Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

İçimizden Biri

O İçimizden Biri. O, Semra Şen

Resim: Semra Şen Öğretmen sınıfda öğrencilerine ders anlatırken.

Soyadı gibi hayata Şen bakan renkli kişiliği ile kendisiyle aşırı barışık, şikayet etmek yerine çözüm üreten, hayatı ile eğlenen ve ayakları üzerine basa bilen biri. O, hayata karşı beklentileri hiç bitmeyen küçüklük yaramazlıkları ile hala anlatırken içindeki çocuğu yaşayan  ilçenin ve okulun en sevilen Semra öğretmeni. Gelin Semra’nın sıradışı hayatını yakından tanıyalım.

1976 yılında Bursa’nın Mustafa Kemal Paşa ilçesinde dünyaya gözlerini açmış. Ailenin en büyük kızı. Şen’nin, İki kız ve bir de erkek kardeşim var. İlk ve orta öğrenimini Bursa’da tamamlamış. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi bölümünden 1998 yılında mezun olan Şen, şu anda doğduğu ve büyüdüğü ilçede Sosyal Bilgiler Öğretmeni olarak görev yapıyor.

Çocukluk yıllarınız nerede ve nasıl geçti?
6 yaşıma kadar Erol Taş kahvehanesi karşısında küçük bir evde oturmuşuz. O günleri pek hatırlamıyorum ama dönüp bakınca ömrümün en güzel yılları olduğunu farkediyorum sadece. Okul hayatım bu ilçede başladı. Orta 2’de Cumhuriyet Lisesi ve sonra Bursa  Ticaret Lisesi’ne devam ettim.

Şimdi gençlik yıllarınıza gelecek olursak okul ve öğrencilik yıllarınızı  anlatabilir misiniz?
İlkokuldan beri öğretmen olmayı hayal etmiştim. Okuldan çaldığım tebeşirlerle misafir odasının kapısını karatahtaya çevirdiğimden dolayı annemden yediğim terlik yanıma kâr kaldı. Lise ikide iken geçirdiğim trafik kazası okul hayatıma bir yıl ara verdirse de Bursa İmam Hatip Lisesi’nden 1994’te mezun olmayı başarabildim. İlk tercihim olan Tarih öğretmenliği ile de üniversiteye başladım. Okumasaydım yada çalışmasaydım bunları düşündükçe şükredip yaşadığım günün tadını çıkarmaya bakıyorum aslında. Öğretmenlerim çok sıcakkanlı ve sevecen yardım sever insanlardı.

Belki biraz özel olacak ama engelliliğiniz nasıl oldu? Bize o günleri anlatabilir misiniz?
1990’da staja giderken bir kaza geçirdim. Trafik öyle bir şey ki siz kaldırımda yürüyor olsanız  bile Mercedesli bir ehliyetsiz kızın gaz ve fren pedalını heyecandan karıştırmasının bedelini ödüyorsunuz. O ana dair üzerime gelen bir gri arabadan başka bir şey yok hafızamda. Acı çektim mi? Hatırlamıyorum. Sonrasında Tıp Fakültesinde geçen iki ayın sonunda doktorların amputeye karar vermeleri, benim ‘annem babam izin verdi mi?’şeklindeki 14 yaşın çocukluğu komik sorum, hayatımda ilk kez duyduğum kelime ‘protez’le yürüyebilecek oluşum, gözyaşlarıyla bir kağıda narkoz öncesi attığım imza… Eve dönmek hayata yarım dönüştü. Kim bilebilirdi ki o sabah aynada bütünüme son bakış olduğunu…

Bir bacağınızı kaybetmişsiniz . Semra  yaşadığın o günleri kısa sürede nasıl atlattın? Sosyal hayata tekrar dönüş için neler yaptınız?
Bir iki ayda evde zıpzıpladıktan sonra kavuştum; her sabah gel bakalım şeker dediğim protezime. Okul hayatım bitmişti. Ama ailem ve arkadaşlarım beni hiç yalnız bırakmadılar. Koltuk değnekleriyle götürüldüğüm mekanların keyifli muhabbetleri hep aklımda. Yolu yokuş diye bıraktığım liseyi servisli bir okulda devam ettim. O son ameliyat öncesi durumu bildiği halde gülümseyen Cavi’ye (Cavidan), lisedeki 9 kişilik dost grubuna, hastanede bana Necip Fazıl’ın Çile kitabını getiren daktilo öğretmenime, değnekleri bıraktığım gün beni tebrik eden coğrafya öğretmenime ve en başında aileme borçluyum sosyal hayata tekrar dönmeyi.

O yıllarda yaşadığınız ve unutamadığınız anılarınız var mı?
Koltuk değneksiz yürümeye başladığım ilk günlerde  yokuş aşağı giderken düştüm.Çevreden amcalar kaldırdılar beni. İkinciye tekrar düştüm, yeniden teşekkürlerle kaldıranları uğurladım. Beş on adım attıktan sonra yine öptüm vatan topraklarını. Dedim kızım artık tek başına yürüyeceksin doğru bildiğin yolda ve de öyle oldu.

Mesleğe geçmeden once kullandığım protezler çok problemliydi. Hatta birgün tam bütünlemeye gidecekken çatt diye bilekten kırıldı. O an kalakaldım, tabi ders de alta kaldı. Tamir için Bursa’ya gitmeliydim. Babam yurtdışındaydı ve anneme ulaşamıyordum. Dua etmekten başka ne yapabilirdim... Tam dua saatiymiş ki gözyaşlarım dindi telefondaki kızkardeşimdi. Öylesine aramışlar!

En çok ne  yapmayı diler yada özlersiniz?
İlk staj maaşıyla aldığım ayakkabıları daha uzun süre kullanmayı ve sabahları spor olsun diye koşabilmeyi dilerdim, bir merdivene çift ayak basmak zorunda olmamayı yada mağazada beğendiğim ayakkabıyı giyebilmeyi.

Günlük yaşamınızda nelerle uğraşmayı seversiniz? Hobi ve fobileriniz neler?
Öğrencilerimden bana kalan dakikalarda yüksek lisans tezimi araştırıyorum. İstanbul, Sakarya ve Bursa arası yolculuklarda  kitap okumayı tercih ediyorum. Suuçtu Şelalesinde yada keşfettiğimiz piknik yerlerinde mavi yeşil arası huzuru yakalamaya uğraşıyorum. Günlük tutmak gençlik hobim. Kurslarda ilerlettiğim İngilizce’yi geliştirme çalışmaları, dostlarla telefon muhabbetleriyle günlerimi hoş kılıyorum. Depremi Sakarya’da yaşadığımdan beri de ani ses ve hareketten korkuyorum.

Bir engelli olarak öğretmen olmak çalışmak, üretmek nasıl bir duygu? Bunların yanı sıra çalışma hayatında en çok karşılaştığınız problemler neler?
Üretmek derken aslında sadece öğrencilere bilgiye ulaşmada rehberlik yapıyorum. Ve masum yüzlerden tebessümü eksik etmemeye uğraşıyorum. Yıllar sonra bu emeklerin karşılığını göreceğim belki. Fidanları ekiyoruz da kurumaması sadece bize bağlı değil.

Öğretmen olmak çok harika bir duygu. Bir gün önce kırdıkları sınıfımın kapısını ertesi gün yine kendilerinin taktığını görmek… ya da yalan söyledim ama size söz veriyorum bir daha olmayacak demelerini duymak… Bunlar çok güzel. Engelli bir öğretmen olmak aslında kolay değil. Daha çabuk yoruluyorum, oturarak ders anlatmayı sevmediğim için. Şu andaki okulum mimari açıdan da engelliler için çok uygun; asansörü de çalışınca mükemmel olacak. Kaldırımların yüksek oluşu da yürümemi zorlaştırıyor.

Öğrencilerinizle diyalogunuz nasıl? Ve engelinizden dolayı öğrencilerinizin size olan  yaklaşımını anlatabilir misiniz?
Aslında bunu öğrencilere sormak lazım.Bana göre tatlı sert. Onlar insanları farklılıklarından engelinden dolayı küçümsemeyi bilmiyorlar ve bunu onlara asla öğretmeyeceğim.Olumsuz bir yaklaşımları yok kısaca. Dersi nasıl anlattığımla daha çok ilgileniyorlar.Onlarla zaman geçirmek çok güzel. Çanakkale gezimizi unutamadıklarını mektuplarında hala dile getirir eski öğrencilerim.

Sevdiğiniz yerleri rahatlıkla gezebiliyor musun?
Tek başıma gezmek yok benim hayatımda. Ruh halime gore de değişiyor. Geçen yaz Karadeniz gezisindeydim. Ebru sayesinde Sümela Manastırı hariç çıkamadığım yer kalmadı. Ayder enfesti. Uludağa’da gittiğimizde karda yürümek zordu ama eğlenceliydi. Dolmabahçe’yi gezemediğime de üzülmüyor değilim. Ülkem doğal ve tarihi zenginliğiyle karşımda dururken ben bir sosyal bilgiler öğretmeni olarak az bile gezmişim. Bir engelliye göre ise çok ayağı yanık kedi gibi annemin deyimiyle..

Sporla aranız nasıl?
Hayatta  aramın kötü olduğu galiba bir spor var. Arada oynadığımız voleybolu da saymazsak epeydir küsüz...

Aile ve çevrenizin yaşamınızdaki yeri ve önemi nedir?
Ailem parçalanmış olsa bile onların hayatımdaki yeri tek kelimeyle vazgeçilmez. Engeli ne olursa olsun aileler de aynı sıkıntıyı kendileri yaşıyorlar.Benim  sıkıntılı durumuma dayanan ailemle ve beni ben olarak kabul eden meslektaşlarımla ve öğrencilerimle yaşantım renkleniyor.

Kendi kendine yetebilen birimisiniz? yapabildikleriniz ve yapamadıklarınız  neler?
Bazen evet bazen hayır. Mesleğimi ve evin kızı olarak ev yaşantımı ‘olduğu kadar’ yapabiliyorum. Elbetteki koşamıyorum. Saniye farkıyla kaçırdığım otobüsün arkasından da var bir hayır diyebiliyorum.

Gelecekle ilgili herkesin bir hedefi vardır. Peki ya senin?
Bir gün Fen veya Anadolu Lisesinde Tarih öğretmenliği yapmayı hedefliyorum. Yüksek lisansımı bitirmek,seneye tekrar KPDS’ye girip ocakbaşı ziyafetini kazanmak, gelecek benim için olacaksa ve Ğafur izin verirse..

Son olarak engellilere vermek istediğin bir mesaj var mı?
Ateş düştüğü yeri yakacağı kadar zaten yakmıştır.O kimlik kartında yüzde kaç yazarsa yazsın, bu ülkede yaşamanın sıkıntılarını içimize çeke çeke ama engelleri kaldırmak için STK’lara katılarak, çalışma hayatına katılarak haklarımızı arayarak sesimizi çevremize duyurabilmeliyiz. Bedenlerdeki engellerden çok kalp ve kafalardaki engellerden korkuyorum.Ne olursa olsun yaşama sevincimizi ve umudumuzu kaybetmeyelim.

Röportaj: Mehmet Kızıltaş

01.03.2006

 

Değerlendir (2 oy, ortalama 3.00 yıldız)