Engelsiz KariyerGündemHaberlerYazarlar

DEIA Konuşurken Neden Zihniyet Değişmiyor?

Toplumsal ayrımcılık, sağlamcılık, önyargı, damgalama, itibarsızlaştırma, küçük görme…

Tıbbi yaklaşımın yıllarca ürettiği “eksik”, “kusurlu”, “normal dışı” dili bugün hâlâ zihinlerimizin arka planında yaşamaya devam ediyor. Üstelik hangi unvana, hangi başarıya sahip olursak olalım; farklılıklara karşı toplumsal kabul hâlâ ölçüsüz, yetersiz, eksik, bazen kaba ve çoğu zaman da incitici olabiliyor.

Bu yalnızca engellilik alanının meselesi değil.

Bu, insanın insana bakışının meselesidir.

İnsan Nedir? Norm mu, Değer mi?

Antik çağdan beri “insan” tanımı tartışılıyor.

Sokrates, insanı sorgulayan bir varlık olarak konumlandırır. Ona göre sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez. Eğer bugün normlarımızı, kalıplarımızı, “normal” kabul ettiklerimizi sorgulamıyorsak; aslında insan olma iddiamızı da sorgulamıyoruz demektir.

Aristoteles ise insanı “zoon politikon” yani toplumsal bir varlık olarak tanımlar. İnsan ancak toplum içinde anlam kazanır. Bu düşünceler birlikte değerlendirildiğinde, insan olmanın yalnızca bir kimlik değil; erdem, bilinç ve sorumlulukla tamamlanan bir süreç olduğu anlaşılır. Fakat burada kritik soru şudur:

Toplum, insanı kapsayan bir alan mıdır; yoksa elemeye dayalı bir mekanizma mı?

Eğer toplum, farklı olanı bozuk, tamir edilmesi gereken olarak görüyorsa ve dışlıyorsa; o zaman insan tanımımız eksiktir.

Damga Nasıl Çalışır?

Sosyolog Erving Goffman, “damga”yı bireyin toplumsal kimliğini gölgeleyen bir işaret olarak tanımlar. Damga, bir özelliğin kendisi değil; o özelliğe yüklenen anlamdır.

Bir kişi bilimsel başarı elde eder. Bir insan yıllarını insanlığa faydaya adar.

Ama bazen toplum başarıyı değil, görünümü konuşur.

Uzun yıllardır pankreas kanseri üzerine çalışan saygın bilim insanı Mariano Barbacid, ekibiyle birlikte umut verici sonuçlara ulaştı. Ancak bazı çevreler bilimsel başarı yerine yüzündeki farklılığa (lekeye) odaklandı.

İşte sağlamcılık burada başlar.

İnsan yerine damgalama ve basma kalıp konuşulduğunda…

“Normal” Kimin Ölçüsü?

Filozof Michel Foucault, normun dışlamanın en incelikli aracı olduğunu söyler. “Normal” dediğimiz kavram çoğu zaman görünmez bir eleme sistemidir.

Norm belirlenir.

Norma uymayan ölçülür.

Ölçülen etiketlenir.

Etiketlenen dışlanır.

Bu dışlama çoğu zaman açık nefret şeklinde değil, sıradanlık içinde gerçekleşir. Peki normal tanımının ölçüsü nedir? Kime neye göre normal, neye göre ideal, kime göre güzel, kime göre mükammel? Size göre hayatın akışında insanın doğasında normal/güzel/ideal/mükemmel olan başkası için yanlış, yetersiz, eksik, bozuk yani anormal olarak tanımlanabiliyor. Tam da burada ayrımcılık ve ötekileştirme başlıyor.

Hannah Arendt’in ifadesiyle kötülük bazen sıradanlaşır; çünkü insanlar düşünmemeyi seçer.

Sağlamcılık çoğu zaman bilinçli bir nefret değil; sorgulanmamış bir alışkanlıktır.

Görünmeyen Şiddet

Pierre Bourdieu, bu süreci “simgesel şiddet” olarak tanımlar.

Bakışta vardır.

Şakada vardır.

Sessizlikte vardır.

“Uyum sağlar mı?” sorusunda vardır.

Bu fiziksel bir engel değil; zihinsel bir bariyerdir.

Hümanizmden Posthümanizme: İnsan merkezli ama hangi insan?

Hümanizm, insan onurunu merkeze koyar. İnsan değerlidir, çünkü insandır.

Ancak tarih boyunca “insan” kategorisinin içine kimlerin dahil edildiği her zaman eşit olmamıştır.

Bugün posthümanizm tartışmaları bize şunu hatırlatıyor: İnsan bedeni, yetisi ya da biyolojik “normu” üzerinden değer hiyerarşisi kuramayız. İnsan, tek tip bir formdan ibaret değildir. Çeşitlilik insan olmanın özüdür.

Eğer insanı yalnızca “sağlam”, “kusursuz”, “güçlü”, “güzel” beden üzerinden tanımlarsak; hümanizmi eksik okumuş oluruz.

Gerçek insan merkezlilik; farklılığı tehdit değil, zenginlik olarak görmektir.

Peki ya DEIA?

21 yüzyıldayız.

Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konulan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, eşitsizliklerin azaltılmasını ve kimsenin geride bırakılmamasını açıkça vurguluyor.

Her yerde DEIA konuşuyoruz:

Diversity – Çeşitlilik, Equity – Hakkaniyet (Adalet / Fırsat Eşitliği), Inclusion – Kapsayıcılık, Accessibility – Erişilebilirlik.

Ama bu kavramlar gerçekten sosyal yaşamda, bireysel hayatta ya da kurum kültüründe mi yaşıyor, yoksa sadece sözcüklerde, sosyal medyada ya da sunum slaytlarında mı?

John Stuart Mill’in uyardığı gibi, çoğunluğun normu azınlığın kaderine dönüşmemelidir.

Ve Albert Einstein’ın dediği gibi:

“Önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur.”

Zor olabilir. Ama imkânsız değildir.

Sorun yasada değil, zihniyette/düşüncelerde/tutum ve davranışlarda…

Yasalar var.

Politikalar var.

Eğitimler var.

Ama eğer başarıyı değil kişiden kişiye değişebilen yeti kaybını, lekeleri, farklılıkları konuşuyorsak, emeği değil görünümü tartışıyorsak, insanı değil kalıbı savunuyorsak;

Sorun mevzuatta değil, zihniyettedir.

Belki de DEIA’yı yeniden konuşmamız gerekiyor.

Bir kısaltma olarak değil; bir kültür inşası olarak.

Adil eşitlik ve kapsayıcılık nerede?

Onca eğitim, onca emek, onca yasa nerede?

Sağlamcılık yalnızca engelli bireyleri ilgilendiren bir mesele değildir.

Bu, insan tanımını yeniden düşünme meselesidir.

Sokrates’in dediği gibi sorgulamazsak,

Aristoteles’in dediği gibi toplumu kapsayıcı kuramazsak, insanı eksik tanımlamaya devam ederiz.

Bu blogu yazının en tepesindeki resmi betimlemeden geçmek istemedim. Şehrin merkezinde, yüksek binaların arasında ilerleyen bir grup engelli aktivist, tekerlekli sandalyeleriyle güçlü ve kararlı bir protesto yürüyüşü gerçekleştiriyor. Kalabalığın önünde taşınan pankartta Martin Luther King Jr.’ın şu sözü yer alıyor: “Injustice anywhere is a threat to justice everywhere.” (Herhangi bir yerdeki adaletsizlik, her yerdeki adalet için tehdittir.) Bu ifade yalnızca bir alıntı değil; eşitlik, erişilebilirlik ve hak temelli mücadelenin evrensel çağrısını simgeleyen güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor. Yürüyüş, dayanışmanın görünür hâle geldiği, adalet talebinin kamusal alanda kararlılıkla dile getirildiği bir hak savunuculuğu örneği olarak öne çıkıyor.

Ve sakın unutmayalım!

“Eğer bir kişi için bile fark ediyorsa, her şeye değer.” Engelsiz Kariyer Mottosu

Gerisini birlikte düşünelim.

Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın

Haber: Mehmet Kızıltaş

Kaynak: Yasadikca.com

Yaşadıkça

Engelliler Haber ve Bilgi Sitesi

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu