Son DakikaFoto GaleriGündemHaberlerRöportaj

Nöröçeşitlilik Haftasında Disleksi Üzerine Konuştuk

Nöroçeşitlilik kavramı, bireyler arasındaki farklı öğrenme ve algılama biçimlerini bir “eksiklik” değil, insan çeşitliliğinin doğal bir parçası olarak ele alırken; disleksi de bu çerçevede en çok bilinen öğrenme farklılıklarından biri olarak öne çıkıyor. Son yıllarda bilimsel çalışmalar, disleksi gibi nörogelişimsel farklılıkların erken tanı ve doğru eğitim yaklaşımlarıyla bireylerin potansiyelini ortaya koyabildiğini gösteriyor.

Her yıl 17-23 Mart tarihleri arasında farkındalık oluşturmaya çalışılan Nöroçeşitlilik Haftası kapsamında hazırlanan bu haberde, disleksi alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Zeynep Örgeler ile gerçekleştirilen röportajda, bireysel farklılıkların bir zenginlik olarak görülmesi ve nöroçeşitlilik bilincinin yaygınlaştırılması ele alındı.

İkiye bölünmüş bir görsel: Sol tarafta resmi bir kurumda, Türk bayrağı bulunan bir salonda masa başında oturan ve konuşma yapmaya hazır görünen bir kadın yer alıyor. Sağ tarafta ise amfi düzeninde bir sınıfta çok sayıda öğrenci, bir sunumu dinlerken görülüyor. Görsel, akademik ya da farkındalık odaklı bir etkinliği yansıtıyor.

Zeynep Örgeler, Gümrük İthalat Uzmanı ve disleksiye sahip bir çocuğun annesidir. 2023’ten bu yana Disleksi Aileleri Derneği Başkanı olarak görev yapmakta; ayrıca Gedik Üniversitesi ve İstanbul Şişli MYO Bilim Kurulu Danışma Üyesi, MEB İstanbul Aile Birliği Üyesi ve Türkiye İzcilik Federasyonu Lideri olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Aynı zamanda disleksi obasının kurucu başkanıdır ve eğitim alanında farkındalık yaratmaya devam etmektedir. Toplumsal farkındalığa destek sağlamak için uzun yıllardır Disleksi alanında aktif olarak çalışmakta; Türkiye Disleksi Meclisi ve Türkiye Disleksili Çocuklar Vakfı’nda çeşitli görevler üstlenmiştir. 2013 – 2023 yılları arasında Disleksi Öğrenme Güçlüğü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul İl Başkanı olarak önemli projelere imza atmıştır.

Derneğinizin kuruluş amacı nedir?

Tanı almış ya da risk grubunda olduğu düşünülen çocukların aileleri ne yapacağını nasıl yapacağını bilmediğinden maalesef çocuklarımız ve aileler yıpranıyor. Bu durumun önüne geçilmesi gerekiyordu. Önceliğimiz süreci yaşan ailelerimize doğru bilgiler ve yöntemler ile donatmak çocuğun ve aile birliğinin korunmasına faydasına olacağından yola çıktı. Çocuğun ve aile yalnız olmadıklarını bilmelerini dayanışma içinde olmalarını hedefledik yoksa çocuklarımız kaybolup gideceklerdi. Aileleri eğitimlerle bilinçlendirmek, bilgilendirmek ve çocuklarımızın sosyal hayata katılımını sağlamak. Bu süreçte farkındalığı arttırmak, “toplum bilincini” oluşturmak ve bilinirliğini arttırmak, sürdürebilirliğin sağlanmak amaçlarımızdandır.

Nöroçeşitlilik kavramı son yıllarda daha sık konuşuluyor. Sizce bu kavram toplumda gerçekten doğru anlaşılıyor mu, yoksa hâlâ yanlış bir “etiket” gibi mi görülüyor?

Nöroçeşitlilik kavramı, ülkemizde henüz anlamı tam olarak yerleşmemiş bir kavram toplumumuz bu kelimeyi henüz bilmiyor. Bu nedenle hâlâ doğru anlaşılmamakta çoğu zaman farklılıkları kapsayan bir yaklaşım yerine, yeni bir etiket gibi algılanmaktadır.

Disleksi, çoğu zaman bir “eksiklik” gibi algılanıyor. Oysa nöroçeşitlilik yaklaşımı bunu farklı bir yerden okuyor. Bu bakış açısı sahada neyi değiştiriyor?

Toplumsal algıda en önemli değişim yeni başladı. Öğrenme güçlüğü kısaca Disleksi utanılacak ya da gizlenecek bir durum olmaktan çıkıp anlaşılması gereken bir farklılık olarak görülmeye başlıyor. Bu da damgalanmayı azaltıyor.

Deniz manzaralı bir noktada, aralarında çocukların da bulunduğu kalabalık bir grup birlikte fotoğraf çektiriyor. Arka planda deniz, kıyı yerleşimi ve küçük bir tarihi yapı görülüyor. Grup samimi ve neşeli bir atmosfer içinde bir araya gelmiş.

Disleksi tanısı alan çocukların en sık karşılaştığı yanlış yargılar neler? Aileler bu noktada en çok neyle mücadele ediyor?

En başında zekâlarının yetersiz olduğu, yeterince çalışmadıkları, tembel ya da dikkatsiz olduklarıdır.

Çocuklarının yaşadığı güçlüğü anlatabilmek ve kabul ettirebilmekle mücadele ediyor. Önyargılarla, yanlış yorumlarla ve yetersiz destekle de karşı karşıya kalıyorlar. Daha çok çalışsa yapar, zamanla geçer gibi söylemler ise ayrı bir mücadele konusu. Aileler doğru uzmana ulaşmak, uygun eğitim desteği bulmak, okuldan iş birliği görmek, çocuğun özgüvenini korumak ve haklarını savunmak için yoğun çaba harcıyor.

Türkiye’de eğitim sistemi, disleksili bireylerin öğrenme biçimlerine ne kadar uyum sağlayabiliyor? Açık konuşursak, sistem neyi ıskalıyor?

Eğitim sistemi disleksili bireylere uyum sağlama niyetini gösteriyor, fakat güçlü biçimde hayata geçirebilmiş değil. Öğretmen eğitimi, erken fark etme, uygun uyarlamaların rutinleşmesi, sınav odaklı yapı ve haklara erişim daha göz önünde olmalıdır.

Erken tanının öneminden sıkça bahsediliyor. Peki pratikte aileler bu tanıya ulaşmakta hangi engellerle karşılaşıyor?

Toplum bilinci, toplumsal farkındalık oldukça yetersiz bundan dolayı en büyük engeller listesinin başında yer alıyor. Okulda yönlendirilmede yaşanan gecikmelerde öğretmen engelli, tanılamada hekimlerin özgül öğrenme konusunda yetersizlikleri ve değerlendirme sürecine erişimdeki güçlükler de önemli engeller oluşturuyor.

Disleksi bir “hastalık” değil, nörolojik bir farklılık olarak tanımlanıyor. Buna rağmen neden hâlâ “tedavi edilmesi gereken bir sorun” gibi görülüyor?

Disleksi bir hastalık değil; nörogelişimsel bir farklılık ve nöroçeşitliliğin doğal bir parçasıdır. Temel nedeni toplumda farklılıkların çoğu zaman eksiklik ya da bozukluk olarak algılanmasıdır. Bunun aşılması için çok sıkı devlet politikaları ile kampanyalar yapılmalıdır.

Nöroçeşitlilik Haftası sizce sadece farkındalık mı yaratıyor, yoksa gerçek bir dönüşümün başlangıcı olabilir mi?

Sosyal medyada görünürlük oluşturan bir alan olarak kalıyor. Gerçek yaşamda aynı ölçüde güçlü ve yaygın karşılık bulduğunu söylemek henüz zor. Yani farkındalık yaratıyor, evet; ama bunun kalıcı bir dönüşüme dönüşebilmesi için yalnızca paylaşımlar değil, sahada somut çalışmalar, kurumsal adımlar ve sürdürülebilir politikalar gerekiyor.

Disleksili bireylerin güçlü yönleri çoğu zaman göz ardı ediliyor. Sizin sahadaki gözlemleriniz ne söylüyor bu çocuklar hangi alanlarda parlıyor?

Yaratıcı bakış açısı, problem çözme, büyük resmi görebilme ve özgün fikir üretme alanlarında dikkat çekerler. Sanatta, sporda, bilişimde, teknolojide, gastronomi, bilimde farklı bağlantılar kurabilme ve kalıpların dışında çözüm üretebilme gibi özellikleri de güçlü yönleri arasında yer alabilir. Bu nedenle disleksili çocuklara sadece akademik güçlükleri üzerinden değil, parladıkları alanlar üzerinden de bakmak çok önemlidir.

Görselde, Anıtkabir’in merdivenlerinde bir araya gelmiş çocuklar ve gençlerden oluşan bir grup görülüyor. Çoğu elinde Türk bayrağı taşıyor. Yağışlı havaya uygun mont ve yağmurluklar giyen grup, anıtsal yapının sütunları önünde hatıra fotoğrafı veriyor.

Aileler çocuklarının disleksi olduğunu öğrendiğinde genellikle nasıl bir psikolojik süreçten geçiyor? Bu süreci sağlıklı yönetmek için ne önerirsiniz?

Kaygı, üzüntü, suçluluk ve belirsizlik duyguları yaşıyorlar. Bu süreci sağlıklı yönetebilmek için önce disleksinin bir eksiklik ya da hastalık değil, farklı bir öğrenme biçimi olduğunu kabul etmek çok önemli. En önemli adımlardan biri de doğru bilgiye ulaşmak ve güvenilir uzman desteği almaktır. Çünkü bilgi arttıkça kaygı azalır, aile daha sağlam bir yol haritası oluşturabilir. Çocuğun yalnızca zorlandığı alanlara değil, güçlü yönlerine de odaklanmak gerekir. En önemli nokta, çocuğu “sorun” olarak değil, doğru destekle gelişebilecek bir birey olarak görebilmektir.

Öğretmenlerin disleksi konusundaki bilgi düzeyi sizce yeterli mi? Eğitimciler için en kritik eksik nerede?

Disleksinin yalnızca tanımını bilmek değildir. Çocuğu sınıf içinde nasıl fark edeceğini, nasıl destekleyeceğini ve nasıl uygun uyarlama yapacağını yeterince bilmemek gibi. Öğretmenlerin disleksi konusundaki bilgi düzeyinin yeterli olduğunu söylemek çok zor.

Disleksi farkındalığı konusunda medyanın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Haberler gerçekten bilinç mi oluşturuyor yoksa yüzeyde mi kalıyor?

Sahada yürüttüğümüz farkındalık çalışmaları, seminerler, söyleşiler, aile buluşmaları ve bilgilendirici yayınlarla bu eksikliği gidermeye çalışıyoruz. Ancak buna rağmen sesimizi daha geniş kitlelere ulaştırmak, doğru bilgiyi yaymak ve medyada yeterli yer bulmak konusunda çoğu zaman zorlanıyoruz. Oysa medya, disleksiye dair doğru bilgiyi yaymak, önyargıları kırmak ve toplumsal bakışı dönüştürmek açısından çok daha etkili kullanılmalıdır.

Nöroçeşitlilik perspektifi, sadece eğitimde değil iş hayatında da önemli. Türkiye’de disleksili bireylerin istihdamı konusunda tablo nasıl?

Ne yazık ki tam anlamıyla kapsayıcı ve güvenli görmek zor. Pek çok disleksili birey iş hayatına girerken kendi durumunu açıklamak istemiyor; çünkü etiketlenme, yetersiz görülme, dışlanma ya da işini kaybetme korkusu taşıyor. Bu nedenle çoğu kişi disleksisini saklayarak var olmaya çalışıyor.

Dernek olarak yürüttüğünüz çalışmalar içinde sizi en çok etkileyen bir hikâye var mı?

Dernek olarak yürüttüğümüz çalışmaların her biri bizim için çok değerli, her gün birçok başarı hikayesine, mutluluğa ve zaman zaman şaşkınlık veren anlara tanıklık ediyoruz. Ama en çok etkileyenlerden biri, 18 yaşına girecek olan bir çocuğumuzla yaşadığımız an.

Görselde, geniş bir sınıf ortamında büyük bir masanın etrafına oturmuş yetişkin katılımcılar görülüyor. Masada defterler, çalışma kâğıtları ve çeşitli eğitim materyalleri bulunuyor. Odanın önünde ayakta duran bir eğitmen, grubun dikkatini kendisine vererek bir anlatım yapıyor. Arka planda kitaplıklar, panolar ve çalışma alanına ait mobilyalar yer alıyor.

Doğum günü yaklaşırken onu aradım ve birlikte küçük bir sohbet ettik. Onun heyecanı, gözlerindeki parıltı ve bize olan güveni… O an, yıllardır yaptığımız çalışmaların ne kadar anlamlı olduğunu bir kez daha hissettik. Birlikte gülmek, birlikte hatırlamak, o özel günü paylaşmak… İşte bu, sadece bir doğum günü değil, aynı zamanda bir yolculuğun, bir emeğin ve bir sevginin de kutlamasıydı.

Böylesi anlar, bize güç veriyor, motivasyonumuzu artırıyor ve yaptığımız işin değerini bir kez daha gösteriyor. Her çocuğun hak ettiği destek ve sevgiyi alabilmesi için çalışmaya devam etmek, işte bu yüzden bizim için çok önemli.

Toplumun disleksiye bakışını değiştirmek için en acil yapılması gereken şey nedir?

En acil ihtiyaç, doğru bilginin yaygınlaştırılması ve disleksinin bir eksiklik değil, farklı bir öğrenme biçimi olduğunun topluma açık ve net biçimde anlatılmasıdır. Çünkü bakışı değiştiren şey sadece tanım değil; dilin, yaklaşımın ve uygulamanın değişmesidir. Okulda, medyada, kamu kurumlarında ve iş hayatında disleksiye ilişkin yanlış yargılar kırılmadan toplumsal algı da değişmez. Bu nedenle en acil yapılması gereken şey, farkındalığı yüzeyde bırakmadan; hak temelli, kapsayıcı ve sistemli bir bilinç oluşturmak, ardından bunu somut politikalara ve uygulamalara dönüştürmektir.

Son olarak, Nöroçeşitlilik Haftası vesilesiyle hem ailelere hem de topluma vermek istediğiniz net bir mesaj nedir?

Nöroçeşitlilik bir eksiklik, hastalık ve bozukluk değil insan çeşitliliğinin doğal bir parçasıdır. Bu nedenle ailelere mesajımız, çocuklarını bir tanıyla sınırlamadan; güçlü yönlerini görerek, ihtiyaçlarını anlayarak ve haklarını savunarak yanlarında olmalarıdır. Çünkü gerçek kapsayıcılık anlamakla, uygun koşulları oluşturmakla mümkündür. Nöroçeşitlilik Haftası da yalnızca farkındalıkla sınırlı kalmamalı; eğitimde, istihdamda ve sosyal yaşamda kalıcı değişimin başlangıcına dönüşmelidir.

Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın

Haber: Alper OKÇUOĞLU

Kaynak: Yasadikca.com

Yaşadıkça

Engelliler Haber ve Bilgi Sitesi

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu