Sosyal Medya Çılgınlığı

Son dönemlerde yapılan istatistikler, açılan yeni hesaplar, internet kullanım oranları, sosyal medya yorumları ve sürekli yeni çıkan uygulama kullanım oranları vb. gibi rakamları takip ettiğimizde ülke olarak “çılgınlık” seviyesinde bir internet kullanımı ile karşı karşıyayız. Hatta Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (BRSHH) 2011 yılında açılan İnternet Bağımlılığı Polikliniğimiz de ülkemizde mevcut.


İki yıl önce aldığım karar ile iş, haber, ders vb. dışında eğlence için sosyal medyaya giriş zamanımı azalttım. Özellikle izledikçe izlenen eğlenceli videolar, ağızlara pelesenk olmuş kelimeler / şarkılar üzerine farklı farklı çekilen videolar, o buraya gitmiş, öteki bunu yemiş, diğeri siyasi görüşü için galeyana gelmiş diğerine sövüyor, bir başkası yan odada oturan eşine sosyal medyada aşk nidaları atıyor… Evlilik programları, kısa süreli yarışmalarda çıkan ve sanat adına hiçbir vasfı olmayan kişilerin milyonlarca takipçileri var ve bu kişiler sırf bu sayede reklamlardan yüksek oranda ücret ya da hediyeler alıyorlar. Özellikle bayanlarda cicili bicili sunumlar yapmak, Disney karakterlerini andıran evlerinde aşırıya kaçan dekorlar kullanmak ve her hamile kalanın, zayıflayanın, saç makyaj yapanın blogger olması da ayrı bir popüler olmaya heveslilik… İnsan doğası gereği meraklı olduğu için ona da bakayım, bunu da göreyim derken bir bakıyor zamanı akıp gitmiş. Düşününce başkalarının hayatlarında yaptıklarının beni çok da ilgilendirmediği kararına vardım. Evet tabii ki klasik bilinen bir iki sosyal medya hesabım hala aktif ve belirli aralıklarla paylaşımlar da yapıyorum ama dediğim gibi zamanımı çok fazla çalmasını engellemek için kendime bir otokontrol geliştirdim. Burada harcayacağım her ekstra zamanı kitap okumak için ayırmaya karar verdim.


Kimseyi yargılamıyorum, çünkü hepimiz belirli dönemlerde aynı şeyleri yapabiliyoruz. Paylaşımlarda gördüğüm kadarıyla hiç kötü insan yok mesela, herkes doğru olan, yanlış yapılan taraf, dürüst olan, haklı kişi… Ayrıca şikayet edilmesine rağmen ülkemizin ekonomik geliri de gayet iyi gibi görünüyor; lüks mekanlarda yer bildirimi yapma, burada çekilen yemek paylaşımları, lüks markalar gözümüze sokularak verilen hediyelerin sergilenmesi ya da sürekli bir alışveriş yapma döngüsü vb.

Sevginin yüz yüze olduğunda ve içten bir sarılma ile ifade edilmesi taraftarıyımdır her zaman. O yüzden sosyal medya üzerinden daimi aşk nidaları, iyi olduğunu kanıtlama çabaları da bir noktadan sonra samimiyetini kaybediyor mesela gözümde…


Peki sadece kendisinden farklı bir siyasi görüşü, etnik grubu ya da mezhebi var diye ayrımcılığa gitmeye ne demeli? Farklı takımları tuttuğu için birbirine hakaret edenler. Bir siyasi lideri ya da ideolojiyi benimsediği için zeka geriliği, cahillikle suçlananlar…


Bir de her şeyi destekleyen, kurallara uyan, olumsuzluklara tepki veren bir “destekleyici kitle” var. Tekerlekli sandalye ile alışveriş merkezlerinde asansör sırası beklerken bu destekleyici kitle nereye kayboluyor günlük yaşamda diye merak ediyor mesela insan?


İnsanoğlunun tarih boyunca hep birbirini ötekileştirmek için bir şeyler türettiğini düşünürüm. Mezhep, ırk, dil, siyasi görüş, takım tutma vb. Son zamanlarda bu ötekileşmenin sosyal medya üzerinden daha da yaygınlaştığını gözlemliyorum. Küçücük çocuklarda bile durum böyle. Çağımız gereği telefonlarımızın akılları büyüdükçe, kendi görüş açılarımızın ve vicdanlarımızın da küçüldüğünü gözlemlemek ise en kötüsü…


 

23.12.16