Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

İçimizden Biri

O, İstanbul Evlerine Farklı Bir Yaşam Veriyor

O içimizden birisi Arzu Şekeroğlu. Arzu, 1971 yılında İstanbul'da doğdu. Her geçen gün ilerleyen bir kas hastası. O, herşeye rağmen hayat güzeldir diyor.

Arzu, yaşamına dair yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışıyor. Belki yürüyemiyor ve aşığı olduğu İstanbul'u doya doya gezemiyor ama yüreğindeki İstanbul' u resimlerine öyle yansıtıyor ki görenleri bu resmi sen mi yaptın? diye hayretler içinde bırakıyor.

Arzu'nun, yaşamını, duygularını ve düşüncelerinin tamamını bu satırlara sığdıramasakda sizlere öncelikle farklı yönlerinde bahsedeceğiz. Yaşadıkça arşivinden bir zaman tünelinden geçip 1997 yılına gidiyoruz.


O yıllarda Kas Hastalıkları Derneği üyesi olan Arzu, ellerini ve kollarını kullanamamasına rağmen 1997 yılının ocak ayında ilk kez tiyatro ile tanıştı. Yunus Emre Kültür Merkezinde provalara başlayan Arzu Şekeroğlu oyunda kendisi ile aynı engeli yaşayan Melike Emre ile Türkiye'de bir ilke imza attı. Yönetmenliğini Sait Genay'ın yaptığı ve hazırlıkları 5 ay süren Aziz Nesin'in "BİR KADIN İÇİN DÜET" adlı eserini Arzu ve Melike profesyonellere taş çıkartacak bir performans ile sahnelediler. Oyunu izleyenler dakikalarca ayakta alkışladı. Arzu, Melike, Sait Genay, Prof. Dr. Coşkun Özdemir ve Kas Hastalıkları Derneği'nin ülkemizde engellilere olan bakış açısnın değişmesinde önemli bir rol oynadı. Ve bu başarı her zaman her yerde BİZDE VARIZ, İMKANLAR VERİLDİĞİNDE HER ŞEYİ YAPABİLİRİZ haykırışıydıi. Hani sanatçı doğulur mu yoksa olunur mu? sorusuna tezat Arzu, sanatçı doğmanında ötesinde bir yeteneğe sahip özel bir insan.

Arzu, üniversiteyi kazanmasına rağmen, Türkiye'deki tüm engellilerin en büyük sorunu olan mimari problemler yüzünden okulu bırakmak zorunda kalmış.
Herşeye rağmen hayat güzel, yaşamak güzel diyerek yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalıştım. İnsanın kendini anlatması çok zor bir olay. Tahsil hayatımdan sonra üniversiteyi kazandım ama mimari engeller ve birçok sebepten dolayı devam edemedim. Hayatta en çok mimar olmak istiyordum. Evler benim için çok önem taşıyordu fakat hastalığımın ilerlemesi ve kollarımı rahat kullanamayışım buna engel oldu.

Arzu, okula gidememesine rağmen içinde büyüyen resim sevgisinden hiç bir zaman vazgeçmemiş.
İnsanın içindeki istek ve heyecan hiçbir zaman ölmüyor bunu farkettim. Daha sonra ahşap tablolar yapmaya başladım bunlar benim ilgimi çekiyordu. İnsanların oturabileceği kadar büyük evler yapamıyordum ama en azından duvarlarını süsleyecek tablolar yapabileceğime inandım. Bu benim için gerçekten çok zordu. İlk başta kendi çabalarımla yapmaya başladım. 1.5 yıl kadar bu konuda uzman olan kurslara gittim. Halk eğitim kurslarından eğitim aldım. Bu şekilde daha da geliştirmeye başladım.

Arzu kas hastalığı yüzünden vücundunda sadece parmaklarını kullanabiliyor. Parmakları ile çok az fiziksel harekete sahip olan Arzu, nasıl resim yaptığını anlattı.
Kafamda nasıl bir şey yapacağımı planlıyordum. Gece uykularıma dahi giriyor, rüyalarımda bile görüyordum nasıl bir şey yapmak istediğimi. Ertesi gün ilk kalıplarını çıkarıyorsunuz daha sonra kartona geçiriyorsunuz. Kaplamalardan üzerini detaylandırıyorsunuz. Çeşitli süslemeleri var. Bu konuda annemin de bana çok büyük yardımı oluyor. Ellerimi çok fazla çok rahat hareket ettiremiyorum. Benim yetişemediğim yerlerde o bana hayatta her zaman olduğu gibi destek oluyor, yardımcı oluyor. Daha sonra yavaş yavaş monte ediyorum. İlk kursa gittiğimde öğretmenimle aramızda bazı şeyler oldu. Çünkü kursa gelenler hep sağlıklı insanlardı ve ellerini rahat kullanabiliyorlardı. Ben onlar gibi kullanamıyordum. Ben bunu hep gözlemledim. Öğretmenimin neyi nasıl yaptığını gözlemledim.

Daha sonra nasıl yapabiliyorsam kendimce, kendime uygun yöntemlerle yapıştırmaya, çizmeye başladım ve o tür şeyleri kendim geliştirdim.

Arzu ile yaptığımız keyifli sohbet uzadıkça bizde daha fazla sorular sorduk. Arzu'yu sizlere daha yakından tanıtmak için.

Arzu Şekeroğlu, bir İstanbul aşığı. Şekeroğlu, eserlerine kattığı canlılığı ve bir resme başlayıp bitirdikten sonraki duygularını anlatıyor...
Eski İstanbul evleri... Onlar çok hoşuma gidiyor. Deniz kenarındaki evler, sokak evleri, Balat - Fener 'deki, Sultanahmet'deki eski evler... Sonradan farkettim ki bunların içinde çocukluğumdaki yaşadığım insani duygular, sıcak ilişkiler beni cezbediyor. Bunları yapmamdaki sebep de bu diye düşünüyorum.

Şimdi de resim yapmaya başlamadan önceki ve resim yapmaya başladıktan sonraki Arzu'yu anlatıyor.
Bu sadece bir resim... Siyah-beyaz bir resim. 3 boyutlu hale geliyor. Ölmüş bir insanı canlandırıyormuşum gibi geliyor bana. Bir de tarihi de, ülkemi de yaşadığım şehri de çok seviyorum. Bu yılların evlerinin yıkılıp gittiğini görüyorum. Yangınlar çıktıkça ben çok üzülüyorum. Ama yaptığım tablolarla yeni nesile tarihimizi yansıtıyor.

Arzu, resim yapmak dışında öğrencilere matematik dersleri veriyor. Arzu'nun en değerli varlığı ise annesi. Annesi, Arzu'nun yetişemediği zamanlarda elleri ve ayakları oluyor.

Arzu' nun en büyük hayali kişisel bir sergi açarak tablolarını sanat severlerle paylaşmak.
Amacım, burdan ben sanatsevere, galeri sahiplerine sesleniyorum. Çalışmalarım sonucu şuan elimde 15 tane tablo var. Bunları sergilemek istiyorum. Daha farklı kitlelere, İstanbul'daki tüm insanlara hatta yurtta, dünyada ki herkesle paylaşmak için... Neden olmasın? Bu konuda bana sanatseverler yada galeri sahipleri yardımcı olurlarsa çok sevinirim.

Son olarak Arzu Şekeroğlu yaşadıkça ile herkese bir mesaj veriyor.
Yaşadıkça, tüm engelleri birlikte aşalım...

21.10.2003

Röportaj: Mehmet Kızıltaş

(Yaşadıkça Tv Programı Arşivinden)

 

Değerlendir (Henüz oy almamış)