
6 Şubat Depremleri Sonrası 399 Bin Engelli Evsiz Kaldı
6 Şubat 2023’teki depremlerde büyük yıkım yaşanan Hatay’da, aradan geçen iki buçuk yılı aşkın süreye rağmen hayatın normale döndüğünü söyleyebilmek güç. 200 binden fazla depremzedenin konteyner kentlerde yaşadığı Hatay hâlâ bir şantiye.
Vinçler, tozu dumana katan beton santralleri, mikserler, iş makineleri… Sabahın ilk ışıklarında iş makinelerinin homurtularıyla uyanan şehirde, güneş batıp karanlık çöktüğünde inşaat sesleri hâlâ işitiliyor.
Bu sesler anlamını işiten kulakta buluyor: İnşaat kakofonisi kimine Hatay’ın yeniden kurulumunu müjdelerken, sesler bazılarınaysa dışarıda bırakıldıklarını bir defa daha hatırlatıyor. Hatay’da hayat yeniden başlıyor deniyor ama kimin için?
11 kentte 399 bin engelli evsiz kaldı
Engelsiz Dünya Federasyonunun verilerine göre, Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Gaziantep başta olmak üzere, 11 ilin etkilendiği 6 Şubat 2023 Depremlerinde 6,350 engelli yaşamını yitirdi.
Depremin etkilediği illerde en az 13,500 kişi engelli kaldı. Hatay Büyükşehir Belediyesi kaynakları, sadece Hatay’da depremden ötürü engelli kalan vatandaş sayısının yedi bin civarında olduğunu belirlemiş; Belediyeye göre Hatay’da uzuv kaybı yaşayan vatandaşların sayısıysa bin civarında.
8,500 engelli işini kaybetti.
Depremlerden 1 milyon 770 bin engelli etkilenirken, 399 bin engelli depremde evini kaybetti.
6 Şubat 2023 Depremlerinden ötürü Hatay’da 220 engelli enkaz altında kalarak hayatını kaybetti. Yaklaşık 1 milyon 600 bin nüfuslu Hatay’da 200,000 engellinin 30,000’inin evleri ya yıkıldı ya da ağır hasar aldı. 100,000 engellinin yaşadığı binalar orta veya hafif hasar aldı. Federasyon, 200,000 engelli bireyin tamamının psikolojik olarak depremden oldukça etkilendiğini söylüyor.
Depremden fiziksel olarak zarar görmemiş kent sakinlerinin bile hayatını sürdürmekte zorlandığı Hatay’da engelliler için işler daha da karmaşık. Hataylı engelli vatandaşlar için erişilebilirlik, mevzuata girmiş bir kavramı değil, hayatta kalma mücadelesini ifade ediyor.
Engelli konteyner kentleri şehir merkezinden uzakta. Konteyner kentlerin yakınında su, ekmek gibi temel ihtiyaçları karşılamak için market, çarşı; sosyalleşme, temiz hava almak için park yok. Çoğu engelli birey, temel ihtiyaçlarını konteyner kentte yaşayan aracı olan birinden alması için ricacı oluyor. Acil bir ihtiyacı varsa da karşılayamıyor.
Engelli konteyner kentleri çarşı ve markete uzak
Tüm konteyner kentlerde olduğu gibi, engellilerin çoğunlukta olduğu konteyner kentlerde de başlıca sorunlar arasında su ve elektriğe istikrarlı erişim geliyor. Yazın serinlemek, kışınsa ısınmak için herkes elektrikli aletlere başvuruyor; konteyner kentlerdeki altyapı yetersizliği yüzünden elektrikli aletlerin yoğun çalıştığı bu dönemlerde elektrik kesintileri yaşanıyor. Bazen kesilen suların günlerce gelmediği de oluyor.
Fakat engelliler yalnızca altyapı yetersizlikleriyle mücadele etmiyor.
Hatay’ın Antakya ilçesinde yer alan AFAD Abdülgani Türkmen Konteyner Kentinde, çoğunluğu engelli depremzedeler ve aileleri yaşıyor. Çevre yolunun hemen arkasındaki konteyner alanı şehirden uzak. Ama engelliler akülü araçları ya da tekerlekli sandalyeleriyle uzun yolu gitmeyi göze alsa bile etrafta bu araçların rahatlıkla yol alabileceği kaldırım ya da yollar bulunmuyor. Konteyner kentin yakınında market, fırın, eczane olmaması da bir diğer sorun. Engelliler, bu ihtiyaçları gidermek için çevre yoluna çıkmak zorunda.
Abdülgani Türkmen Konteyner Kentinde yaşayan bir engelli depremzede ihtiyaçlarını karşılamak için zorlu çarşı yolculuğuna çıktığında, çevre yolundaki Çekmece Köprüsünden geçmek zorunda. Bu yol aynı zamanda Antakya’da inşaat malzemesi taşıyan TIR’ların ve moloz yüklü hafriyat kamyonlarının da sürekli kullandığı bir güzergâh. Engelli depremzedeler engelli araçlarıyla konteyner kentten köprüye giderken, üzerine elektrik direklerinin yerleştirdiği kaldırımları kullanamadıkları için, Hadi Bismillah! deyip kendilerini ana yola atmaktan başka çare bulamıyor.
Görüştüğümüz engelli depremzedeler, kaldırımdaki elektrik direğini defalarca şikâyet ettiklerini ama değişen herhangi bir şey olmadığını anlatıyor. Beton direk şikayetlere rağmen yerli yerinde olduğu için kamyon ve TIR trafiğinin aktığı yolda engelliler hiçbir tedbir olmadan, elektrikli araçlarıyla en yakın dükkanlara ulaşmaya çalışıyor.
Ulaşım derdi: “Bu yolda bırakın engelliyi sağlam insan gidemez”
6 Şubat 2023 Depremlerinde büyük yıkım yaşanan Hatay’da bir yandan bina yıkımları sürerken bir taraftan da yeni konutlar inşa ediliyor. Şehir yeni inşaatlar, yıkımlar ve yeni yapılara malzeme sağlayan beton santralleri ile taş ocakları yüzünden, 24 saat faal bir şantiyeye dönmüş durumda. Binlerce insan, doğru dürüst yolları ve ulaşım şebekesi olmayan bu şantiye şehirde hayatını sürdürüyor. Sağlıklı vatandaşların bile zorlandığı bu ortamda yaşamak engelli bireyler için katbekat güç. Yıllardır Antakya’nın nefes alma yeri olan Atatürk Parkında kitapçılık yapan bedensel engelli Yılmaz Yıldırım, depremden birkaç ay sonra yeniden kitaplarını satmaya, dostlarını Atatürk Parkındaki dükkanında ağırlamaya başladı. Yıldırım’ın yaşadığı konteyner kent, şehir merkezine ve Yılmaz’ın kitap dükkanına çok uzak.
Her gün üç tekerlekli ve akülü engelli aracıyla engebeli, bozuk yollardan kitapçıya gelen Yılmaz Yıldırım, “Bu hava koşullarında bu yolu, bırakın engelliyi, sağlam bir vatandaş bile rahatça gidemez. Yollar çamur, çukur… Bir keresinde bir kamyon takıldı peşime. Bir önüme geçiyor, bir arkama. Beni konteynerin girişine kadar takip etti. Sonunda gitti. Ne olduğunu anlamadım. Türlü tehlikelerle karşı karşıya kalıyorsunuz” diyor.
Engellilerin dünyaya açılan kapısı: Üç tekerlekli motorlar
Üç tekerlekli engelli araçları, bir ulaşım aygıtından fazlası; bu aracın özgürlüğün cisimleşmiş hali olduğunu, dış dünyaya erişimin şartı haline geldiğini engellilerle konuştuğumuzda anlarız.
Yılmaz Yıldırım için engelli aracı sosyalleşme ve özgürlük anlamına geliyor. Ama engebeli ve çamur içindeki yollar, Yıldırım’ın engelli aracının sık sık bozulmasına yol açıyor. Bir hafta aracından mahrum kalan Yıldırım, o süreçte kendisine destek olan arkadaşları olmasa ne kitapçı dükkanına gidebilirdi ne de hastaneye: ‘Mesela arkadaşımın işi var, benim yanıma geri gelemiyor. O zaman kendimi çaresiz hissediyorum. Dışarı çıkamıyorum, parka gelemiyorum. Motorum yoksa birilerine muhtacım. Araçsız olduğumda arkadaşlarım getirmezse iş yerime kendi başıma gelemem. Hadi geldim, akşam biri beni almazsa konteyner kente dönemem. Hastaneye gitmem gerekiyorsa gidemem. Bu yüzden engelli aracım olmadığında kendimi çok çaresiz hissediyorum.’
Hatay’ın engelli araç tamircisi: “Depremden sonra engelli sayısı yüzde 50 arttı”
20 yıldır engeli aracı tamiri yapan Fahrettin Yılmaz, kentteki engelli depremzedelerin birçoğunu tanıyor çünkü neredeyse tüm engellilerin yolu Fahrettin Ustanın tamirhanesine düşüyor.
Fahrettin Ustanın dükkânı depremden önce Antakya’nın en merkezi noktalarından biri olan Fatih Caddesindeydi. Depremde dükkânı yıkılınca, Fahrettin Usta evinin bahçesine konteynerden bir tamir merkezi yaptı. Aslında Fahrettin ustanın niyeti, dükkânı kent merkezinde oluşturulan çarşı alanlarından birinde açmaktı fakat talepte bulunmasına rağmen çarşıda kendisine yer verilmedi. O da kendi çözümünü kendisi üretti ve evinin bahçesini engelli araçlarının tamiri için bir merkeze çevirdi.
Ama Fahrettin Ustanın yeni tamirhanesine erişmek engeliler için oldukça zor çünkü Antakya kent merkeziyle Fahrettin Ustanın yeni tamirhanesi arasında yaklaşık beş kilometrelik bir mesafe bulunuyor.
Antakya’da akülü engelli araçlarını tamir eden tek kişi olan Fahrettin Yılmaz, özellikle depremden sonra iş yükünün çok arttığını, talebe yetişemediğini anlatıyor: ‘Depremden sonra engelli sayısı belki yüzde 40, belki de yüzde 50 arttı. Samandağ, Reyhanlı, İskenderun, Hassa’dan insanlar gelmeye çalışıyor. Engelli araçları çok sık bozuluyor. Yollar çok kötü. Engellilerin kullandıkları araçlar çok eski. Depremden sonra Kızılay’ın, AFAD’ın verdiği araçlar da çok kaliteli değil. Araçlar bu yollara, çukurlara dayanamıyor. Araçların çoğu Çin malı. Bozulan aracın parçasını bulmak zor üstelik parçalar da çok pahalı. Engelli araçlarının bir tekeri 2.000-2.500 TL’ye bulunabiliyor. Otomobil tekerinden pahalı! Bu insanlar depremde her şeylerini kaybetti. Alamıyorlar… Yardıma, desteğe ihtiyaçları var.’
Fahrettin Yıldırım bu işi sadece geçimini kazanmak için yapmıyor.
Engellilerin toplumsal hayatın eşit birer parçası olabilmek için çok çabaladığına tanık olan Fahrettin Usta, depremden sonra koşulların daha da zorlaştığını gözlemlemiş.
Hataylı engelliler, kendilerini ne kadar önemsediğini bildikleri için, zor anlarında Fahrettin Ustadan yardım istemekte çekinmiyor. Örneğin Kitapçı Yılmaz, akülü aracının lastiği patladığında gece yarısında bile Fahrettin Ustanın yolunu tutabiliyor. Ama Fahrettin Ustadan bir tane var; ne yazık ki Hatay civarındaki her engellinin etrafı Fahrettin Usta gibilerle çevrili değil.
Yıldırım, idarenin engelliler için daha fazlasını yapması gerektiğine inanıyor:
‘Gecenin bir yarısında, iş yerinden konteyner kente giderken Yılmaz’ın yolda tekeri patlıyor. Gecenin on birinde lastikçilerin hiçbiri akülü aracının tekerini tamir etmeye yanaşmıyor. “Ben elleyemem buna” diyorlar. Yahu arkadaş, neden elleyemiyorsun? Tamir etmesi araba tekerinden daha kolay! Mesela konteyner kentte depremden dolayı eli ayağı kesilmiş insanlar var. Araçları çalışmadığı için yanıma gelemiyorlar. Telefon açabiliyorlar ancak. Yani ben yanlarına gitmesem öylece kalıyorlar… Affedersiniz, lavaboya gidecek, gidemiyor… Geçenlerde çok uzaklardan bir engelli aracını otobüse yükleyip göndermişler. Yol paraları bile yok. Yol paralarını ben ödedim, aracı tamir ettim, aracı otobüse yükledim, dönüş parasını da ödeyip gönderdim. Benim çırağım bile yok. Halbuki ben bu insanlar için kritik bir yerde duruyorum. Devlet bana bir yer verse, daha düzgün bir yerim olsa, çırak-kalfa yetiştirsem engellilere daha iyi hizmet ederim.’
Engelli STK’ları depremin etkilerini öğrenemiyor
Bugün Hatay Sakatlar ve Gönüllüler Derneği Başkanı olarak görev yapan Sabit Köse’nin yaşamı, 1993’te geçirdiği bir iş kazasıyla değişti. İki kolunu kaybettiği kazadan önce profesyonel seviyede futbol oynayan Köse, kazadan sonra paralimpik tekvandoyla tanıştı. Köse bu sporda o kadar başarılı oldu ki, defalarca Türkiye Milli Takımı adına mindere çıktı ve aralarında Avrupa Şampiyonluğunun da bulunduğu birçok derece elde edip madalyalar kazandı.
Kollarını kaybettikten sonra spora devam etmesinin yaşamında büyük bir değişime yol açtığını söyleyen Köse, 6 Şubat 2023 Depremleri sırasında ya da sonrasında uzuvlarını yitiren depremzedelerin de toplumsal yaşama dönüşünde sporun dönüştürücü gücünden yararlanılabileceğini belirtiyor: “Spor insanı hayata bağlıyor. Farklı çevreler ediniyorsunuz. Benim de amacım depremde uzuvlarını kaybeden insanların tekrar hayata bağlanabilmeleri için spora yönlendirmek istiyorum.”
6 Şubat 2023 Depremlerinden önce de Hatay’da birçok engellinin güçlükler içinde yaşadığını hatırlatan Köse, deprem yüzünden sorunların ağırlaştığını anlatıyor.
Hatay’ın ulaşım, eğitim ve istihdam gibi alanlarda, depremden önce de engelliler için sorunlu bir şehir olduğunu belirten Köse, Hatay’ın engelli erişilebilirliği hesaba katılarak yeniden kurulması halinde eski sorunların da hafifletilebileceğini düşünüyor.
Fakat şimdiye kadarki gelişmeler Köse’nin temennisinin gerçeğe dönüşebileceğini pek de göstermiyor. Köse, depremden önce birçok engellinin yaşadığı kentte, depremden sonra kaç engelli yaşadığına ilişkin güncel bir veriye ulaşamadıklarını söylüyor.
Engelsiz Dünya Federasyonu Başkanı Serhat Gökpınar da Sabit Köse gibi veriye erişememekten dert yanıyor. Federasyon, Hatay genelinde 6.500 ila 7.000 civarında yurttaşın 6 Şubat 2023 Depremlerinden ötürü engelli kaldığını hesaplamış. Resmi birimlerden kesin bir veri alamamış olmalarına karşın bu hesabı nasıl yaptıklarını Gökpınar şöyle özetliyor:
Bu sayıyı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla görüşerek, erişebildiğimiz insanları tek tek arayarak ve bize ulaşan vatandaşlarla yaptığımız görüşmelerden hesapladık. Hatay genelinde depremlerden ötürü ampute kalan, yani uzuvlarını yitiren birey sayısının da 800 ila 900 arasında olduğunu tahmin ediyoruz. Ancak istatistiklere sadece depremde yaralı kurtulanların ilk andaki uzuv kayıpları katıldı. Deprem yaralanmalarıyla ilintili olmasına rağmen, sonradan gelişen komplikasyonların yol açtığı uzuv kayıpları istatistiklere eklenmedi.
Saha gözlemlerimiz, raporlama sistemindeki çarpıklığı da gözler önüne seriyor. Özellikle deprem sonrası kalıcı fiziksel hasar alan ancak yüzde 40 engel oranı barajına takılan pek çok vatandaşımız var. Aslında engelli camiasında yüzde 40 gibi bir barem yoktur. Bu yalnızca Türkiye’de sosyal yardımları kısıtlamak amacıyla üretilmiş bir barajdır.
Depremden yaralı kurtulan birçok vatandaşın, crush sendromu gibi sebeplerden ötürü, haftalar sonra bile uzuv kaybına uğrayabildiği düşünüldüğünde, depremde Hatay’da uzvunu yitiren kişilerin sayısı ilk anda ölçülenin çok üzerinde olabilir.
Kendisi de bir iş kazasında kollarını yitiren Sabit Köse, protezlerin uzuv kaybı yaşayan bir engelli için ne anlama geldiğini bildiğinden, bu konudaki sorunlara değiniyor.
Yerli üretim protezler, işlevsellik ve kalite sorunları nedeniyle kullanıcılar tarafından daha az tercih ediliyor. İthal ürünlerin fiyatlarıysa, Ocak 2026 itibarıyla 110-120 bin TL’den başlayıp 2 milyon TL’ye kadar çıkabiliyor. Köse, devletin protez maliyetlerinin çok az bir kısmını karşıladığını söylüyor: “Ortalama bir protezin fiyatı en az 50 bin TL diyelim. Devletin ödediğiyse 9 bin TL. Üstelik devletin verdiği protezin işlevi de yok. Sadece fiziki görüntü, yani süs. Sayın Cumhurbaşkanımız depremden sonra, ‘Depremde uzuvlarını kaybeden vatandaşlarımızın protezlerini ücretsiz yapacağız’ demişti. Maalesef Sağlık Bakanlığı bunu uygulamadı veya uygulamak istemedi.”
İşlevli bir protez için kendine bağışçı buldu ama kandırıldı
Depremde eşini ve bir kızını kaybeden, enkazdan çıktıktan sonra 20 ameliyat geçirip bir uzvunu yitiren Antakyalı Ece Mazi, ampütasyon ve protez politikalarındaki işlevsizliğin nelere mal olabileceğini en iyi bilenlerden.
Ece Mazi, depreme İskenderun’daki evinde yakalandı. Eşini, büyük kızını ve kayınvalidesini depremde kaybetti. Kendisi de enkaz altından çıktı. Bir bacağını kaybeden, bir kolunda işlev kaybı olan Mazi’nin küçük kızı Eylül de depremde bir kolunu yitirdi. 20’den fazla ameliyat geçiren Mazi, omuriliğindeki sorun yüzünden uzun süre yürüyemedi. Sol ayağı bedenini taşımadığı için her kalkmaya çalıştığında yere düşen Mazi, inatçılığı sayesinde yeniden ayağa kalkmayı başardı: “Ben biraz inatçıyım, o yüzden sanırım çok deneme yaptım. Eşim hep, ‘Allah’ın hakkı üçtür. Üç kere dene, yapamıyorsan bekle, sabret, bir daha dene’ derdi. Defalarca denedim ve evlilik yıldönümümüzde ayağa kalktım. Çok değişik bir duygu.”
Ece Mazi’nin hem kendisini hem de kızı uzuv kaybına uğradı; yani sadece kendisi için değil kızı için de ciddi bir uyum süreci söz konusu. Deprem sonrasındaki yaşama daha kolay uyum sağlayabilmek için, kendisi için işlevsel bir protez arayışına girdi.
Türkiye’de devletin karşıladığı protezler kozmetik olanlar. Örneğin bir bacak protezi söz konusu olduğunda, devletin karşıladığı kozmetik bir protez sadece görünürde kayıp uzvun yerini tutuyor; bu protez engellilerin yürümesini kolaylaştırmıyor. Bu yüzden uzuv kaybına uğrayanlar kendi imkanlarıyla işlevsel (fonksiyonel) protezler edinmeye çalışıyor. Zira işlevsel protezler hareketli ve yük taşıyabiliyor.
Ece Mazi de depremden sonra sağlık durumu elverince, kendisine işlevsel bir protez aramaya başladı. Bir bağışçı bulmayı da başardı. Ancak protezi aldığı medikal, kendisine eski ve sorunlu bir ürün sattı. Aldığı protezin bozuk olduğundan habersiz olan genç anne, proteze uyum sağlamaya çalışırken defalarca düştü:
Devlet desteğiyle iyi bir protez almak çok da mümkün değil. Benim bağışçım işlevsel bir protez alabilmem için maddi destek imkânı sundu. Bu süreçte bir medikal şirketi “İstediğiniz protezi yapabiliriz” diye ortaya çıkınca ben de kabul ettim. Bağışçım protez için medikal firmasına 650.000 TL ödeme yapıldı. Mart 2024’ten itibaren protezi kullanmaya başladım. Ama bir süre sonra sürekli düşer oldum. Yaşadığım kötü bir düşmenin ardından protezin ayarlarında bir sorun olduğunu anladım. 2023 model bir protez kullandığımı sanıyordum ama aslında 2016 model, sorunlu olduğu için piyasadan toplatılmış bir protez vermişler bana. Tamiri için de epey para harcadım.
Kolunu yitiren Eylül de kozmetik proteze alışamadı
Ece Mazi’nin kızı Eylül’ünse henüz işlevsel bir protezi yok. Depremde kolunu kaybeden Eylül, kendisine çok ağır gelen protezi okula giderken kullanmak istemiyor. Annesi, beş yaşındaki kızının uzuv kaybı ve protez konusunda yaşadığı sorunların en yakın tanığı: “Bir gün okuldan gelip bana, Anne, öğretmenim bugün çiçek ol dediğinde çiçek olamadım. Bir daha bana takma diye protezinden şikâyet etti. Düşünebiliyor musunuz, küçücük kızım çiçek olamadığı [kollarını göğsünde kavuşturamadığı] için bu protezi takmak istemedi. Bu kollar hem işlevsel yapılmıyor hem de çok ağır. Protez kolu bükemiyorsunuz. İş görmesinden ziyade kozmetik amaçlı. Kızım protezden ziyade koltuk altıyla işlerini daha rahat yapabiliyor.”
Kentlerin engelliler için tasarlanmadığını engelli olana kadar düşünmemiştim
Proteze alışmak güç. Ama protez kullanan bir engelli olarak yeniden kurulmakta olan Hatay’da gündelik hayata karışmak Ece Mazi’ye göre daha da güç.
Ece Mazi, kentlerin çoğunun engelliler düşünülerek inşa edilmediğini depremden sonra anlamış.
Mazi’ye göre, engelli tuvaleti inşa etme, engelli otoparklarını suiistimal etmeme gibi çok basit görünen şeyler bile engellilerin yaşamını ciddi biçimde kolaylaştırıyor. Oysa depremde uzuv kaybına uğradıktan sonra yaşadığı deneyimler neredeyse hep olumsuz:
‘Arabamla şehir dışına çıktığımda bir dinlenme tesisinde durdum ve engelli tuvaleti yoktu. Ne kadar insani bir ihtiyaç halbuki ama hiç düşünülmemiş. Orada oturup ağladığımı hatırlıyorum. Teyzem yardım etmeye çalıştı fakat olmadı, tuvaletimi yapamadım. Artık evden çıkıp hastaneye ya da çarşıya gittiğim zaman su içmiyorum. Çünkü içersem psikolojik olarak tuvaletimin geleceğini, dışarıdaki tuvaletleri kullanamayacağımı düşünüp korkuyorum. Ne kadar korkunç bir şey değil mi? Bir sürü engelli insan var ama tuvalete bir klozet koymak düşünülmemiş. Engelli olana kadar ben de hiç düşünmemiştim ama ne kadar hayati bir şey olduğunu şu an görüyorum.’
Ece Mazi, Gaziantep ve Denizli’ye seyahat ettikten sonra Hatay’daki eksiklikleri daha iyi anladığını da ekliyor. “Duyarlılığı çok basit şeylerde hissedebiliyorsunuz” diyen Mazi, ziyaret ettiği kentlerde engelli otoparklarının suiistimal edilmediğini, görme engelliler için gerçekten kullanılabilir yürüme yolları oluşturulduğunu anlatıyor. Hatay’dan ümidini de tamamen kesmiş değil: “Yani biraz duyarlılıkla bizim hayatımız gerçekten çok daha rahat olabilir. Depremden sonra Hatay’da ve İskenderun’da engelli sayısı çok arttı. Küçük dokunuşlarla işimizi çok kolaylaştırabilirler.”
Gökpınar: Hatay’da engelli erişilebilirliği deprem öncesinde de düşüktü
Antakya’nın bugünkü kent merkezi, düz bir ova üzerine kurulu. Kentin Habib-i Neccar Dağına sırtını yaslayan tarihi kent merkezindeki birkaç mahalleyi saymazsak, Antakya’nın çoğunlukla düzlüklerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Buna rağmen Engelsiz Dünya Federasyonu Başkanı Serhat Gökpınar, Hatay’ın depremden önce bile Türkiye’nin erişilebilirlik bakımından en kötü şehirlerinden biri olduğunu söylüyor. Dolayısıyla Gökpınar’a göre yeniden inşa süreci, kenti engelliler için daha erişilebilir kılmak için bir fırsat niteliğinde: “El ele verirsek engelli dostu örnek bir kent kurabiliriz. Yeniden yapılacak yerlerde yönetmeliğe uyulursa [Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği] sorun kalmaz. Çünkü yönetmeliğin erişilebilirlik standartları gayet iyi. Belediyelerde bu komisyonlar iyi şekilde işletilirse ve engelli sivil toplum kuruluşları bu sürece dahil edilirse herkes için erişilebilir bir şehir elde edilebilir.”
Gökpınar, erişilebilir bir kent inşa etmek için iyi bir mimar, iyi bir inşaat mühendisi, çok duyarlı bir belediye başkanı olmanın yetmeyeceğinin altını çiziyor. Engelliler için erişilebilir bir şehir inşa etmek için sorunların muhataplarının, yani engellilerin tasarım süreçlerine dahil edilmesi gerekiyor.
Gökpınar’ın katılımcı tasarım uyarısının altında pratik sebepler yatıyor. Tasarım aşamasında, farklı tipteki engellilerin ihtiyaçlarının aynı anda gözetilmesi lazım yoksa meydana çıkabilecek karmaşa yarardan çok zarar getirebilir. Gökpınar, örneğin görme engelliler için yapılacak kabartmaların yanlış döşenmesi halinde, bedensel engellilerin ilgili yollara erişiminin azalabileceğini hatırlatıyor. Malzeme seçiminden uygulamaya dek her tercihin sonuçları var: “Kamuya açık binaların zeminlerinin parlak olması göze hoş görünse de kaygan zeminlerin bedensel engelli bireyler için korkunç sonuçları var. Bu yüzden erişilebilirlik komisyonları kurulurken; bu komisyonlarda engelli bireyler de yer almalı. Hangi malzemenin, ne zaman, nerede kullanılacağı hep beraber belirlenmeli.”
Bu hatırlatmaları yapan Gökpınar, Hatay’daki yeniden inşanın şimdiye dek engellileri pek memnun etmediğini söylüyor. “Yeni yapıların hiçbirinde engelli rampalarının eğimi, standartlara uygun şekilde, yani yüzde 8 eğimle yapılmadı. Dağlık alanlara inşa edilen TOKİ konutlarında eğimler çok yüksek; bedensel engelli ve yürüyen bir birey olarak benim bile orada hareket etmem neredeyse imkânsız. Binaların dışı erişilebilir görünse de içine girdiğinizde engelli tuvaleti olmadığını, manevra alanlarının ve kapı genişliklerinin yetersiz olduğunu görüyorsunuz. Kendi evim Temmuz 2025’te teslim edilmesine rağmen asansör hala kullanıma açılmadı. Bu şartlar altında engelli bir bireyin o evlerde yaşaması mümkün değil.”
Şehir plancısı Tuğçe Tezer: Yapılan çalışmalarda engelsiz kent vurgusu göremedim
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyesi Tuğçe Tezer, 13 senedir Antakya üzerine çalışıyor. Bu sürenin son üç yılında, çalışmalarını deprem sonrası iyileşme sürecine odaklamış durumda. Tezer’in doktora tezi ise Antakya’nın yerleşme tarihi üzerindeydi.
Bir kentin engelsiz, sürdürülebilir ve bütünsel biçimde planlanması, aynı zamanda afet ve deprem dirençli olarak inşa edilmesi gerektiğini belirten Tezer, engelsiz kent tanımını şöyle yapıyor: “Engelsiz kent aslında bir kentte yaşayan bütün kırılgan grupların hiçbir zorlukla karşılaşmadan her istediği yere erişebilmesi, istediği bütün hizmetlere rahatlıkla ulaşabilmesi anlamına geliyor. Deprem bölgesinde engelsiz bir kente ihtiyacımız çok daha yüksek. Bunun da temel ve çok anlaşılır bir sebebi var. Depremle beraber sayısını tam olarak bilemesek de on binlerce ampute nüfus var artık.”
Engelsiz kentin sadece yürüme engellerini kaldırmayı hedeflemediğini, görme ya da işitme engelli olan vatandaşların da kentteki hareketini, konforunu, kentsel yaşam kalitesini yükseltecek pek çok tedbiri içerdiğini vurgulayan Tezer, “Erişim bazı yerlerde rampalarla olabilir, bazı yerlerde geniş yürüme alanlarıyla olabilir. Bazı yerlerde yüksek yapılara dışarıdan eklenen taşıma asansörleriyle, tabelaların görme engeller için de düzenlenmesiyle olabilir. İşitme engelliler için bazı yalıtım malzemelerin kullanılması anlamına gelebilir.”
Şehir plancısı Tuğçe Tezer, deprem sonrasında Hatay’da erişilebilir ve engelsiz kent anlayışıyla planlama yapılıp yapılmadığını sorduğumuzdaysa pek de olumlu bir tabloyla karşılaşmadığını itiraf ediyor: “Depremden bugüne sanıyorum binin üzerinde toplantıya katıldım. Engelsiz kent üzerine odaklanmış akademik çalışmalar dışında engelsiz kent vurgusunu pek göremedim.”
Hatay Master Planı yapıldı ama icraatta yetki TOKİ’de
6 Şubat 2023 Depremlerinde Hatay’da çok büyük bir yıkım meydana geldi, dolayısıyla kentin toparlanması da bir o kadar zaman alıyor. 2025’te toplu konutların yapımı ve teslimi hızlandı ama yer yer bina yıkımları da sürüyor.
Armutlu ve Atatürk Caddesi gibi depremden yoğun biçimde etkilenen ve büyük yıkımın yaşandığı bölgeler rezerv alanı ilan edildi ve bu alanlarda toplu konut inşaatlarına başlandı. Hatay’ın tarihi ve kültürü için önemli olan Hatay Eski Meclisi ve Habib-i Neccar Camiinin yeniden inşasına başlandı. Bu sırada tarihi Antakya evlerinin taşları toplandı, toplanan taşlar numaralandırıldı ve inşaatlar yavaşça başladı.
Depremden sonra Antakya’nın aslına uygun yeniden inşası için aralarında TMMOB’ye bağlı Mimarlar Odasının da bulunduğu birçok kuruluş ve sivil toplum örgütü çaba içinde. Odalar ve STK’lar yeniden inşa sürecine katkı sağlayabilmek için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Hatay Valiliğinin de aralarında bulunduğu birçok resmi kurumla toplantılar yaptı. Bu çalışmaların sonucunda, Türkiye Tasarım Vakfı ve Mimar Bünyamin Derman öncülüğünde çok sayıda mimar, Atatürk Caddesi ve Antakya tarihi kent merkezi gibi yıkımın yoğun yaşandığı bölgeleri, Antakya’nın kültürüne ve ruhuna uygun, afetlere daha dirençli biçimde yeniden inşa edebilmek için bir plan oluşturdu. Hatay Master Planı denilen proje, Nisan 2024’te Antakya’da bir sunumla tanıtıldı.
Planın hazırlanmasındaki kilit aktörlerden biri olan Türkiye Tasarım Vakfından Mimar Bünyamin Derman çalışma prensiplerini ve hedeflerini, “[Planı] kamuya açtık. Sivil toplum örgütlerine, akademiye, herkese açık yaptık. Katkı koymak isteyenlere hâlâ açık. Alternatiflere ve eleştirilere açık bir plan. Daha yaya odaklı hale getirdik. Yürünebilir bir şehir yaptık” diye tarif ediyordu.
Ancak planın tanıtılmasının üzerinden çok süre geçmeden kent planının değiştiği, Bünyamin Derman ve ekibinin hazırladığı Hatay Master Planının Bakanlık tarafından kabul görmediği kentte konuşulur oldu. Master plan kapsamında yeniden tasarlanan Atatürk Caddesi, Vali Göbeği, Fatih Caddesi gibi merkezi alanlarda yetkinin TOKİ’ye devredildiği iddiaları tartışılmaya başladı. Bu belirsizlik sürerken, Atatürk Caddesi ve çevre mahallelerdeki inşaat faaliyetleri hızla devam etti.
Erişilebilirlik planlamaya girdi, uygulamada belirsizleşti
Tartışmalar sürerken, 26 Ekim 2024’te TMMOB Mimarlar Odası Hatay Şubesi, Hatay Master Planı hakkında, Bünyamin Derman’ın da katıldığı bir toplantı düzenledi. Planla ilgili bir sunum yapan Derman başarmaya çalıştıklarını bir kez daha şöyle özetledi: “Atatürk Caddesinin kimliğini, çamlığı iki kat büyüttük. Geniş yaya yolları oluştu. Şehirde yaya yolu yok. Yaya yolu olmayınca yürünmüyor. Dolayısıyla bizim amacımız insanın yürüdüğü, ağaçların olduğu bir sistem oluşturabilmek.”
Kentin düz olmasından kaynaklı yürüme yollarının kesintisiz ve erişilebilir biçimde tasarlandığını aktaran Derman, “Araç yolları ile yaya yolları ayrıştırıldı. Engelli birey hiçbir şeye takılmadan, daha güvenlikli şekilde, daha rahat gidebilir. Konutların hepsinde asansör var. Antakya’nın eski yapılarına baktığımızda hepsinde asansör yok. Bisiklet ve yaya yolları kesintisiz oldu. Kadıköy’de yaşıyorum, iki kaldırımın arasında elektrik direği var. Yolları, kaldırımları minimum yedi-sekiz metre yaptığınız zaman zaten erişebiliyorsunuz. Kaldırımları iki metre yapıp, ortasına da aydınlatma direği koyarsanız erişemiyorsunuz, çok basit bir konu. Türkiye’nin yüzde 80’i bunun üzerine kurulu. Erişilebilirlik konusunda bir kaldırım genişliği, iki eğim rampaları. Hatay kent yapısı buna uygun zaten. Bizim çok fazla bir şey yapmamıza gerek yok” dedi.
Engellileri hayatının kolaylaştırılması, eşit katılım ve şehirlerin erişilebilir olması 5378 Sayılı Engelliler Kanununda yer alıyor. Kanun sadece engelli bireyi ayrımcılıktan korumuyor. Günlük yaşamda hayatını kolaylaştıran, engelli bireylerin en büyük sorunlarından biri erişilebilirlik meselelerini de tanımılıyor:
Madde 3 – Tanımlar
Erişilebilirlik: Binaların, açık alanların, ulaşım ve bilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisinin, engelliler tarafından güvenli ve bağımsız olarak ulaşılabilir ve kullanılabilir olması
Umuma açık hizmet veren yapı: Kamu hizmeti için kullanılan resmî binalar, ibadet yerleri, özel eğitim ve özel sağlık tesisleri; sinema, tiyatro, opera, müze, kütüphane, konferans salonu gibi kültürel binalar ile gazino, düğün salonu gibi eğlence yapıları; otel, özel yurt, iş hanı, büro, pasaj, çarşı gibi ticari yapılar; spor tesisleri, genel otopark ve buna benzer umuma ait binaları, ifade eder.
Madde 7 – Erişilebilirlik
Yapılı çevrede engellilerin erişebilirliğinin sağlanması için planlama, tasarım, inşaat, imalat, ruhsatlandırma ve denetleme süreçlerinde erişilebilirlik standartlarına uygunluk sağlanır. Özel ve kamu toplu taşıma sistemleri ile sürücü koltuğu hariç dokuz veya daha fazla koltuğu bulunan özel ve kamu toplu taşıma araçlarının engellilerin erişebilirliğine uygun olması zorunludur. Bilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisinin engelliler için erişilebilir olması sağlanır.
5378 Sayılı Engelliler Kanunu
Kanun fiiliyatta uygulandığında sorunlara çözüm bulabilecek nitelikte. Üstelik Türkiye kendi mevzuatına ek olarak, engellilerin haklarını güvence altına almayı hedefleyen Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesini de 30 Mart 2007 tarihinde imzaladı.
Diğer bir deyişle, mevzuatta sorun yok. Ancak fiiliyatta durum nasıl?
Geniş katılımla oluşturulan planın karar alıcılar tarafından uygulamaya konup konulmadığı, Hatay hala dev bir şantiye gibi olduğu için henüz anlaşılabilmiş değil.
26 Ekim 2024’te toplantıda, sorumuz üzerine Mimar Bünyamin Derman, Bakanlığa projelerini sunduklarını, yetkililerin Hatay Master Planını uygulamaya koyup koymayacağının belirsiz olduğunu söylemişti.
Bu belirsizlik bugün de sürüyor.
DİKEN



