
Deprem, Kapsayıcı Afet Planı ve Engellilik
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve arka arkaya kırılan fay segmentleriyle 11 ili etkileyen büyük depremler, Türkiye’nin yalnızca yapı stokunu değil; afetlere hazırlık düzeyini, bilimle kurduğu mesafeyi ve en kırılgan gruplara yönelik ihmalleri ve erişilebilirlik sorunlarını da acı bir şekilde ortaya koydu. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği bu felaket, “deprem sürpriz mi, yoksa görmezden gelinen bir gerçek mi?” sorusunu bir kez daha ülkenin gündemine taşıdı.
Bu soruya hem bilimsel verilerle hem de yaşanmışlıkla yanıt veren isimlerden biri Jeofizik Mühendisi Baran Koruklu. 2006 yılında geçirdiği bir kazanın ardından hayatına tetrapleji ile devam eden Koruklu, lisans ve yüksek lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tamamladı. Bugün bir kamu kurumunda kentsel yenileme alanında çalışan Koruklu, aynı zamanda TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi ve yaklaşık 12 yıldır afetlerde dezavantajlı bireylerin durumuna odaklanan çalışmalarıyla tanınıyor.
Koruklu, 6 Şubat depremlerini; zemin gerçeği, yapı güvenliği ve engelli bireylerin afetlerde neden sistematik olarak göz ardı edildiği üzerinden değerlendirirken, “deprem öldürmez” cümlesinin arkasındaki acı gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.
6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremler, yer bilimi açısından size en net hangi gerçeği bir kez daha gösterdi?
Öncelikle 6 Şubat Depremleri özelinde, depremlerde kaybettiğimiz vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum. Yer içi yapısını incelemek için çeşitli jeofizik yöntemler kullanarak genellikle yapay güç kaynağından çıkan sismik dalgaları analiz edilir. Depremler ise bizlere doğal yoldan bir nevi yer kabuğunun ayrıntılı raporunu sunar. Haliyle her yeni deprem üzücü ve yıkıcı sonuçların yanı sıra yer bilimciler adına bilgi kaynağıdır.
Bilimsel olarak büyük fay segmentlerinin birbirini tetikleyebileceğini, gerilme transferiyle domino etkisi oluşabileceğini ve ardışık büyük depremlerin kısa sürede olabileceğini tekrar çok net gösterdi.
11 ile yayılan hasar ve kayıplarımız; faya olan uzaklığın tek başına güvenliğin göstergesi olmadığını, yerel zemin koşullarının neredeyse fay kadar belirleyici olduğunu, depremin farklı zeminlerde çok farklı ivme ve dolayısıyla hasar ürettiğini tekrar yüzümüze vurdu. Bilimsel olarak Doğu Anadolu Fayı’nın potansiyeli biliniyordu ama yeterli sayıda Jeofizik Mühendisi istihdamı sağlanmadığı için zemin-yapı uyumu ve denetimler bilimin hızında ilerlemedi.
Maalesef ki depremi tahmin etmekte değil, bildiğimiz tehlikeye göre yaşamakta başarısız olduğumuzu; birden fazla fay segmentinin art arda ve etkileşimli kırılarak “Deprem öldürmez, zemin + yapı öldürür” lafının slogan değil, jeofizik gerçek olduğunu ve yer bilimci istihdamının ne denli hayati olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.
Bu depremler gerçekten “öngörülemez” miydi, yoksa bilim uzun süredir uyarıyor da biz mi duymadık?
Hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak değişebilecek bir cevabı var bu sorunun. Yer bilimciler olarak ülkemizde “sismik boşluk” olarak tabir ettiğimiz, geçmişte yıkıcı sismik aktivite üretip uzun süre sessizliğini koruyan, diğer bir deyişle deprem riskinin yüksek olduğu noktaları biliyoruz. 6 Şubat depremleri bu açıdan beklenen depremlerdi diyebiliriz. Yerel zemin parametrelerinin farklı olması ile birlikte mevcut yapı stoğunun durumu, depremin merkez üssünden onlarca kilometre uzaklıkta bile yüksek şiddette etkisi gösterip 11 ilimizi birden etkilemesine yol açmış oldu.
Türkiye’de deprem risk analizleri ve zemin etütleri yapılırken, engelli bireyler sizce bu planların neresinde duruyor?
Türkiye Afet Müdahale Planı ve il bazlı İl Afet Risk Azaltma Planları aslında dezavantajlı bireyleri de kapsayacak şekilde tasarlanmış olsa bile yeterli olmadığını düşünüyorum. Farklı engel gruplarına yönelik kapsayıcı planlar yapılmalı, mutlaka ve mutlaka engellilere yönelik, engel gruplarını da içeren mahalle bazlı veri tabanı oluşturulmalı ve bu gruplara yönelik aileleri de kapsayıcı şekilde eğitimlere ve materyallere önem verilmesi gerektiğini söyleyebilirim.
Bir yapının mühendislik açısından “sağlam” olması, engelli bir birey için güvenli olduğu anlamına gelir mi?
Maalesef ki gelmez. Bir örnek vermek gerekirse; binalarda asansörler deprem anında en yakın katta durup devre dışı kalacak şekilde tasarlanır. Tekerlekli sandalyeli bir bireyin önceden başka bir tahliye yolu belirlemediyse deprem sonrası binada mahsur kalması anlamına gelir.
Mühendislik hizmeti almış yapılarda deprem açısından güvende olsa bile engeli bakımından ayrı bir önlem alınmadıkça her zaman güvende olur diyemeyiz.
Deprem anında ve hemen sonrasında; tahliye, toplanma alanları ve geçici barınma süreçlerinde engelliler açısından sizce en büyük risk nedir?
Farklı engel gruplarına göre doğacak ihtiyaçların yeterli ölçüde planlanmamış olması diyebilirim. Günlük hayatta zaruri ihtiyaç olan ortez ve protezlerin, idrar torbası, sonda gibi tıbbi gereçlerin, solunum cihazı ve aspirasyon cihazı gibi elektrikli destek cihazlarının eksikliği en büyük riskler arasında yer alıyor.
6 Şubat sonrası kurulan geçici barınma alanları ve konteyner kentler, erişilebilirlik açısından size ne anlattı?
Maalesef bu denli büyük bir yıkım beklenmediğinden, öncesinde hazırlığımız tam anlamıyla olmadığı için sonrasında geçici çözümlerle ilerlemek durumunda kalındı. Bu durum öncelik sırası yapılmasını getirdi. Yeterince farkındalığımız olmayınca erişilebilirlik ya hiç hesaba katılmadı ya da sonradan çözülmeye çalışıldı. Günün sonunda afetten en fazla etkilenen yine engelliler oldu.
Yeniden inşa sürecinde zemin etütleri ve yer bilimi verileri, erişilebilir ve kapsayıcı kentler kurmak için bir fırsat sunuyor mu?
Ülkemiz engellilere yönelik kanun ve yönetmelikler açısından Avrupa’da sayılı ülkeler arasında olmasına rağmen denetim eksikliği nedeniyle bu düzenlemeleri uygulamıyoruz. Özellikle kentsel dönüşüm süreçleri hem deprem güvenliği hem de erişilebilir konutlar açısından büyük bir fırsat.
Bu fırsatı kaçırmamak adına imar yönetmeliklerinde erişilebilir yapı tasarımına yönelik verilecek haklar sadece bugünü değil, önümüzdeki 40–50 yılı kapsayacak çözümler olacaktır.
Sizce afet yönetiminde bilim insanlarının uyarıları neden karar alma mekanizmalarında yeterince karşılık bulmuyor?
Toplum olarak afetin yaratacağı etkiye değil, ne zaman olacağına odaklanmış durumdayız. Karar alıcı pozisyonlarda yeterli sayıda yer bilimci istihdam edilmediği için öncesi yerine sonrasına ağırlık veriliyor.
Son olarak, deprem gerçeğiyle yaşayan engelli bireylere bir jeofizik mühendisi olarak vermek istediğiniz en net mesaj ne olur?
Afet öncesi, sırası ve sonrası için; sadece ikamet edilen yer değil, hayatın geçtiği her alan için planlar yapılmalı ve düzenli tatbikatlarla refleks haline getirilmeli. Yerel yönetimlerden afet gönüllüsü planları talep edilmeli, eşyalar sabitlenmeli ve medikal ihtiyaçları içeren bir afet çantası hazırlanmalı.
Deprem yarın olacakmış gibi hazırlıklı olup, hiç olmayacakmış gibi sakin kalabilmeyi başarabilmeleri umuduyla…
Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın
Haber: Alper OKÇUOĞLU
Kaynak: Yasadikca.com



