda, belirli yerlerde birlikte oluruz. Onun dışında, tabii ki herkesin kendine göre ayrı yaşantısı var. Ancak onlar benim annem ve babam, ben de  onların kızıyım. Ara sıra birlikte olmak görüşmek şart. Aile bağları çok önemli.”

Ve Dilek Sabancı’ dan son sözler...

“Kuvvetli olalım, hiçbir zaman vazgeçmeyelim. Her zaman engellilerin yanında olan sık sık izlediğim ve çok beğendiğim YAŞADIKÇA programının şimdi de internette’ de hizmet vermeye başlamasına çok sevindim. Özel Olimpiyatlar Türkiye Başkanı olarak başarılar diliyorum. Yaşadıkça ile tüm engelleri birlikte aşalım.” 

2000 - Yaşadıkça TV Programından Alıntı.

 

Değerlendir (1 oy, ortalama 5.00 yıldız)