Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Simge Kılıç

simge_kilic@hotmail.com

Sevgisiz Hiçlik

Simge Kılıç

İnsan, bunca çirkin meseleye rağmen ötekini sevebilmeli ve iyi kalabilmeli. İtalo Calvino, "Birlikte iyilik yapmak, birbirimizi sevmenin tek yolu." derken öyle haklıdır ki... Peki iyi kalmak için en başta gereken şey nedir? Ne çok şeyler yazılıp, çizilmiştir “sevgi” üstüne değil mi? Ne filmler çekilmiş, romanlar, şiirler yazılmış, ne şarkılar söylenmiş… Ne delinmedik dağ kalmış, ne aşılmadık yol… Uğruna canlar verilmiş, dudaklar lal olmuş, gözler ama, kulaklar sağır… Peki neymiş bu sevgi? Masallarda ki gibi Kaf Dağları’nın ardında olan ulaşılmaz bir şey miymiş? Yoksa şarkıda denildiği gibi “uzaklarda aranan ama içimizde olan” bir şey miymiş? Ya da Türkan Şoray’ın Selvi Boylum Al Yazmalım filminin sonunda söylediği meşhur sözleri gibi ‘sevgi iyilik, dostluk, sevgi emek” miymiş?

Saf ve tertemiz geliriz bu dünyaya. Siz hiç nefretle bakan bir bebek gördünüz mü ya da kin dolu üç yaşında bir çocuk? Neden hep çocuk olmak isteği vardır kocaman insanlarda? Neden masumiyet eşittir çocukluktur? Çünkü saf sevgi kaynağıdırlar da ondan. Hiçbir çocuk kendisini aciz olarak görmez ve mucize olduğunun bilincindedir. Bu kadar saf sevgi ve donanımlı olduğumuz bebeklik-çocukluk çağımızda, ne oluyor da sonra bu denli kendimizi değersiz ve nefret dolu, sevgisiz, güvensiz, yalnız hissediyoruz? Bir çocuğun altı yaşına kadar bilinci tam oluşmadığı için hayal üreten ve “teta” diye adlandırılan beyin dalgalarında yaşıyor ve farkında olmadan bu süreçte her şeyi kayıt ediyor. Altı yaşından sonra ise çocuğun salgılanmaya başlayan ergenlik hormonları ile birlikte beyin dalgaları “alfa” adı verilen ve sezgisel algılar yerini dünyevi algılamaya bırakıyor. Sonra ne mi oluyor? Yapamayacağımıza inanç başlıyor. Özellikle bizim toplumumuzda korumacı ebeveynlikler yaygın olduğu için ve yapabileceklerimizden çok nelerin yanlış, yasak ve yapılamayacağı öğretildiği için korkarak bakıyoruz dünyaya.

Oysa sevgiden korkmaktan daha kötü bir şey var mıdır? Şöyle bir etrafa baktığımızda bu sonsuz sevgiyi görüp, şükretmemek ne mümkün! Aynaya baktığınızda gördüğünüz silueti sevmemek ne mümkün? Nasıl kusursuz bir düzen ve işleyiş var her yerde. Domino taşı gibi birbirine bağlı her hayat ve her an…

Hiç düşündünüz mü o lanet okuduğumuz seri katiller, cinsel tacizciler ve savaşları başlatanların da aslında saf bir bebek olarak dünyaya geldiklerini? Ne oldu da bu kadar kötüleşebildiler? Neden bu kadar sevgisiz kaldılar ve neden kendilerini sevmediler? Her gün nefret ettiğiniz bir bedenle yaşamak ne kadar zor değil mi? Hepsinin altında yatan anormalliklerin en büyük sebebi de sevgisizlik bence. Çoğunun hayatına baktığımızda ya benzer olayları kendileri yaşamış ve intikam alma duygusundadır ya aile içi şiddet görmüş, aşağılanmış ya ihanete uğramış ya da aşırı dinsel tutucu, zorlayıcı ve baskıcı çevrelerde büyümüşler. Hepsinin temelinde kendileri, bireylikleri hiçe sayılmış, sevginin ne olduğu öğretilmemiş ve kendi mucizelerini görme şansı verilmemiştir.

Bir beden için nefes almak ne ise, ruh için de sevgi o demek. Nasıl içi dıştan ayırabiliriz ya da dışı içten? Üzerimize giydiğimiz kabuklar ruhumuzu da sarıp sarmalar mı peki? Hangi ayna kendi gözümüzle gördüğümüz bizi farklı gösterebilir ki?

Ezcümle şu ki, baktığın her yerde sevgiyi göremiyorsan, kim sana bunu gösterebilir?

16.03.2017

Değerlendir (Henüz oy almamış)