Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça

Site Google Bing

Simge Kılıç

simge_kilic@hotmail.com

Türkiye’de 3 Aralık

Simge Kılıç

Yine bir 3 Aralık gününü geride bıraktık…

 

3 Aralık; 1992 yılında Birleşmiş Milleler’in ‘Uluslararası Engelliler Günü’ olarak kabul ettiği ve o gün dünyadaki tüm engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile belirlenmiş bir gündür. Peki ülkemizde bugünün hakkı veriliyor mu? Bence evet… Çünkü o gün her yerde etkinlikler düzenleniyor. Okullarda bir grup engelli öğrenci çıkıp kendi hayatından bahsediyor, sempozyumlar, tiyatrolar oluyor, haberlerde, gazetelerde engelli sorunları ile ilgili haberler yapılıyor, sosyal medyada ‘hepimiz engelli adayıyız’ gibi klişeleşmiş postlar paylaşılıyor. Peki geri kalan 364 gün ne oluyor? Çoğunlukla bir elin parmakları kadar az sayıda olan engelli hakları savunucusu, girişimci, aktivist kişiler bir şeyler yapmak için kendisini paralıyor. Ülkemizde çok etkin olmayan ve genelde siyasi parti güdümlü sivil toplum kuruluşları piknikler, geziler, birleşme yemekleri düzenliyor, arada tekerlekli sandalye, medikal malzeme, erzak yardımı yapıyor. Tamamıyla umutsuz olmamak gerekir tabii ki; yeterli sayıda olmasa da güzel projeler, yetenekli insanlar ortaya çıkarak yeni bir soluk katmaya çalışmıyor da değil. Ama yetersiz kaldığı kısmında hepimizin hemfikir olduğunu düşünüyorum.


Yıllardır aynı şeyleri anlatmaktan ve belki de sizler de duymaktan ya da okumaktan sıkıldınız. 2005 yılından beri yasası çıkan ve yapılacak olan mimari düzenlemeleri hala bekliyoruz mesela. Zaman içerisinde yapılan iyileştirmeler var evet ya da 20, 30 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında tabii ki teknoloji ilerlemesi de göz önüne alınınca çok büyük artılar var gibi görünüyor. Peki her gün toplu taşıma kullanan ve birebir koşuşturmacanın içinde olan biri olarak size bir ‘sır’(!) vereyim mi? Hala asansörler bozuk, hala metrobüs sırasında insanlar üzerimden atlıyor, hala kaldırım kullanamadığım için tehlikeyi göze alarak caddelerden gidiyorum, kamu kurumlarının çoğunun rampası o kadar dik ki neredeyse 90 derece! Hala görme engelliler için sarı bantlar çoğu yerde yok ya da bir şekilde önleri engellenmiş. Işıklı, sesli yönlendirmeler yok. Araçlar park alanlarımızı, rampa önlerini bloke ediyor. Hala insanların bazılarına ilginç geliyorsunuz ve yaratık gibi sizi süzüp, garip ve hadsiz sorular soruyor. Çoğunu uyarınca tartışmaya giriyorsunuz. Özel eğitimin eksikliği, eğitim, sağlık, istihdam sorunları da cabası… Bütün bunlara rağmen bendeniz hükümeti, STK’yı, kanunları eleştirirken hala neyi savunuyorum? Engellilerin de sessiz kaldığını, hala kendini olduğu gibi kabul edip bir adım atmadığını. Hadi çıkın dışarıya artık, çoğunluk olmaya ihtiyacımız var. Gün içinde az engelli kişi asansör, rampa, toplu taşıma kullanıyor diye önemsemiyorlar. Bir şekilde bu kişilere çözüm buluruz ya da ah, vah ile geçiştiririz diyorlar. Ama sayımız artsa, binlerce kişi aynı şeyi şikayet etse sonucun aynı olacağını düşünmüyorum. Biliyorum hiç kolay değil. Ben de çoğu zaman birilerinin desteğine ihtiyaç duyuyorum, sinirleniyorum, yok artık diyorum ama yine de devam ediyorum, pes etmiyorum. Lütfen bu yazımı okuyan her engelli birey yoluna devam etsin. İsteyince, araştırınca, biraz haklarınızı öğrenince bazı şeyler daha kolaylaşıyor inanın.


Öğrenelim, öğretelim, adım atalım ve bunu isteyelim. Önce kendi zihnimizdeki engelleri aşalım, sonra da bunu bizi gören her bireye yansıtalım. Kendimize inanmazsak kimse bize inanmayacaktır. Zaman birlik olma, haklarını arama ve olumlu sonuçları gördükçe keyif alma zamanıdır. Hadi o taşın altına elimizi değil gerekirse kolumuzu koyalım ve olumlu düşünerek, hakkımızı arayarak yol alalım… 


05.12.2018

Değerlendir (Henüz oy almamış)