Son DakikaFoto GaleriGündemHaberlerRöportaj

Türkiye SMA Vakfı Gençlik Topluluğu: SMA Bir Hastalık Başlığı Değil, Bir Yaşam Deneyimidir

Türkiye SMA Vakfı’nın gençlik odağını güçlendiren çalışmalar, 2024 yılında Eskişehir’de düzenlenen 3. Ulusal SMA Kampı ile yeni bir döneme girdi. 22–25 Ağustos 2024 tarihlerinde gerçekleştirilen kamp, her yaş grubuna özel etkinliklerle SMA’lı bireyler ve ailelerine unutulmaz bir deneyim sunarken; ilk kez düzenlenen gençlik oturumu ile Türkiye SMA Vakfı Gençlik Topluluğu’nun temelleri atıldı.

Bu başlangıcın ardından gençlik yapılanması, 9–10–11 Mayıs 2025 tarihlerinde düzenlenen I. Ulusal SMA Gençlik Kampı ile daha da güçlendi. Kamp kapsamında 10 Mayıs 2025 Cumartesi günü SMA’lı gençler ve aileleriyle birlikte gerçekleştirilen anlamlı Anıtkabir ziyareti, topluluğun Atatürk’ün gençliğe duyduğu güveni sahiplenme kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.

Bugün, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle hazırladığımız özel röportaj; Türkiye SMA Vakfı Gençlik Topluluğu’nun doğuş hikâyesini, büyüme sürecini ve SMA’lı gençlerin toplumsal görünürlüğünü güçlendirme hedefini bir kez daha gündeme taşıyor. Gençlerin dayanışma, üretim ve hak temelli savunuculuk üzerine inşa ettiği bu yapı, Atatürk’ün “Gençliğe Güven” mirasını daha kapsayıcı bir geleceğe taşımayı amaçlıyor.

Kolaj şeklindeki görselde SMA’lı gençler ve bir topluluk temsilcisi farklı karelerde yer alıyor. Ortadaki fotoğrafta takım elbiseli bir erkek ofis ortamında poz verirken, çevresindeki karelerde genç bireyler günlük yaşamlarından ve gezi anlarından görüntülerle görülüyor. Görsel, dayanışma, sosyal katılım ve gençlik topluluğu temasını yansıtıyor.

  1. “Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Kendinizden, eğitim hayatınızdan ve ilgi alanlarınızdan biraz bahseder misiniz?”

Kerem Olkun: Psikolojik danışmanım. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi – Eğitim Fakültesi – Sosyal Bilgiler Öğretmenliği ile Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümlerinden mezunum. Şu anda aktif olarak WeAccess.Ai şirketinde çalışıyorum. Türkiye SMA Vakfı’nda Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev alıyorum. İlgi alanlarım olarak psikoloji, edebiyat, futbol ve sinema başlıklarını verebilirim. Bu başlıklar altında yeni şeyler öğrenmek ve üretmek benim temel motivasyonlarım arasında.

Sude Göztepe: 25 yaşındayım ve Balıkesir’de yaşıyorum. Balıkesir Üniversitesi’nde Maliye bölümünü bitirdim. Şu anda dijital pazarlama alanında çalışıyorum. Kendimi geliştirmeyi, yeni şeyler öğrenmeyi ve üretmeyi seviyorum. Sosyal medya ve toplumsal farkındalık çalışmalarıyla ilgileniyorum.

Emin Mert Çatkaya: 17 yaşındayım, 12. sınıf öğrencisiyim. Üniversite sınavına hazırlanıyorum; iletişim fakültesi radyo televizyon ve sinema bölümünü hedefliyorum. Genel olarak grafik tasarımı, yeni teknolojiler, bilgisayar sistemleri ve yazılım gibi şeylerle ilgileniyorum. Hobi olarak futbol izlemek, bilgisayar oyunları ve müzikle ilgileniyorum.

Özge Öztürk: 22 yaşındayım, Bursa’da yaşıyorum. SMA Tip 2 kas hastasıyım. Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı bölümünden mezun oldum. Kitap okumayı, resim yapmayı, yeni yerler keşfetmeyi ve farklı alanlarda kendimi geliştirmeyi çok seviyorum. Aynı zamanda Türkiye SMA Vakfı Gençlik Topluluğu içerisinde aktif olarak yer alıyor; proje, farkındalık ve sosyal etkinlik çalışmalarına katılıyorum ve bundan çok keyif alıyorum.

Buğlem Yağdıran: Eskişehir Ahmet Kanatlı Anadolu Lisesi’nde 10. sınıfım. İlgi alanlarım şiir yazmak, müzik dinlemek, kitap okumak ve dizi izlemek.

Anıtkabir’in iç bölümünde gerçekleştirilen resmi törende bir kişi, askerlerin yardımıyla mozoleye çelenk bırakıyor. Törende nöbet tutan askerler resmi üniformalarıyla yer alırken, ortam saygı ve anma atmosferi taşıyor.

  1. “19 Mayıs, Atatürk’ün gençlere armağan ettiği çok özel bir bayram. Bir genç olarak bu günün sizin için anlamı nedir ve bu tarihi atmosferde toplulukla bir arada olmak size neler hissettiriyor?”

Kerem Olkun: 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı benim için; gençliğe duyulan güvenin, sorumluluğun ve değişim iradesinin sembolü niteliğinde. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” sözü, bizlere sadece geleceği değil, bugünü de dönüştürme görevi veriyor. Bu yüzden gençlik ruhunu; izleyen değil katılan, sadece konuşan değil üreten, sorunları gören ve çözüm için harekete geçen bir anlayış olarak görüyorum. Türkiye SMA Vakfı Gençlik Topluluğu da tam olarak bu ruhu taşıyor; gençlerin gönüllülük, farkındalık ve dayanışma etrafında birleşerek toplumsal fayda üretmeyi hedeflediği çok kıymetli bir alan oluşturuyor. 19 Mayıs atmosferinde bu toplulukla bir arada olmak, bana gençliğin sadece yarının umudu değil, bugünün de güçlü ve aktif öznesi olduğunu hissettiriyor.

Sude Göztepe: 19 Mayıs benim için gençlere duyulan güvenin ve umudun simgesi. Atatürk’ün gençlere armağan ettiği böyle bir günün hâlâ aynı heyecanla kutlanması çok anlamlı geliyor. Toplulukla birlikte bu atmosferi yaşamak da bana güç ve aidiyet hissi veriyor.

Emin Mert Çatkaya: 19 Mayıs, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü andığımız ve ona tekrar tekrar minnet duyduğumuz özel bir gün olmanın yanı sıra; gençliğimizin değerini anlamak ve bu vatana karşı sorumluluklarımızı, kendi potansiyelimizi ve yapabileceklerimizi hatırlamak için önemli bir gün. Böylesine özel bir günde bu kadar güzel bir ekiple birlikte olduğum ve birlikte topluluğumuzu temsil ettiğimiz için son derece heyecanlı, mutlu ve gururluyum.

Özge Öztürk: Atatürk’ün biz gençlere armağan ettiği 19 Mayıs’ın en anlamlı taraflarından biri, gençlerin toplumun aktif ve önemli bir parçası olduğunun vurgulanması. Gençlik Topluluğu ile birlikte bu atmosferin içinde olmak ise bana dayanışma ve umut hissi veriyor. Birlikte üretmek, fikir paylaşmak ve sesimizi duyurabilmek kendimi daha güçlü hissetmemi sağlıyor.

Buğlem Yağdıran: Ata’mızın bizlere armağan ettiği bu güzel gençlik bayramını topluluğumuzla kutlamaktan gurur duyuyorum. Bir genç olarak benim için bu bayram; özgürlük, cumhuriyet ve gençlik ruhumuz açısından oldukça değerlidir.

Anıtkabir önünde bir araya gelen SMA’lı gençler, aileleri ve destekçileri toplu fotoğraf çektiriyor. Katılımcıların çoğu mor renkli kıyafetler giyerken bazı bireyler tekerlekli sandalye kullanıyor ve Türk bayrakları taşıyor. Görsel, 19 Mayıs ruhunu, dayanışmayı ve toplumsal farkındalığı yansıtıyor.

  1. “SMA ile yaşayan bir birey olarak, günlük yaşamda karşılaştığınız en büyük toplumsal ön yargı veya bariyer nedir? İnsanların bu konuda neleri yanlış bildiğini düşünüyorsunuz?”

Kerem Olkun: SMA ile yaşarken karşılaştığım en büyük bariyerlerden biri, insanların beni çoğu zaman hastalığım üzerinden tanımlaması oluyor. Evet, SMA hayatımın çok büyük bir parçası ama beni anlatan tek şey değil; benim de hedeflerim, zevklerim, üretmek istediğim işler ve kurmak istediğim bir hayat var. Toplumda en çok yanlış bilinen şeylerden biri de fiziksel desteğe ihtiyaç duyan bireylerin sosyal hayatta, eğitimde ya da üretimde pasif kalacağı/kalması gerektiği düşüncesi. Asıl mesele çoğu zaman SMA’nın kendisinden çok, erişilebilir olmayan ortamlar ve insanların farkında olmadan kurduğu önyargılı cümleler oluyor. Bir insanı “ne yapamaz” diye değerlendirmek yerine, doğru koşullar sağlandığında “neleri başarabilir” diye görmek gerekiyor. Böylelikle kişinin kendi potansiyeline ulaşma yolculuğuna toplumsal olarak herhangi bir engel koyulmamış olur.

Sude Göztepe: Bence en büyük sorun insanların bizi sadece “yardıma ihtiyacı olan kişiler” olarak görmesi. Oysa biz de üretmek, çalışmak, sosyalleşmek isteyen gençleriz. İnsanların SMA hakkında en yanlış bildiği şeylerden biri de hayatın tamamen durduğu düşüncesi. Aslında doğru imkânlar sağlandığında çok aktif bir hayat mümkün.

Emin Mert Çatkaya: Bence benim karşılaştığım en büyük ön yargı, insanların bizimle bir çocukla konuşur gibi iletişim kurmaya çalışması ve bizi hayatın içinde “aktif bir yaşam sürüyormuş gibi” davranılması gereken bireyler olarak görmemeleri. İnsanların yanlış bildiği konular özetle; her fiziksel engellinin aynı zamanda zihinsel engelli olduğunu ve bu doğrultuda bize birer çocuk gibi davranıp önümüzdeki erişim engellerini ve problemleri aşmamıza yardımcı olmak yerine, onlarla birlikte yaşayabileceğimize ve mutlu olabileceğimize bizi ikna etmeye çalışmalarıdır.

Özge Öztürk: Aslında günlük yaşamda birçok farklı sorunla karşılaşabiliyoruz. Bence en büyük önyargılardan biri de fiziksel engelli bireylerle doğrudan iletişim kurmak yerine yanımızdaki refakatçi, aile bireyi ya da arkadaşlarımızla konuşulması; yani bizi doğrudan muhatap almamaları. Bu durum, toplumda fiziksel engelli bireylerin iletişim kuramayacağı yönünde önyargıları olduğunu gösteriyor. Oysa bizler düşüncelerini ifade edebilen, kendi kararlarını verebilen ve sosyal yaşamın aktif bir parçası olan bireyleriz.

Buğlem Yağdıran: İnsanların daha düşünceli, anlayışlı ve bilinçli olması gerektiğini düşünüyorum; özellikle empati kurabilseler bizleri daha iyi anlayabilir, toplumda eşit bir birey olarak katılmamızda rol oynayabilirler. Ben fazla sorun yaşadığımı düşünmüyorum ama insanların tekerlekli sandalyede olmamız yüzünden önyargılı davranmaları, tanımadan tuhaf düşüncelere kapılmaları rahatsız edici düzeyde olabiliyor. Bizleri de normal bir birey olarak görmeleri gerektiğini ve bilinçli olmaları gerektiğini düşünüyorum.

Bir konferans salonunda düzenlenen toplantıda konuşmacı kürsüden katılımcılara sunum yapıyor. Salonda farklı yaş gruplarından bireyler, aileler ve tekerlekli sandalye kullanan katılımcılar yer alırken, etkinlik dayanışma, gönüllülük ve toplumsal farkındalık atmosferi taşıyor.

  1. “Türkiye SMA Vakfı çatısı altında yürüttüğünüz farkındalık çalışmaları, toplumun bakış açısını nasıl değiştiriyor? ‘Yardım’ odaklı değil de ‘hak’ odaklı bir bakış açısı geliştirmek neden bu kadar kritik?”

Kerem Olkun: Türkiye SMA Vakfı çatısı altında yapılan farkındalık çalışmalarının en önemli etkisi, insanlara SMA’yı sadece bir “hastalık” başlığı olarak değil, bir yaşam deneyimi olarak anlatması. Çünkü toplum bazen iyi niyetle bile olsa konuyu “yardım etme” noktasına sıkıştırabiliyor; oysa mesele merhamet değil, eşit yaşam hakkı. Hak temelli bakış açısı tam burada kritik hâle geliyor. Eğitimden sağlığa, sosyal hayattan erişilebilirliğe kadar herkesin insanca ve eşit koşullarda var olabilmesi gerekiyor. Bu çalışmalar, “birilerine destek olalım” anlayışından çıkıp “bu haklar zaten sağlanmalı” bilincini güçlendiriyor. Bence gerçek farkındalık da tam olarak burada başlıyor.

Sude Göztepe: Vakıf bünyesinde yapılan çalışmalar insanların bakış açısını gerçekten değiştiriyor. Çünkü mesele sadece destek olmak değil, eşit haklara sahip olmak. Hak temelli yaklaşımın önemli olmasının nedeni de bu zaten; erişilebilirlik, eğitim ya da sosyal hayata katılım bir ayrıcalık değil herkes için temel hak.

Emin Mert Çatkaya: Türkiye SMA Vakfı çatısı altında yürüttüğümüz farkındalık çalışmalarıyla doğru bilinen yanlışları yıkıp, onların yerine doğru bilgileri insanlara onları sıkmadan ve dikkatlerini çekebilecek şekilde açıklıyor ve bu şekilde toplumun farkındalık düzeyini artırmayı planlıyoruz. Yardım değil, hak odaklı bakış açısı geliştirmek; engelli gençlere erişilebilir hayat ve imkânlar sağlamanın bir vicdan meselesi değil, sorumluluk olduğunu topluma hissettirmek açısından çok önemli.

Özge Öztürk: Farkındalık çalışmaları sayesinde toplumun bakış açısının yavaş yavaş değiştiğini ve değişmeye de devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü yalnızca yardım odaklı bir yaklaşım, engelli bireyleri sürekli destek bekleyen ve muhtaç kişiler olarak konumlandırabiliyor. Oysa hak temelli bakış açısı; erişilebilirlik, eğitim, istihdam ve sosyal yaşama katılımın bir “iyilik” ya da “lütuf” değil, herkes için eşit şekilde sağlanması gereken temel haklar olduğunu vurguluyor ve bu bizler için çok önemli.

Buğlem Yağdıran: Vakfımız insanlara yardıma muhtaç olduğumuzu değil haklarımızın olduğunu, bu iki ayrımı farkı güzel yansıtıyor ve diğer insanların bizleri anlaması için yürüttüğü çalışmalar bazı önyargıları yıkabilir; bu sayede toplumun bakış açısını değiştirmekte etkisi oldukça önemlidir.

Bir etkinlik alanında gençler ve yetişkinler sohbet ederek bir araya geliyor. Tekerlekli sandalye kullanan bir genç, çevresindeki katılımcılarla iletişim kurarken görülüyor. Samimi atmosferin hâkim olduğu görüntü, sosyal etkileşim, dayanışma ve kapsayıcılık temasını yansıtıyor.

  1. “Gençlik topluluğuyla yolunuz nasıl kesişti? Bu yapının içine girmek, sosyal hayatınıza ve kendinizi ifade etme biçiminize ne gibi katkılar sağladı?”

Kerem Olkun: Gençlik Topluluğu ile yolumuz, 3. Ulusal SMA Kampı’nda ilk kez düzenlenen Gençlik Oturumları sayesinde kesişti. O oturumlarda proje geliştirme eğitimi almıştık ve benim için bu süreç sadece yeni bilgiler öğrendiğim bir alan değil; gençlerin birlikte düşündüğünde neler üretebileceğini gördüğüm çok güçlü bir başlangıç oldu. Sonrasında bu enerji tek seferlik bir buluşma olarak kalmadı ve zamanla bir topluluk yapısına dönüştü. Bugün bu yapının içinde koordinatör rolüyle yer almak benim için ayrıca heyecan verici; çünkü gençlerle bir arada olmak, onların fikirlerine alan açmak ve birlikte üretken projeler geliştirmek bana büyük motivasyon sağlıyor. Bu topluluk; kendimi daha görünür, daha aktif ve daha sorumlu hissettiğim, aynı zamanda “birlikte düşünürsek gerçekten bir şeyleri değiştirebiliriz” duygusunu güçlendiren çok kıymetli bir alan oldu.

Sude Göztepe: Yollarımız aslında bundan yaklaşık 4 yıl önce vakfın düzenlediği kampta tanıştığım arkadaşlar sayesinde kesişti. O kampta kurduğumuz iletişim ve paylaşımlar benim için çok değerliydi. Kamp sonrasında da iletişimimizi koparmadık ve birbirimizi takip etmeye devam ettik. Benim için en güzel tarafı, beni anlayan ve benzer deneyimlere sahip insanlarla bir arada olabilmekti. 2025 yılının Mayıs ayında gençlik kampına katılmamla birlikte topluluğun daha aktif bir parçası oldum. Bu süreç bana sosyal anlamda çok şey kattı. Kendimi daha rahat ifade etmeye, fikirlerimi paylaşmaya ve daha aktif olmaya başladım. Birbirimizi motive ettiğimiz, desteklediğimiz ve birlikte ürettiğimiz bir ortamın içinde olmak bana çok iyi hissettiriyor.

Emin Mert Çatkaya: Gençlik topluluğuyla yolum Eskişehir’deki Üçüncü Ulusal SMA Kampı’nda kesişti diyebilirim; zaten bu topluluğun temelleri de o kampta atıldı. Henüz yeni bir topluluk olmamıza rağmen bu yapının içine girmek ve harika bir ekiple birlikte seminerler alıp kendimizi nasıl ifade edeceğimizi öğrenmek, hak savunuculuğu eğitimleri almak hayatıma yön veren önemli kilometre taşlarından oldu.

Özge Öztürk: 2024 yılında Türkiye SMA Vakfı’nın Eskişehir’de düzenlediği 3. Ulusal SMA Kampı programında yollarımız ilk kez kesişti. Birçok güzel insan tanıdım ve dostluklar kazandım. Aslında Gençlik Topluluğu’nun temelleri de o kamp sürecinden sonra atılmış oldu. Kamp sonrasında iletişimimiz hep devam etti ve Ankara’da düzenlenen 1. Ulusal SMA Gençlik Kampı da aramızdaki dayanışmayı ve bağları daha da güçlendirdi. Bu topluluğun bir parçası olmak bana yalnız olmadığımı hissettirdi. Benzer deneyimlere sahip gençlerle fikir alışverişi yapmak, projeler üretmek ve birlikte farkındalık çalışmaları yürütmek hem sosyal hayatıma hem de kendimi ifade etme biçimime çok olumlu katkılar sağladı.

Buğlem Yağdıran: Ankara’da düzenlenen SMA Gençlik Vakfının düzenlediği gençlik kampında başladı. Farklı illerden farklı yaşıtlarımın olduğu bu toplulukta aynı mücadelenin içinde neler yapabileceğimizi birbirimizi dinleyerek, eğlenerek çok da güzel vakit geçirdiğimizi düşünüyorum. Topluluk kendimizi rahatça anlatabilmemizi sağlıyor; katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

  1. “Topluluğun bünyesindeki Film ve Kitap Kulübü’nde bir araya geliyorsunuz. Son dönemde sizi en çok etkileyen, gençlik enerjinizi veya mücadelenizi yansıtan bir eser (film veya kitap) oldu mu?”

Kerem Olkun: Film ve Kitap Kulübü’nü topluluğun en besleyici alanlarından biri olarak görüyorum. Her ay bir kitap ve bir film belirleyip ay sonunda bunlar üzerine konuşmak, tartışmak ve küçük soru cevap yarışmasıyla süreci daha keyifli hâle getirmek bize sadece kültürel bir paylaşım alanı sunmanın ötesinde düşünme, yorumlama ve kendimizi ifade etme becerilerimizi de geliştiriyor. Toplulukla beraber izlediğimiz ve beni en çok etkileyen yapımlardan biri Crip Camp oldu. Bu film; engelli bireylerin hak mücadelesini, dayanışmanın gücünü ve örgütlü hareket etmenin nasıl büyük değişimlere kapı açabileceğini çok güçlü bir şekilde anlatıyor. Herkese tavsiyemdir.

Sude Göztepe: Son dönemde beni en çok etkileyen yapımlardan biri The Pursuit of Happyness oldu. Mücadele etmeyi ve vazgeçmemeyi çok güzel anlatıyor. İzlerken gerçekten motive hissetmiştim.

Emin Mert Çatkaya: Topluluğumuzdaki kitap ve film kulübünün bana en büyük katkısı okuma alışkanlığı kazanmak oldu. Son dönemde beni çok etkileyen ve hayat mücadelemi yansıttığını düşündüğüm film Intouchables.

Özge Öztürk: Film ve Kitap Kulübümüzü gerçekten çok seviyorum ve birlikte çok keyifli zaman geçiriyoruz. Birçok film izleyip kitap okuyor, ardından bunlar üzerine yorum yapıp düşüncelerimizi dile getiriyoruz. Kulüp ile izlediğimiz ve beni en çok etkileyen filmlerden biri Crip Camp (Engelli Devrimi) oldu. Film, engelli bireylerin yalnızca kendi yaşam mücadelelerini değil; hak, eşitlik ve görünürlük için verdikleri toplumsal mücadeleyi de çok güçlü bir şekilde yansıtıyordu. Özellikle dayanışma duygusu ve birlikte hareket etmenin yarattığı değişim beni çok etkiledi. Bu yönüyle kendi gençlik topluluğumuzla da benzer hisler taşıdığını düşünüyorum.

Buğlem Yağdıran: Film olarak Can Dostum gerçekten eğlenceli ve güzel bir filmdi, beni çok etkiledi; benzer durumumuzda olan bir olaydı. Topluluğumuzun kulübünde kitap okuyarak ve film izleyerek bunu eğlenceli, güzel bir vakte dönüştürüyoruz.

Bir etkinlik salonunda SMA’lı gençler ve gönüllüler aynı masa etrafında sohbet edip gülümsüyor. Tekerlekli sandalye kullanan katılımcıların da yer aldığı samimi ortam, arkadaşlık, dayanışma ve sosyal katılım duygusunu ön plana çıkarıyor.

  1. “Proje ve etkinlik ekibinde yer alırken mutfaktaki süreç nasıl işliyor? Fikirlerinizin somut projelere dönüştüğünü görmek size nasıl bir motivasyon sağlıyor?”

Kerem Olkun: Proje ve etkinlik ekibinde süreç aslında tam bir “fikirden eyleme” yolculuğu gibi ilerliyor. Önce herkes aklındaki önerileri ortaya koyuyor, sonra bu fikirleri birlikte tartışıyor, geliştiriyor ve uygulanabilir bir hâle getiriyoruz. Benim için en güzel tarafı, bir düşüncenin sadece sohbet arasında kalmayıp gerçek bir etkinliğe, çalışmaya ya da topluluğa katkı sağlayan somut bir işe dönüşmesi. Bu süreç insana ciddi bir motivasyon veriyor. Aynı zamanda ekip içinde üretmek, sorumluluk almak ve ortaya çıkan işi birlikte sahiplenmek topluluğa olan bağımı daha da artırıyor.

Sude Göztepe: Proje tarafında ekipçe sürekli fikir alışverişi yapıyoruz ve bence en güzel tarafı da herkesin ortak bir amaç için bir araya gelmesi. Özellikle erişilebilirlik konusu hepimizin ortak hassasiyetlerinden biri olduğu için ortaya çıkan fikirler de genelde bu sorunlara çözüm üretmeye yönelik oluyor. Eğitimden sosyal yaşama, etkinliklerden dijital içeriklere kadar birçok alanda “daha kapsayıcı neler yapılabilir?” diye düşünüyoruz. Herkesin fikrine değer verilmesi ve gerçekten dinlenmesi çok güzel bir his. Bazen küçük bir fikir bile büyüyüp somut bir projeye dönüşebiliyor. Sürecin sadece içinde olmak değil, ortaya çıkan işlerde kendi emeğini görebilmek de insanı çok motive ediyor. Çünkü yapılan çalışmaların birilerine fayda sağlayacağını bilmek “iyi ki buradayım” hissini daha da güçlendiriyor.

Emin Mert Çatkaya: Süreç aslında bizim aile gibi olan yapı ve dinamiklerimizden ve topluluğumuzdaki herkesin birbiriyle doğru iletişim kurmasıyla başlıyor diyebilirim. Haftalık toplantılarımızın başında birbirimizle sohbet edip günlük hayatta yaşadığımız problemler ve olaylardan bahsediyoruz; sonrasında zaten yeni proje fikirleri ve çözümler kendiliğinden geliyor. Biz de çalışmaya azimli gençler olarak bu fikirleri taslak hâline getirip proje olarak üzerinde çalışmaya başlıyoruz. Bu projeleri tamamlayabilmek bize yeni projeler için ciddi bir motivasyon kaynağı oluyor.

Özge Öztürk: Proje ve etkinlik ekibinde yer almak benim için oldukça heyecan verici bir süreç. Genellikle önce bir araya gelip fikir alışverişi yapıyor, topluluk olarak neye dikkat çekmek istediğimizi belirleyip konuşuyoruz. Sonrasında herkes kendi fikirlerini ve bakış açısını paylaşarak sürece katkıda bulunuyor. Topluluğumuzun en güzel yanlarından biri de farklı düşünce ve bakış açılarını bir araya getirerek kimseyi geride bırakmadan ilerlemeye çalışması. Bu sayede olaylara birçok farklı açıdan bakabiliyor ve ortaya çıkan fikirleri birlikte geliştirerek daha anlamlı hâle getiriyoruz. Fikirlerimizin zamanla somut projelere dönüşmesini görmek beni hem çok umutlandırıyor hem de gelecekte çok daha güzel ve etkili projelere imza atacağımıza dair heyecanlandırıyor diyebilirim.

Buğlem Yağdıran: Düşüncelerimizin gerçeğe dönüşmesi umutlarımızı besliyor, bir şeyler başarabileceğimize inancımız artıyor; fikrimce çok güzel ilerliyor.

  1. “Topluluk bünyesinde yürütülen eğitim ve güçlendirme çalışmalarının, bireysel gelişiminize ve hak savunuculuğu konusundaki bilincinize etkisi nedir?”

Kerem Olkun: Topluluk bünyesinde yürütülen eğitim ve kapasite güçlendirme çalışmaları sayesinde hak savunuculuğunun sadece iyi niyetle yapılan bir şey değil; bilgiyle, bilinçli ve doğru yöntemle yürütülmesi gereken bir süreç olması gerektiğini öğreniyoruz. Aldığımız eğitimler sayesinde hem kendimizi daha iyi ifade etmeyi hem de bir meseleyi sadece kişisel deneyim üzerinden değil, hak temelli bir çerçeveden anlatmayı öğreniyoruz. Bu çalışmalar bireysel gelişimime de ciddi katkı sağlıyor; iletişim, ekip çalışması, proje üretme ve sorumluluk alma becerilerimi güçlendiriyor. En önemlisi de yalnızca “sorunları konuşan” değil, çözüm geliştiren ve değişim için harekete geçen bir gençlik anlayışını besliyor. Bu yüzden bu eğitimleri, hem kendimizi güçlendirdiğimiz hem de toplumsal farkındalığa daha bilinçli katkı sunduğumuz çok kıymetli alanlar olarak görüyorum.

Sude Göztepe: Bu eğitimler sayesinde hem kendimi geliştirdiğimi hissediyorum hem de hak savunuculuğu konusunda daha bilinçli hâle geldim. Özellikle kendini ifade etme konusunda bana çok katkı sağladı diyebilirim.

Emin Mert Çatkaya: Bu konuda topluluğumuzun bağlı olduğu Türkiye SMA Vakfına özel bir teşekkür etmek istiyorum. Bize sundukları eğitimler ve fırsatlar sayesinde bireysel gelişimimizi hızlandırıp hak savunuculuğu konusunda yüksek bilinç sahibi olduk. Bu ve ilerleyen süreçteki eğitimler ışığında topluluğumuzdaki gençlerin de çabasıyla birlikte çok daha görünür bir topluluk olacağımıza inanıyorum.

Özge Öztürk: Topluluk bünyesinde aldığımız eğitimler, yaptığımız çalışmaları daha bilinçli ve daha sağlam bir temelde yürütmemizi sağlıyor. Aynı zamanda bireysel gelişim sürecime de çok büyük katkısı var. Özellikle erişilebilirlik, eşit katılım ve hak savunuculuğu konularındaki farkındalığımı artırdı ve olaylara daha bilinçli bir bakış açısıyla yaklaşmamı sağladı.

Buğlem Yağdıran: Eğitimde başarıya ulaşabilirliği sağlıyor. Bireysel öz güvenimizi artırıyor; haklarımızı bilip savunmamızda, bilinçli olmamızda etkisi çoktur.

  1. “Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle sormak isterim; Türkiye’deki spor ve sosyal aktivite alanlarının erişilebilirliği konusunda neler söylemek istersiniz? Daha kapsayıcı bir gençlik deneyimi için neler değişmeli?”

Kerem Olkun: Türkiye’de spor ve sosyal aktivite alanlarında erişilebilirlik hâlâ çoğu zaman “sonradan düşünülmüş” bir konu gibi ele alınıyor. SMA’lı gençler için spor ve sosyal aktiviteler; sosyalleşme, öz güven kazanma, kendini ifade etme ve hayata aktif katılma alanı oluşturuyor. Bugün birçok SMA’lı genç Boccia, satranç ya da e-spor gibi farklı alanlarda kendini gösterebiliyor. Daha kapsayıcı bir gençlik deneyimi için ulaşım, salonlar, tribünler, ekipman desteği gibi kritik önem arz eden hususlar erişilebilir hâle gelmeli. Çünkü gerçek kapsayıcılık; engelli gençlerin “uygun koşullar varsa katılabildiği” değil, en baştan herkesin katılımı düşünülerek tasarlanan alanlarda mümkün olur.

Sude Göztepe: Türkiye’de erişilebilirlik konusunda hâlâ eksikler olduğunu düşünüyorum. Birçok sosyal alan ya da spor alanı herkes için uygun planlanmıyor. Daha kapsayıcı bir gençlik deneyimi için erişilebilirliğin en baştan düşünülmesi gerekiyor.

Emin Mert Çatkaya: Spor konusunda ampute milli futbol takımımız başta olmak üzere paralimpik sporlarda ülkemizin başarısı bu soruyu bir nebze cevaplasa da sosyal aktivite alanları (stadyumlar, konser, sinema, tiyatro alanları, müze ve sergiler, kafe ve restoranlar) için aynı şeyi söyleyemeyeceğim çünkü çok büyük oranda yetersizler. Daha kapsayıcı bir gençlik deneyimi için öncelikle fiziksel erişilebilirliğin sağlanması gerekiyor. Sonra ise toplumsal kabulün tam olarak sağlanması ve toplumun bilinçlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Özge Öztürk: Bir etkinliğe ya da sosyal aktiviteye katılmadan önce çoğu zaman ilk düşündüğümüz şey “erişilebilir mi?” oluyor. Birçok genç yalnızca etkinliğin keyfini düşünürken, bizler önce fiziksel koşulları değerlendirmek zorunda kalabiliyoruz ve bazen erişilebilir olmadığı için istediğim yere gidemediğim oluyor. Bu nedenle spor ve sosyal alanlarda engelli bireylerin daha görünür olması ve herkesin eşit şekilde katılım sağlayabileceği ortamların oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kapsayıcı bir gençlik anlayışı ancak herkesin erişilebilir alanlarda özgürce var olabilmesiyle mümkün olabilir.

Buğlem Yağdıran: Ülkemizde bir sürü spor ve sosyal aktivite var fakat bunlara bizim erişebilmemizi sağlamalıyız. Bizler de gezebiliriz, sosyal yaşantımız olmalı; bunlara erişilebilirliğin artması ve gençlik deneyimlerimizin artması gerekiyor. Bizler de her şeyi yapabiliriz; engel fiziksel olabilir ama en azından sosyal ve psikolojik açıdan engellerimizi aşabileceğimize inanıyorum.

Anıtkabir avlusunda, akülü tekerlekli sandalyelerinde yan yana poz veren mor tişörtlü dört SMA'lı gencin yer aldığı bir karedir. Gençlerin tişörtlerinde "Atam İzindeyiz" ifadesi yer alırken, arka planda kalabalık bir ziyaretçi grubu ve Anıtkabir Mozolesi görülmektedir.

  1. “Şu an üzerinde çalıştığınız veya gelecekte hayata geçirmeyi çok istediğiniz, SMA’lı gençlerin sesini daha gür duyuracak bir proje hayaliniz var mı?”

Kerem Olkun: Şu an en büyük hayalim; SMA’lı gençlerin yalnızca deneyimlerini anlattığı değil, aynı zamanda fikir ürettiği, proje geliştirdiği ve karar süreçlerinde daha görünür olduğu bir gençlik ağı oluşturmak. Çünkü bizim sesimizin daha gür çıkması için sadece “hikâyemizi paylaşmamız” yetmez; eğitimde, sosyal yaşamda, sporda, istihdamda ve hak savunuculuğunda söz sahibi olmamız gerekir. Bu yüzden gelecekte SMA’lı gençlerin kendi gündemlerini belirlediği, içerikler ürettiği, etkinlikler düzenlediği ve kamuoyuna güçlü mesajlar verdiği sürdürülebilir projeler hayal ediyorum. Türkiye SMA Vakfı’nın da desteğiyle bu topluluğun; gençlerin kendini özgürce ifade edebildiği, birbirinden güç aldığı ve birlikte üretim yaptığı bir alana dönüşmesini çok önemsiyoruz. Çünkü SMA’lı gençlerin sesi duyulduğunda sadece farkındalık oluşmuyor; karar vericilerin “onlar adına konuşma” alışkanlığı da yavaş yavaş değişiyor. Bizim hedefimiz; gençlerin kendi sözünü söylediği, kendi ihtiyacını anlattığı ve çözümün parçası olduğu güçlü bir yapı inşa etmek.

Sude Göztepe: İleride SMA’lı gençlerin hikâyelerini daha görünür yapacak dijital projeler üretmek isterim. İnsanların sadece hastalığı değil, gençlerin hayallerini ve başarılarını da görmesini çok önemsiyorum.

Emin Mert Çatkaya: Evet, gelecekte hayata geçirmeyi çok istediğim bir proje var; bunu daha önce topluluktaki arkadaşlarla da görüşmüştüm. Türkiye’deki tiyatro ve sinema salonlarının çok büyük bir kısmı erişilebilirlik konusunda sınıfta kalıyor. Buna bir çözüm getirecek ve bütün Türkiye’deki engellilerin bu tarz sosyal etkinliklere katılımını kolaylaştıracak bir proje hayal ediyorum.

Özge Öztürk: Topluluk olarak, engelli bireylerin görünürlüğünü ve hak temelli farkındalığı klasik anlatımların dışında, daha yaratıcı yollarla anlatan projeler üretmeyi çok istiyoruz. Özellikle kutu oyunu ve dijital içeriklerin insanlara daha güçlü ulaşabildiğini düşünüyoruz. Gelecekte de biz SMA’lı gençleri daha görünür kılan, kapsayıcı ve farkındalık oluşturan projeler üretmeyi hedefliyoruz.

Buğlem Yağdıran: Büyük bir hayalim yok; en azından toplum açısından gelişme sağlansa, erişilebilirliğimiz artsa daha güzel olabilir.

Anıtkabir’in iç bölümünde düzenlenen resmi törende bir kişi anı defterini imzalarken görülüyor. Arka planda mor tişörtlü SMA’lı bireyler ve aileleri yer alırken, törende askerler ve Türk bayrakları da dikkat çekiyor. Görsel, saygı, anma ve toplumsal dayanışma atmosferi taşıyor.

  1. “Son olarak, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında tüm gençlere vermek istediğiniz temel mesaj nedir?”

Kerem Olkun: 19 Mayıs vesilesiyle tüm gençlere vermek istediğim temel mesaj şu olur: Kendinizi bugünün sorumluluk alan, düşünen ve üreten özneleri olarak görün. Atatürk’ün gençliğe duyduğu güven; bize aklın, bilimin, özgür düşüncenin ve laik Cumhuriyet değerlerinin izinden gitme sorumluluğu veriyor. Gençlik enerjisi dediğimiz şey bence tam olarak burada başlıyor; haksızlığa sessiz kalmamak, hak temelli düşünmek, birlikte üretmek ve daha eşit bir yaşam için cesaret göstermek. Türkiye SMA Vakfı Gençlik Topluluğu’nda da bu ruhu çok güçlü hissediyoruz; farklı deneyimlerle bir araya geliyor, birbirimizden öğreniyor ve sesimizi daha gür çıkarmaya çalışıyoruz. 19 Mayıs bize şunu hatırlatıyor: Gençler değişimin en canlı ve en inatçı gücüdür ve yine Atatürk’ün dediği gibi: “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Sude Göztepe: 19 Mayıs’ın gençlere verdiği mesaj bence çok net: Umudu kaybetmeden üretmeye ve hayal kurmaya devam etmek. Herkesin eşit şekilde sosyal hayatta yer alabildiği bir gelecek diliyorum.

Emin Mert Çatkaya: Benim 19 Mayıs kapsamında genç arkadaşlarıma vermek istediğim temel mesaj aslında Atatürk’ün şu sözünde belirttiği gibidir: “Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” Türk gençliğinden olan beklentiyi karşılayabilmek amacıyla mücadele edip vatanımızın faydası uğruna çalışmamız gerektiğidir; bunun için muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Aynı zamanda bu tür milli bayramlara ve tarihimize verdikleri değeri ve ilgiyi her zaman üst seviyelerde tutmalarını arkadaşlarımdan ve gençlerimizden rica ediyorum çünkü geçmişini bilmeyen bir millet geleceğine yön veremez.

Özge Öztürk: Atatürk’ün biz gençlere armağan ettiği bu bayramın, en güzel yanlarından birinin gençlerin sesine, fikirlerine ve hayallerine değer verilmesi olduğunu düşünüyorum. Ben de tüm gençlerin kendini özgürce ifade edebildiği, eşit şekilde sosyal hayata katılabildiği ve düşüncelerini özgürce dile getirebildiği bir gelecek diliyorum. Birlikte ürettikçe, birbirimizi anlamaya çalıştıkça ve dayanışma içinde oldukça çok daha güzel şeylerin mümkün olduğuna inanıyorum. Nice daha bilinçli, eşit ve adaletli bir toplumda yaşayabilmek dileğiyle, herkesin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.

Buğlem Yağdıran: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün biz gençlere armağan ettiği bu güzel bayramı kutluyorum. Bu bayramı bütün gençler olarak bize emanet edilen vatanımızı sevgiyle, saygıyla Atamızın izinde bu yüce güzel Ay-yıldızı göklerde taşımaya davet ediyorum.

Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın

Haber: Alper OKÇUOĞLU

Kaynak: Yasadikca.com

Yaşadıkça

Engelliler Haber ve Bilgi Sitesi

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu