Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Röportaj

Tuğçe Akgün ”Eksiğim Yok Fazlam Var; O Da Tekerlekli Sandalyem” Diyor

İzmir Alsancak'ta direksiyon hakimiyetini kaybeden ve 4 takla attıktan sonra denize uçan Tuğçe Akgün, bu büyük kazanın ardından engelli bir birey olarak başarılı bir şekilde sürdürdüğü hayat mücadelesini anlattı. Nezahat Göçmen'e konuşan milli sporcu, cesaret ve özverisi sayesinde spor yapmaya başladığını ve ülkesine madalya kazandırdığını ifade ederek, “Eksiğim yok fazlam var; o da tekerlekli sandalyem” diyor. “Arkadaşlarımla ayrılırken beni öpün belki ölürüm diye şaka yapmıştım, öpmemişlerdi. Başarı hikâyeleri biriktireceğim kendime. Güçlü bir kadın olacağım. Kimseyle aramda fark görmüyorum. Fazlalığım var. Sandalyem!” diyen Tuğçe’yi “Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'nda giderken bir başka araca çarpmasıyla kontrol altından çıkan otomobiliyle denize düşen ve yaralı olarak kurtulan Tuğçe Akgün, kazadan sonra felç geçirerek yatağa bağlı kaldı.” haberi ile tanıdım. Enerjik, hayat dolu, gülen gözler ve umut onunlaydı. Yok, öyle hayata küsmek. Bağıra bağıra “hayatı seviyorum. ”diyen gözler vardı, Kalp vardı, azim vardı. Kazadan sonra aylarca hastanede tedavi altında tutulan, halen hayatını uzun kısmını yatakta geçirmek zorunda kalan Tuğçe Akgün’ü nün yaşama dair söyleyecekleri vardı. Ben sordum Paralimpik milli atletimiz Tuğçe Akgün anlattı. Samimiyetle döküldü ağzından her sözcük.

Tuğçe, doğdun ve bir gece bir daha doğdun? Anlatır mısın? İki doğum gününü…

İzmir de dünyaya geldim ben de ailem de İzmir’de doğduk büyüdük. Bugüne kadar hiç Ege’den başka yerde iki günden fazla bulunmamıştım spor yapmaya karar verene kadar. Liseyi bitirdikten sonra Muğla Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliğinden mezun oldum. Tekrar İzmir’e döndüm. Bu sırada da iş hayatına adım atmak için sertifika programlarına başladım bilgisayar, muhasebe, dış ticaret gibi. Hayatımı değiştiren gece; 20 Aralık 2011 tarihinde Alsancak’tan çıktım Güzelyalı’ya evime dönüyordum. Alsancak Göztepe arası sahil yolundayım yol boş ve ben cahil cesaretiyle 140/150 km arasında eve gidiyordum. Hız kurbanı oldum. Kurallara dikkat etmedim. Yaşayacaklarıma doğru uçuyordum sanki. Son 400 metre kalmıştı evimize, viraja girdim hızlı bir şekilde şeridi ortalamış aracı görünce direksiyonu sahil tarafına doğru kırdım, orta kaldırım çarpınca araç dört takla atıp denize uçtum. Sonrası yok zaten. Hatırlamıyorum. Yirmi yedi litre su yutarak boğulmuşum, ciğerlerimdeki suları boşaltıp makinaya bağlamışlar. Uyandığımda on bir gün geçmişti kazanın üstünden. Yoğun bakımda sakat kaldığımdan haberim yoktu ama kırıklarımın ağrısından ve nefes alamadığımdan dolayı gergin ve bana ne oldu böyle diye telaşlıydım. Makinalardan bağımsız nefes almaya başladığımda omuriliğimin kırık olduğunu ve ameliyat yapacaklarını söylediler. Böylece sakat kalacağımı da söylediler.

Düşüncelerim beni boğuyordu…

Kazadan önce son 2- 3 ay sürekli kötü bir hastalığa yakalanacağım düşüncesine kapılıyordum. “Meme kanseri olabilir miyim?” diye bile muayene olmuştum. Kazadan on dakika önce arkadaşlarımdan ayırılırken 'beni öpün belki bir daha göremezsiniz' diye saka yapmıştım. Allah söyletti derler ya on dakika sonrada kaza yaptım.

Yeni bir hayat seni beklerken, annenin rolü?

Sonrası benim bu durumu kabullenme sürecimdi. Bir yıl hep Hastanelerde fizik tedavi ile uğraştık sonrasında İzmir’de yaşamak istemediğime karar verdim yürüdüğüm koştuğum o yollarda o sandalyeyle gezmek beni kötü bir psikolojiye hapsediyordu. Annemle konuştum ve Bodrum'a taşınmaya karar verdik. Hem bana mimari yapı olarak uygundu hem de Ege'nin İzmir’den sonraki en güzel köşesiydi benim için. Bodrum Belediyesi'nde işe başladım. Hayatım boyunca her zorlukta her mutlulukta her başarımda yanımda olan annemle burada güzel bir hayat kurduk. İş hayatına başlamama vesile oldu beni cesaretlendirdi. Hayatımda ilk kez çalışıyordum ve bir sandalyeye bağımlıydım. Her ihtiyacımı diğer insanlardan daha zor karsılarken nasıl çalışıp hayata dâhil olacaktım endişeleri beynimi yiyordu. Annemin iteklemesiyle işe başladım. Öncelikle Halkla İlişkiler sonrasında Özel Kalem Müdürlüğünde en güzel şekilde herkes ne yapıyorsa yapmaya başladım. Zaten resmi yazışmalar satın alma işlemleri için yürümesi gerekmiyordu kimsenin. Ben de beyni donanımlı biriydim. Dört yıl çalıştım Bodrum Belediyesi'nde.

Spor serüvenin nasıl başladı?

Yılbaşında arkadaşlarımla Paris'e tatile gittim. Artık baya engelimi aşmış dünyayı gezme hayalleri kuruyordum yani ufak ufak başlamıştım. Yapılacaklarımın listesini uygulamaya başlamıştım. İnstagramdan tanıştığım benim gibi engelli sporcu bir arkadaşım vardı hiç yüz yüze gelmemiştik. Bana ilk kez o gün;”Merhaba fiziğin çok uygun bizim takımda yer alıp spor yapmak ister misin? “ diye yazdı. Bunu yapmam için İstanbul’da yasamam gerekiyordu ama ben de olumsuz baktığımı söyledim. Tatilden döndüğümde anneme bahsettim konudan annem her zaman cesaretli güçlü ve ilerici bir kadın olmuştur. Yine bana “Neden olmasın git bir gör atletizm yapabilecek misin?” dedi. Bir günlüğüne İstanbul’a Bağcılar Belediyesi spor kulübüne geldim Milli takım antrenörü olan Ömer Cantay ve millî sporcu olan arkadaşlarla tanışarak sandalyeye bindim yarım saatlik bir deneme yaptım. Zor bir spor olduğundan, başarı için uzun zaman gerektiğinden ve çok çalışmam gerektiğinden bahsetti hoca. Durumu annemle konuştum. Annem “Denemedim deme, gidelim yapamazsan en kötü denemiş olursun dert etme” dedi. Zorlu bir dönem bizi bekliyordu işlerimizi bıraktık evimizi bıraktık. Hiç bilmediğimiz bir şehirde bir maceraya atıldık 2017 yılının şubat ayında.

Güçlü bir kadın olacağım Hayat, cesaretinin karşılığını sana ne şekilde verdi?

Hayatımda ilk kez sporla tanıştım. Her gün yoğun antrenmanlar kamp süreçlerinden sonra Fransa’ya bir yarışa gittik ve Mayıs 2017’de milli sporcu oldum. Temmuzda da bayrak yarışı için Londra Dünya Şampiyonasında ülkemizi temsilen atletizm tekerlekli sandalye yarışına katıldım. Bunlar benim şansımdı. Cesaretimin karşılığını hayat bana bu şekilde verdi sanırım. Kısacık bir zamanda milli takıma girip böyle büyük bir organizasyonda Türkiye adına orada bulunmam. Şu an annem ve ben tüm ailemizden uzakta Bağcılara yerleştik. (Annem babam ayrılmış 1 yasındayken benim her şeyim annemdi bildim bileli) Atletizmde en iyi yerlere gelmek için uzun seneler çalışmam gerekse de çalışacağım ve ülkemi kendi adıma en güzel şekilde temsil edeceğim. Katıldığım yarışmalar tecrübe olurken daha da heveslenip hırslanmama neden oldu. İş hayatına geri dönsem de sporculuk her zaman ilk önceliğim olacak. Başarı hikâyeleri biriktireceğim kendime. Güçlü bir kadın olacağım her zaman, engelli bir kadın değil!

“Eksiğim yok fazlam var” iddialı bir cümle, ne söylemek istedin?

Engelli birey olarak tek yetersizliğimin fiziksel olduğunu hissediyordum. Spora başlamamla fiziksel yetersizliğimin olmadığını anladım. Sadece kollarımla koşabiliyordum, belki herkesten daha güçlü ve sağlıklıydım aslında. Yürüyemem bir eksiklik değil küçük bir farklılık oldu artık benim için. Eksiğim yoktu fazlam vardı oda tekerlekli sandalyem. Yetersizliğim yoktu artık her koşulda kendime yetebilmemin verdiği özgüven vardı. Yaşamak cesaretti. Ve bu bende mevcuttu. Su an olmam gereken yerde yapmam gerekeni yapıyorum. Sadece ben kendimi engelleyebilirim engelim değil. Yarış için özel yapılan arabam dediğim özel aracım var benim. Arabanın içinde koştuğumu hissediyorum kollarım ayaklarım oluyor sanki. Yarışırken bindiğim an bir amacım olmasının verdiği gücü hissediyorum. O arabanın içinde yıllar sonra alacağım büyük başarıları hayal ederek yapıyorum tüm antrenmanlarımı. O arabaya bindiğim günden beri güzel amaçlarım var beni kamçılayan zinde tutan. “Ne istediğinize karar verdiyseniz siz de yola çıkın hadi” Çıkalım mı? Ben yürüdüğümü koştuğumu hissetmek istiyorum. Kendimi iyi hissettiren neyse onu yapmaktan korkmadım. Biz engelli bireyler herkesten daha güçlüyüz aslında. Ormanın zayıf halkası biz gibi görünsek de; görmeden yürümeden duymadan hissetmeden dimdik hayata tutunan süper kahramanları biziz aslında. Ne yapmak istediğimizi bilelim yeter, engel yok, her zaman başka bir yol vardır yeter ki biz cesaret edelim. Ne istediğinize karar verdiyseniz sizde yola çıkın hadi.

Engellilerin yaşamını kolaylaştırın

Hayatı sorguladın mı?

Çok sorgulamıştım başlarda “neden ben ne yaptım da basıma bu geldi?” diye. Daha sonraları hastanelerde küçücük çocukların bile başına kötü geldiğini görünce sorgulamak yerine bu şekilde en iyi nasıl yaşarım diye düşünmeye başladım. Böylede hayat hala güzeldi. Ben yine aynı şeylerden tat alıyordum yine aynı şeylerden mutlu oluyordum bir şey değişmemişti. Sadece değişen benim kaldırımlar, merdivenler, tuvaletler, girişler çıkışlar tarafından engelleniyor olmamdı. Farkında olmam için sakat kalmam gerekiyormuş. Umarım diğer tüm insanlar yetkili mevkilerde oturan kişiler de farkında olmak için duyarlı olmak için bazı şeyleri düzeltmek için sakat kalmayı beklemezler. Sihirli değneğim olmadığımdan şu an sadece çevrelerini yollarını işyerlerini herkese uygun yapmalarını diliyorum. Örneğin engelli tuvaleti yapana kadar tüm tuvaletleri bize uygun yapabilirler, engelimiz aramızda bir fark değil çünkü bizim geçtiğimiz yoldan herkes geçer girdiğimiz bir binaya herkes girer. Ama biz düşünülmeden yapılan her yapılaşma bizim için sert bir tokat oluyor.

17.09.2017 - oncevatan.com.tr

Değerlendir (Henüz oy almamış)