Teknoloji ve İnsana Dair…

Merhabalar Sevgili  “Yaşadıkça”  Dostları,

“Engelleri aşma” projelerimizin vazgeçilmez gönüllüsü, “Yaşadıkça”nın kurucusu, sevgili arkadaşım  Mehmet Kızıltaş’ın zarif daveti  üzerine,  belirli dönemlerde, bu sayfalarda sizlerle 1999 ‘dan günümüze engelli dünyasına ait edindiğim deneyim ve  gözlemlerimi,  teknolojik gelişimleri, başarı  hikayelerini… sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Umarım sohbetlerimiz keyifli, aydınlatıcı ve yaşamlarımızı geliştirici dönüşümlere vesile olur.

Çocukluğum, İstanbul Kurtuluş’ta sobalı bir evde geçti. Evimizin biricik teknolojik cihazı, tek kanallı, ampullü bir radyoydu. Bu arada, pek tabii, çevirmeli telefonumuzu da unutmamak lazım. Şehirlerarası görüşmeler için, santrale rica eder ve başında heyecanla bazen saatlerce bağlantı için beklerdik.  Sonra bir gün, ben yaklaşık 8-10 yaşlarındayken eve mucizevi bir alet geldi! Evet ilk televizyonumuz.: Siyah-beyaz, tüplü.

Derken “Uzay Yolu” adlı,  bizi farklı hayal dünyalarına taşıyan bir TV dizisi evlerimize konuk oldu. “Bilgisayar” adı verilen, odalara sığmayan ilginç mi ilginç bir cihaz,  bu dizinin anlaşılamayan kahramanlarından biriydi. “Teknoloji” kelimesi galiba ilk Uzay Yolundaki bu “bilgisayar” için telaffuz edilmişti bizim evde.

Her neyse. Çok sonraları,  üniversite eğitimimi Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği bölümünde alırken,  eğitimimin ilk yılında gerçekten de bilgi işlem merkezimizde Uzay Yolunun bilgisayarı muadili dev bir sunucuyla çalıştık. 4 Yıl sonra mezun olurken, 2 disket sürücülü, sabit diski olmayan PC’ler gelmişti artık okulumuza.

Derken bir anda,  ne oldu, ne bitti tam idrak edemeden günümüze geldik!

Bugün, bilişim, iletişim, elektronik… teknolojileri dört koldan dünyamızı, hayatlarımızı sarıp sarmalamış durumda.

Günümüz çocukları ve hatta 15-20 yaşındaki gençler,  televizyonsuz, cep telefonsuz, bilgisayarsız nasıl yaşarlar bilemiyorum. Hatta durum öyle bir hal aldı ki bundan 3-5 sene önce zannedersem,  dünya markası bir bilgisayar üreticisi, televizyona “Bilgisayarın Hayatındır” sloganıyla notbook reklamı vermişti. Bu sloganı ilk duyduğumda  dünyam şaşmıştı…. “Bilgisayarın Hayatındır”:  Nasıl bir Hayat’tan bahsedilmektedir?  Burada “Hayat” olarak kastedilen nedir?  diye kendi kendime bir süre sorup durmuştum.  Genç arkadaşlarımın bana bu soruların “yaşlanma belirtileri” olduğunu söylemesi üzerine ise, derhal çark edip, konuyu sosyoloji, psikoloji, felsefe, teoloji gibi disiplinlerin kollarına teslim etmiştim.

“Bilgisayarın Hayatındır” deyişinin küresel düzlemde artık doğru olduğu bir gerçek.  Dünya hayatının, ekonomisinin, üretim, tüketim, eğitim, sağlık, iletişim gibi yaşam sistemlerinin, teknolojisiz 1 güne dahi tahammülü olamayacağı kesin.

Ancak bugün benim gibi 40’lı yaşlarını ve üstünü sürmekte olanlar “teknolojisiz hayat”a çocukluğumuzdan antrenmanlı olduğumuz için, bu deyişin bizim jenerasyona hitap etmediği görüşüm sürüyor. 

Evet gelelim şimdi bizi esas ilgilendiren alana : 

Bir bilgisayar, engelli birinin “hayat”ı olabilir mi?

Olur ise nasıl olur?  Hangi engel grupları için bu söylenebilir?

Teknoloji engelli insanlar için ne yapmaktadır? 

Birileri, bir yerlerde,  engelli insanların  yaşamlarını dönüştürmek adına birşeyler  geliştirmekte midir acaba? Cevap “evet” ise, ülkemiz bu teknolojilere erişim, üretim ve  kullanım alanlarında nerede durmaktadır?

Evet bundan sonraki yazılarımda, her yaş ve her engel grubu için “hayata dokunan” çözümler sunan “Assistive Technology” e    ( Yardımcı – Destekleyen Teknoloji ) detaylı olarak yer vermeye çalışacağım.  Yardımcı teknoloji nedir?  Kimler için neler sunar? Engellinin hayatını nasıl dönüştürür? Ülkemizde kullanım durumu nedir? Peki ya siz okuyucular, sizin bu çözümlere erişim için neler yapmanız gerekir?

Tüm bu soruları ve cevaplarını enine boyuna konuşmak adına en yakın zamanda yeniden buluşmak dileğiyle.

18.03.2011