Renk Değiştir Lila Mor Siyah Turkuaz Yazı Boyutu A A A | Erişilebilirlik | Kontrast Renk Pembe Sarı
Yaşadıkça
Site Google Bing

Mehmet Kızıltaş

mkiziltas@yasadikca.com

Türkiye'de Engelli Sivil Toplum Örgütçülüğü Ne Zaman Adam Olur?

Yıllardır yakından takip ettiğim ve engellilere hizmet için kurulan sivil toplum örgütleri (dernek ve vakıflar) giderek karmaşık bir hal almaya başladı. Her gün bir gecekondu diker gibi Türkiye'nin bir köşesinde yeni bir engelli sivil toplum örgütü açılıyor.

Belki bu ilk anda kulağa hoş geliyor olabilir. Ya da ne var bunda? diye de bilirsiniz. Hatta bak herkes hakları için örgütleniyor da diyebilirsiniz. Oysa var olanlar içinde kendimize yakın bulduğumuz dernek veya vakıflarla iş birliği yapmak yerine mitoz bölünme gibi bölündükçe bölünüyoruz. Bölündükçe sorunlar azalmıyor. Bilakis daha da çoğalıyor. Bu kez temsil rezaleti ile durumu düzelt düzeltebilirsen. Artan onca dernek ve vakıflarda sürdürülebilir kalıcı değere ve sosyal etkiye imza atan bir tek projeye ya da yıllar geçse de etkisi ile kendisinden söz ettiren proje/ hizmet görmedim. Belki de ömrüm boyunca da göremeyeceğim.

Bir gün röportaj için buluştuğum liderler eğitmeni (adı bende saklı kalsın) bir dostum, "Eğer özel sektörde engellilerin kariyerlerinde yönetici olmalarını görmek istiyorsanız önce engellilere hizmet için açılmış derneklerin başında engelliler olmalı. Önce kendilerini yönetebilmeyi öğrenmeliler. Ayrıca kendilerinden söz ettirecek başarılara imza atmaları gerekiyor. Ne yazık ki engelliler için kurulmuş bir çok derneğin başında engelli olmayanlar oldukça başkasından sizi lider yada yönetici yapmalarını hiç beklemeyin" demişti.

İlk anda biraz sert bulmuştum sitemini, ancak dikkatlice düşününce hiçte haksız sayılmazdı. Eğer bugün engelli sivil toplum örgütlerinin niteliğini tartışıyorsak bunun birinci nedeni nitelikli engellilerin sivil toplum örgütlerine ihtiyaç duymaması ve sahip çıkmamasıdır. Dernek veya vakıfların tabela da değil temsil ettiği tüm hedef kitlenin talepleri karşısında çözüm üretebilecek manevra ve kabiliyete sahip olması gerekiyor. Nitelikli engellilerin de temsil edebilmesine dernekler de olanak sağlanmalı.

Hep kendi kendime, "Sen kendini yönetmeyi bilmezsen ve davana sahip çıkmazsan mutlaka seni ve davanı yönetecek birileri çıkar. O zaman da beğensen de beğenmesen de itiraz edemezsin." derim. Bu söz beni hiç haksız da çıkartmadı...

İster kabul edin ister kabul etmeyin. Dost acı söyler. Bugün engellilerin birlik ve beraberlik içinde olmamasının altında da engellilerin kendi önyargıları ve ayrımcılıkları yatıyor.

- "O olmasın ben neden olmayayım."

- "Ona mı kazandıracağım"

- "Ben neden kazanmayayım."

- "Her şeye muhalefet olma ve doğru taraftan bakmak yerine, takdir etmemek ve kusur aramak."

- "Subjektif şımarıklık ve hatta sıkıştığımızda da duygu sömürüsü ile engel durumunu kullanmak" gibi benzer bencil ve yanlış tutumlar yüzünden bir araya dahi gelindiğinde ortak bir karar almak dahi imkansızlaşıyor. 

Sivil toplum örgütlerinin politika yapıcılarla etkileşim halinde olmaları çok önemli bir kazanım. Bu hangi görüşten olursa olsun buradaki birincil amaç hedef kitlenin sesine ses katmak ve mevcut problemleri birinci ağızdan duyurarak harekete geçirmektir. Ne yazık ki siyasetin en üst kademesinden bir isim çalıştay, konferans veya seminere katıldığında dinlemek, saygı duymak bir kenara hemen freni patlak araba gibi ideolojik tartışma ya da şiddetli tepkiler gösterenler yüzünden gelip gelmediğine pişman edenler oldukça biz bir adım bile ilerleyemeyiz. Bu ve benzeri olaylara çok şahit oldum. Bugün politika yapıcıların engellilik konusuna yaklaşımları duygusal bağdan öteye gitmiyorsa ve aldıkları kararları beğenmiyorsak bunun en önemli nedeni yine biz engellileriz.

Ülkemizde her şeye rağmen engelli sivil toplum örgütlerinin sayısı her geçen gün daha da artacak bundan hiç şüphem yok. Bunun sebebi kitlesel hareket edebilme vizyonuna sahip olamamak, birlik ve beraberlik bilincinin de hiç olmayışı.

Peki tüm bunların ışığında hizmet ve makul uyumlaştırmanın (haklar bütünü) yaşamın her kademesinde yer almasını bekleyen engellilerimiz ne yazık ki daha çok bekleyecek.

Peki engelli sivil toplum örgütçüleri sizce nasıl adam olur?

Yönetiminden bir tek bir kişinin dahi kamuda çalışarak dernekçilik yapmadığında,

Dernek veya vakıflar dilenen, yardım parası toplayan değil hak savunuculuğu yaptığında,

Siyasi görüşü ne olursa olsun her görüşe eşit mesafede yaklaşmayı prensip ve ilke edildiğinde,

Dernek veya vakfı siyasi görüşüne alet etmediğinde,

Savunucusu ve temsilcisi olduğu dernek veya vakıfta görev aldığı süre içinde siyasi kimliği - ideolojisi ne olursa olsun bunu öne çıkarmayan yöneticiler başta olduğunda,

Diğer engelli dernek veya vakıflarını beğenmese de kötülemediğinde,

Yönetim kadrosunu sanatçı ve siyasetçi vb gibi konudan bihaber olanlarla değil bilgi, deneyim ve alanlarında değer katacak nitelikte kişilerden oluştuğunda,

İçinde para olan proje ve fonları gelir ya da fırsat kapısı olarak değil, temsil edilen toplulukların sosyal faydası, sosyal etkisi ve sürdürülebilir değer katmak için yararlanıldığında,

Konusunda uzman ekiplerle bu başka sivil toplum örgütleri de olsa birlikte hareket edildiğinde,

Ayrımcılık ve önyargılardan arınıldığında,

Temsilcisi olduğu kitlenin ihtiyaç ve gereksinimlerine kalıcı çözümler üretildiğinde,

"Her şeyi ben bilirim" ve her şeyde "ben" bencilliğinden uzaklaşıp konusunda uzman ve deneyimli akademisyen ve sivil aktivistlerle aktif çalışmalar yapabilme zenginliğine sahip olunduğunda,

Takdiri kendisi değil başkasına bıraktığında,

Yöneticisi kendisini engellilerin efendisi sanmadığında,

Yöneticisi engellileri küçümsemediğinde,

Savunuculuk yaptığında bireysel tatmin değil kitlesel hakları temsil edebilme vizyonuna sahip olduğunda,

Haksızlıklara karşı kitlelerle birlikte adım attığında,

Her ortamda temsil ettiği binlerce kişinin sorumluluk bilinciyle doğru hareket ettiğinde,

Stratejik ortak olunan proje veya kurum/firmalarla çalışırken diğer kişi ve kurumlara ket vurulmadığında,

Karşımıza engelli profesörü gibi her konuya sazan gibi atlanılmadığında,

Gerektiğinde kapalı değil kitle partisi olabilecek kadar güçlü bir alt yapı ve dinamiklere sahip olunduğunda,

Dernek veya vakıfçılığı siyasi amaç ve hedefleri için kullanmadığında,

Politika yapıcılarla temsil edilen hedef kitlenin çıkarları için etkileşim halinde olunduğunda,

Kamuda (işe girme vb gibi) göreve alındığında bulunduğu engelli sivil toplum örgütünün önünü kesmemek için istifa edildiğinde,

Temsil ettiği hedef kitleye lütufkar yaklaşımlarda bulunulmadığında,

Engellileri açılış ve etkinliklerde fon/dekor/obje gibi davranan veya talepte bulunan yerel yönetimlere karşı doğru duruş sergilendiğinde,

Hizmet mekanını lokal ve kahvehaneye dönüştürmediğimizde,

Şeffaf ve hesap verebilen bir yönetim biçimi gibi yapıya sahip olduğumuzda,

Temsil ettiğimiz hedef kitleyi duygu sömürüsü aracına dönüştüren broşür, spot ve yazıların yer aldığı afiş vb gibi meteryallere dikkat ettiğimizde,

Başka bir kurum ve sivil toplum örgütü ile çalışma yaparken diğer kişi, kurum ve sivil toplum örgütüne karşı bir rakip değil farklı dinamiklerin buluşması ile çoğulcu fayda ortağı olarak bakabilme zenginliğine sahip olunduğunda...

Yıllardır gözlemlediğim ve gördüğüm daha çok madde sayabilirim. Hepsi de çözüme giden birer ipuçları. Bu maddelere dikkat edildiğinde olmasını arzu ettiğimiz sivil toplum örgütçülüğü hiçte uzağımızda değil. Bireysel sorumluluk almak ve her şeyi başkasından da beklememiz gerekiyor.  

Ülkemizde yukarıda sıraladığım maddelerin hepsine dikkat edip işini tam anlamıyla yapabilen ne yazık ki bir elin sayılı parmakları kadar bile yok. elinden geleni yapmak için çabalayanlar elbette var ancak onlara da gereki imkanlar ne yazık ki verilmiyor. Ya da elerinden gelen engellemelerle pes ettiriyorlar. Bugün ülkemizde belediye ve valiliklerde kurulan engelliler birimleri Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlükleri dahi engelli sivil topum örgütleri ile el ele kol kola çalışacaklarına sanki rakipleriymiş gibi dışlama ve engellemelerde bulunabiliyorlar. Hatta bir ildeki engelli dernek başkanı dahi belediyedeki engelli birimindeki niteliksiz bir yöneticinin hizmetlerini kesebilmek için kıskançlık ve fesatlıkla durdurmaya çalıştığının feryatlarına şahit oldum.

Ne yazık ki herkes birbirini kötülüyor, kendilerini konunun profesörü sanıyor, bencillik, çelme takma, dışlama ve ayrımcılık ise diz boyu... Bir problem olduğunda bakıyoruz ki, haksızlık yapan kurum, kişi veya politikalara karşı birlikte ortak bir duruş sergilemekten kaçıyorlar... Sebebi nedir biliyor musunuz? Haksızlık yapan o kurumlarla  çıkar ilişkisi olan kişi veya dernekler sus pus oluyor.  Çünkü sus pus olanlar, haksızlık yapan kurumlar veya politikalardan gücünü aldığı için ve işini konumunu kaybetmemek için. 

İşte bunun adı sivil toplum örgütçülüğü değil. Bu bulunduğun makam ve mevkiyi bireysel çıkar için kullanmaktır...

Sizce hala adam olur muyuz? 

Evet oluruz.

İçimizdeki virüsleri temizleyip yeniden format attığımızda ve bireysel sorumluluk aldığımızda.

Başkaları değil kendi davamızın savunucusu kendimiz olduğunda.

Değerlendir (Henüz oy almamış)