RöportajGündemHaberlerİçimizden Biri

Türkiye’de Engelli Kadın Olmak

“Engelli bir kadın olmak sadece fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bariyerlerle mücadeleyi de beraberinde getirdi. Toplumun görünmez kılma ya da yardıma muhtaç anlayışıyla da aynı zamanda mücadele etmek gerekti“

Çivisi çıkmış dünyada ne düşüneceğimizi, ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız.

Yayınlanan haberleri izlemek, paylaşmak asla yeterli değil. Ben o haberleri görmek, duymak istemiyorum. Ama bir yandan da dünyanın gerçeği bu. Bu gerçeklerden kaçmak mümkün değil.

Korkuyorum; hem de çok korkuyorum sevdiklerim adına, suçsuz günahsız çocuklar adına. Onları nasıl koruyacağız? Bir şeyler yapmalıyız! Kimin elinden ne geliyorsa yapmalı.

Asla pes etmeden, insan olabilmenin ve insan kalabilmenin bütün gereklerine sıkıca sarılarak bulunduğumuz zeminlerden mücadeleye devam etmeliyiz diyorum.

“Sınırları kaldırmak için bazen tek bir sesin, tek bir hayat hikâyesinin yankısı yeter! Diyor Sevgili İrem Bray Soylu.”

Bu anlayışla uzun yıllardır yaşamımda, yanımda olan dostum Psikolog ve Aile Terapisti İrem Bray ile “Türkiye’de Engelli Kadın Olmak” söyleşimizi köşemden okurlarımla da paylaşmak istedim.

1.Çocukluktan bugüne engelli bir kadın olarak büyümek sana neler öğretti?

Engelli bir birey olarak büyümek bana öncelikle daha derinlere bakmayı öğretti. Öğrenmeyi olmazsa olmaz kıldı. Öfke duymadan, yargılamadan bakmayı öğretti. Sebepler ve sonuçlar vardır; sevgiyle bakmanın olmazsa olmaz olduğunu öğretti. Küçük mutluluklar biriktirerek yol yürümenin değerini öğretti. İnsanların mutlu olduğu yerde olumsuzluklar barınamıyor çünkü. Her krizin içinde çözümü barındırdığını öğretti. Yavaş yol yürümenin değerini öğretti. Koşar adım yaşarken insanlar ne çok şey kaçırdıklarının farkında değiller. Kolektif yaşamın değerini öğretti. Uzar gider bu liste.

Hayatın bana sunduğu en büyük ders, kimseye yaslanmadan yaşamanın önemidir.  Yaşamımızın her alanında destekler ile yol yürümek zorundayız evet ama birilerine yaslanarak yaşamak başka bir olay. İki taraf için de yorucu ve yıpratıcı.

2.Bizim toplumumuzda kadın olmak zaten zorken, “engelli bir kadın” olmanın getirdiği o ekstra görünmez bariyerleri sen en çok nerelerde hissettin?

Toplum bize normal bir birey olarak bakmıyor; her zeminde olduğu gibi eğitimde, istihdamda fırsat eşitliği tanımıyor. Bu çok ama çok ciddi bir bariyer.

Oysa insan, toplum içinde bir bütün olarak var olabiliyor, özgürleşiyor. Düzgün bir eğitim ve ekonomik bağımsızlık bu bütüne ve özgürlüğe hizmet eden unsurlar. Bu konularda insanları destekleyen güçlü bir yapı yoksa “ne gerek var ki, otursun evinde” anlayışı her adımda benim de ayağıma takıldı.

Farkında olmadan bizimle birlikte yol yürüyen insanların dahi bu anlayışla baktıklarını hissettiğim zamanlar oldu.

Engelli bir kadın olmak sadece fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bariyerlerle mücadeleyi de beraberinde getirdi. Toplumun görünmez kılma ya da yardıma muhtaç anlayışıyla da aynı zamanda mücadele etmek gerekti. Oysa eğitimde, toplumsal yapıda, yasal alanlarda yapılan düzenlemelerle ben biliyorum ki benim gibi insanlar bağımsız, üretken ve kendi kararını verebilen bireyler olabiliyorlar. Ben engelli bir kadın olarak bunu başarmak için birçok olumsuzlukla çok ciddi mücadele verdiğimi söyleyebilirim. Gerekli yasal ve sosyal düzenlemeler yapılana kadar, daha doğrusu yaşadığım sürece bu mücadelem sürecek gibi.

3.KASDER Başkanı olarak birçok kadına dokunuyorsun. Türkiye’de kas hastası bir kadının, toplumsal roller (evlilik, annelik, kariyer gibi) arasında sıkışıp kaldığı durumlar hakkında ne düşünüyorsun?

Albert Camus der ki: “İyiyi istemek aydınlanmamışsa kötü kadar zarar verebilir.” Ben bu vurgu ile öğrenmenin önemini vurguladığını düşünüyorum. Her şeyde olduğu gibi, yürek koyarak ve hakkını vererek öğrendiğinizde taşlar yerine oturuyor.

Bizim toplumumuzda insanın bir birey olarak var olması, özgürleşmesi ne yazık ki öncelikli değil. Kadın için bu durum daha da zor. Toplum içinde birey olarak var olma ve özgürleşme şansı bulamayan kadın, bu rollere sıkışıp kalıyor. Kas hastası bir kadın için ise toplumsal roller çoğu zaman ağır bir yük haline gelebiliyor. Evlilik, annelik, kariyer gibi roller toplum tarafından beklenti olarak dayatılıyor; oysa bu rollerin her biri ciddi fiziksel ve psikolojik güç gerektiriyor.

Kadınlar çoğu zaman “iyi eş”, “iyi anne” ya da “başarılı çalışan” olma baskısı altında kalıyor. Kas hastalığı gibi kronik bir durum ise bu baskıyı daha da görünür hale getiriyor. Bu noktada sorun kadının yetersizliği değil, toplumun esnek olmayan ve kadına var olma şansı tanımayan bakış açısıdır bence.

Destek mekanizmaları, erişilebilir iş imkânları, sosyal güvence ve toplumsal farkındalık sayesinde kadınlar kendi hayatlarını kendi tercihlerine göre şekillendirebilir. Kadının değerini annelik ya da kariyer üzerinden değil, insan olarak varlığı üzerinden görmek gerektiğine inanıyorum.

Kas hastası kadının özgürleşmesi, hepimizin daha adil ve kapsayıcı bir toplumda yaşaması demektir bence.

4.Sokakta, kafede ya da bir toplantıda insanların sana bakışlarında “kadın” kimliğinden önce “engelinin” geçtiğini hissettiğin anlar oluyor mu? Bu bakış açısını değiştirmek için sence nereden başlamalıyız?

Evet zaman zaman insanların bakışlarında önce “engelimi” gördüklerini hissediyorum.

Kadın kimliğim, kişiliğim, başarılarım ya da hayallerim ikinci plana itilebiliyor. Hatta bu boyut hiç görünmeyebiliyor. Bu durum aslında toplumun engelliliğe dair önyargılarının bir yansıması.

Burada mesele, toplumun engeli bir kimlikten önce bir “etiket” olarak görmesi. İnsanlar çoğu zaman farklılıkları anlamak yerine onları sınırlayıcı bir gözlükle değerlendiriyor. Engelliyseniz, toplum için yardıma muhtaç bir insansınızdır.

Bu bakış açısını değiştirmek için önce dilimizi ve eğitimimizi dönüştürmeliyiz. Çocuklara küçük yaşta farklılıkların doğal olduğunu, engelin bir eksiklik değil bir çeşitlilik olduğunu öğretmeliyiz. Medyada, iş hayatında ve sosyal yaşamda engelli kadınların başarılarını görünür kılmak da çok önemli. Çünkü görünürlük arttıkça önyargılar azalıyor.

Toplumun bakışını değiştirmek, bireylerin kendi kimliklerini özgürce yaşayabilmesi için şarttır. Bunun için sosyal ve yasal alanda birçok değişikliğin yapılması gerekiyor. Avrupa Engelli Hakları Sözleşmesi’nde kabul ettiğimiz her şeyin yasal düzenlemelerle hayat bulması gerekiyor.

5.Eğitim ve iş hayatında, engelli bir kadın lider olarak “Ben de buradayım” derken verdiğin o mücadelenin diğer kadınlara nasıl bir kapı açtığını düşünüyorsun?

Açıkçası dışarıdan nasıl görünüyor emin değilim ama…

Eğitim ve iş hayatında “Ben de buradayım” demek, aslında görünmez engelleri aşma mücadelesi demek. Bu sadece kişisel bir varoluş mücadelesi değil, aynı zamanda toplumun kalıplarına karşı bir duruş olarak başladı. Bulunduğum toplumda kız çocukları okutulmuyordu çünkü.

Mücadelenin bir sebebi de, diğer kadınlara “yalnız değilsiniz” mesajını vermek.

Engelli bir kadın olarak varlığım, başkalarının da kendi potansiyelini görmesine ve cesaret bulmasına vesile olsun isterim.

Kadınların eğitimde daha fazla yer almasına, iş hayatında daha görünür olmasına ve liderlik pozisyonlarına talip olmasına kapı aralayabilirsem, verdiğim mücadele ile bu benim için büyük bir mutluluk olur.

Çünkü bir örnek görmek, çoğu zaman bir yol haritası çizmekten daha güçlüdür. Benim “buradayım” demem, aslında tüm kadınların “biz de buradayız” diyebilmesi için bir davettir. Mücadelemin bireysel bir hikâye olmaktan çıkıp kolektif bir dönüşümün parçası olmasını umut ettim. Sanki bu kolektif dönüşüm yavaş yavaş oluşuyor gibi. Benim gibi “ben buradayım” diyen engelli kadınların çoğaldığını görmek mutluluk verici..

6.Şehirlerin mimarisi maalesef çok eril ve engellerle dolu. Bir kadın olarak, akşam saatlerinde dışarıda olan veya tek başına seyahat eden engelli bir kadının güvenliği ve erişimi hakkında neler söylemek istersin?

Bulunduğum semtte dahi akşam gündüz dahi yanımda bir yardımcı olmadan sokağa çıkmaya cesaret edemiyorken akşam saatlerinde dışarda olmak ya da tek başına seyahat etmek Engelli bir kadın erişimi ve güvenliği için Türkiye’de mümkün görünmüyor yazık ki.

Şehirlerin mimarisi çoğu zaman eril bir bakış açısıyla inşa edilmiş durumda yazık ki.

Bir kadın için karanlık sokaklar, yetersiz aydınlatma ve güvenlik eksikliği zaten risk oluştururken, engelli bir kadın için bu risk katlanarak artıyor. Rampaların olmayışı, ulaşım araçlarının erişilebilir olmaması ya da kaldırımların düzensizliği, güvenliği doğrudan tehdit eden unsurlar haline geliyor.

Kadınların ve engelli bireylerin ihtiyaçlarını merkeze alan bir mimari anlayış, güvenliği de erişimi de güçlendirir. Daha fazla aydınlatma, erişilebilir toplu taşıma, güvenli kamusal alanlar ve kapsayıcı şehir planlaması sorunu çözer.

Umarım bizde de bir gün bu yaşam bulur.

7.Fatma, sence Türkiye’de engelli kadınların yaşadığı en büyük sorun; destek eksikliği mi yoksa toplumun onlara yüklediği “bakıma muhtaç” etiketi mi?

İkisi de ciddi sorun! Türkiye’de engelli kadınların yaşadığı en büyük sorun tek başına destek eksikliği ya da “bakıma muhtaç” etiketi değil; bu ikisinin birbirini beslemesi. Toplum bizi “bakıma muhtaç” olarak gördüğü için destek mekanizmaları da sınırlı ve yetersiz kalıyor.

“Bakım” üzerinden tanımlanan bir kadın, kendi potansiyelini ortaya koymakta zorlanıyor. Eğitimde, iş hayatında, hatta aile içinde bile bu etiket onların özgürleşmesini engelliyor. Destek eksikliğinin kökeninde de bu yanlış algı yatıyor.

Bu bakış açısını değiştirmek için önce zihniyet dönüşümüne ihtiyacımız var. Kadınların engelleriyle değil, yetenekleriyle ve katkılarıyla görünür olması gerekiyor. Ardından sosyal destek mekanizmaları, erişilebilir eğitim ve iş imkânlarıyla bu dönüşüm pekiştirilmeli. Sosyal devlet olmanın sorumluluğu bu aslında.

Engelli kadınların en büyük mücadelesi, toplumun onları “bakıma muhtaç” olarak görmesinden özgürleşmek olmalı bir yandan da.

8.Liderlik koltuğunda oturan bir kadın olarak, karar mekanizmalarında daha fazla engelli kadının yer alması sivil toplumu ve siyaseti nasıl değiştirirdi?

Bu konuda öncelikle söylemek istediğim bir şey var.

Kadın bakış açısı daha duyarlı ve kapsayıcıdır. Engelli kadında ise empati yeteneği ve duyarlılık başka bir boyut kazanabiliyor. Kayıp olan bazı uzuvlarla birlikte insana dair başka mekanizmalar devreye giriyor.

Böyle olunca yaşamı ve yaşama dair her şeyi daha derin hissetmek mümkün oluyor.

Karar mekanizmalarında daha fazla engelli kadının yer alması, toplumun en görünmez kesimlerinden birinin sesini duyurması demektir. Bu katılım, sadece temsil değil, aynı zamanda dönüşüm anlamına gelir. Engelli kadınların liderlikte yer alması, sivil toplumun daha kapsayıcı ve adil politikalar üretmesini sağlar. Çünkü ihtiyaçları doğrudan yaşayanların masada olması, çözümün daha gerçekçi ve uygulanabilir olmasını sağlar.

Siyasette ise bu katılım, engellilik ve kadınlık üzerinden çifte dezavantaj yaşayan bireylerin görünürlüğünü artırır. Bu görünürlük, yasa yapım süreçlerinde eşitlikçi düzenlemelerin önünü açar ve toplumun demokrasi anlayışını derinleştirir.

Engelli kadınların karar mekanizmalarında yer alması, sadece onların değil, tüm toplumun özgürleşmesi demektir. Çünkü kapsayıcı liderlik, daha adil, daha empatik ve daha güçlü bir gelecek inşa etme potansiyeline sahiptir.

9.Yorulduğun anlarda, diğer tüm kadınlara ve özellikle engelli kız çocuklarına bakarak nasıl bir güç buluyorsun? Senin o meşhur “devam etme” enerjin nereden geliyor?

Çokça sorun var, baş edilmesi gereken… Sanırım farkında olduklarım; birlikte yola koyulduğum, geleceğe dair birçok umudu olan kardeşlerin ve dostların genç yaşta kaybı, dokunabildiğim insanların umut ettiklerine karşılık yaşadıkları zorluklar. Bu sorunlar geri adım atmama engel oluyor. Onlara baktığımda kendime “Durmak yok, yola devam” diyorum.

İrem’in çok sevdiğim bir sloganı var: “Işığınla parılda, birlik ol, dünyayı dönüştür.” Mücadele içinde olmasaydım bu muhteşem olayı yaşayamayacaktım. Mücadele olmasa tanışamayacaktık. İrem’in varlığı ve desteği ile online Psikolojik Destek projemiz on beş yıl önce oluştu. Başladığımızda sadece senin çevren ve dostların vardı. Bugün ise 30 psikoloğa süpervizyon desteği ile onlarca insana dokunma şansı söz konusu. O on beş yıl süresince yüzlerce insana destek vermek mümkün oldu.

Bu yıl katılan uzmanlarla tanışma toplantısında, gelen 30 psikoloğun da kadın olduğunu fark ettim. Mücadele etmeseydim Resa, Belgin, Nagihan, Ekin, Maide, Çiğdem ve ismini sayamayacağım muhteşem ve çok özel kadınlarla yolum kesişmeyecekti. Her birinizin koşulsuz şartsız ortaya koyduğu emek ve sevgiyle projeler yapıldı, yüzlerce insana dokunma şansı bulduk. Köklü dostluklar ve köprüler oluştu. Bu, her insanın yakalayamayacağı ve yaşayamayacağı bir güzellik. Devam etme enerjim de sanırım buradan geliyor.

10.Son olarak; Türkiye’de engelli olduğu için hayallerini erteleyen, dışarı çıkmaya çekinen o kadına, bir dostu ve bir kader arkadaşı olarak ne söylemek istersin?

Bu boyut benim için can yakıcı bir boyut. Çünkü asansörü olmadığı için, yatağından kalkamadığı ya da kaldırılamadığı için, tekerlekli sandalyesi olmadığı için, sesini duyuramadığı için evinden çıkmayan çokça insan olduğunu biliyorum. Keşke onlara dokunabilme şansımız olsa.

Bir gün onların da özgürleşeceği bir sistemin hayalini kuruyorum. Bir yandan da, böyle dostlara her insanın bulunduğu yerden yapabileceği bir şey mutlaka vardır demek istiyorum.

Öte yandan, imkânı olduğu halde dışarı çıkmaya çekinen, hayallerini erteleyen arkadaşlara da biraz daha cesur olmalarını öneriyorum. Var olan olumsuzlukların üstüne gitmezlerse, talep etmezlerse bu döngüyü değiştiremezler. Yetemedikleri yerde destek talep etsinler.

Dışarıda onları günlük gülistanlık bir toplum beklemiyor; belki dışarıda da mücadele vermek zorunda kalacaklar. Ama onlar görünür oldukları sürece toplum değişecek, dönüşecek. Sorunlar çözüm bulacak. Pes etmesinler, asla..

 11.Son olarak içinde yaşadığımız toplum için atabileceğimiz üç somut adım nedir? Umutlu olmak için hangi aksiyonları almalıyız?

Bu da çok değerli bir soru İrem.

Bana Göre Öncelikli Üç Somut Adım

Erişilebilirlik:

Şehirlerin, okulların, işyerlerinin ve dijital alanların herkes için erişilebilir hale getirilmesi.

Engelli bireylerin toplumsal hayata katılımını kolaylaştıracak düzenlemelerin uygulanması.

Dayanışma ve Kolektif Sorumluluk:

Sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve bireyler arasında güçlü işbirlikleri kurmak.

“Benim sorunum değil” anlayışını kırarak, herkesin ortak sorumluluk üstlenmesini sağlamak..

Bilgi ve Farkındalık Paylaşımı:

Toplumda önyargıları kırmak için eğitim, medya ve sanat yoluyla farkındalık kampanyaları düzenlemek.

Engellilik, toplumsal cinsiyet ve eşitsizlik konularında açık, erişilebilir bilgi üretmek.

Umutlu olmak için alınacak aksiyonlar içinde yaşadıklarımdan yola çıkarak;

Küçük ama sürekli adımlar: Büyük dönüşümler bir anda değil, her gün atılan küçük adımlarla gerçekleşir.

Birlikte öğrenmek ve üretmek: Umut, yalnızca bireysel değil, kolektif bir süreçtir. Birlikte öğrenmek ve üretmek, geleceğe dair güveni artırır.

Başarı hikâyelerini görünür kılmak: Engelleri aşan örnekleri paylaşmak, topluma ilham verir.

Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın

Kaynak: T24

Yaşadıkça

Engelliler Haber ve Bilgi Sitesi

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu