
Ayrıcalık Değil Eşitlik: Engelli Politikalarında Hak Temelli Dönüşüm Şarttır
Son günlerde, engelli bireylerin Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) muafiyetli araç alımına ilişkin uygulamalarda yaşanan gelişmeler kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin 22 Nisan 2025 tarihli kararıyla, ÖTV Kanunu kapsamında yer alan ve engelli bireylerin “bizzat kullanma amacıyla özel tertibatlı araç edinmesine” olanak tanıyan düzenleme iptal edilmiş; bu karar doğrultusunda Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan idari bildirimle birlikte, söz konusu uygulamanın 26 Mart 2026 itibarıyla fiilen uygulanamaz hale geldiği anlaşılmıştır.
Ancak burada altı çizilmesi gereken temel mesele, yalnızca bir uygulamanın kaldırılması ya da sınırlandırılması değildir. Asıl tartışılması gereken konu, engelli bireylere yönelik sosyal politikaların hangi anlayışla kurgulandığıdır.
Bugün ÖTV muafiyeti, ücretsiz veya indirimli ulaşım hakkı, kontrolsüz şekilde bağlanan engelli aylıkları ve bakım destekleri gibi uygulamalar, ilk bakışta birer “hak” gibi sunulsa da; gerçekte bireysel ihtiyaç analizi yapılmadan sunulan, genelleştirici ve ayrıştırıcı sosyal politika araçlarıdır.
Bu tür uygulamalar:
- Engelli bireyleri toplumun diğer kesimlerinden ayrı bir kategoriye yerleştirmekte,
- Bireyleri güçlendirmek yerine bağımlı hale getirebilmekte,
- Sosyal katılımı artırmak yerine asosyalleşmeyi derinleştirebilmekte,
- Ve en önemlisi, eşitlik ilkesini zedeleyebilmektedir.
Nitekim bu tür “kolaylaştırıcı” görünen politikalar, devletlerin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesi yerine, kısa vadeli ve yüzeysel çözümler üretmesine de zemin hazırlamaktadır.
Oysa Engelli Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi başta olmak üzere evrensel insan hakları normları; engelliliğe dayalı ayrıcalıklar değil, eşitlik, ayrımcılık yasağı ve makul uyumlaştırma ilkeleri temelinde haklara erişimi esas almaktadır.
Bu çerçevede:
Engelli bireylerin ihtiyaçları, genellemeler üzerinden değil; bireysel durumları dikkate alınarak değerlendirilmeli ve buna uygun çözümler üretilmelidir.
Bugün gelinen noktada açıkça görülmektedir ki:
Genelleştirilmiş sosyal haklar olarak sunulan bu uygulamalar, yalnızca eşitlik ilkesine aykırı olmakla kalmamakta; aynı zamanda hukuki dayanakları zayıf, kırılgan ve kolaylıkla ortadan kaldırılabilir düzenlemeler olarak varlık göstermektedir.
Nitekim son yaşanan gelişmeler, bu tür uygulamaların ne kadar hızlı bir şekilde işlevsiz hale gelebileceğini ve hak sahipleri açısından nasıl bir belirsizlik yaratabileceğini açıkça ortaya koymuştur.
Bu nedenle çağrımız nettir:
- Engelli bireylere yönelik politikalar, ayrıcalık temelli değil hak temelli olarak yeniden yapılandırılmalıdır.
- Devletler, bireysel ihtiyaç analizine dayalı, sürdürülebilir ve eşitlikçi politikalar geliştirmelidir.
- “Makul uyumlaştırma” ilkeleri doğrultusunda, herkesin toplumsal yaşama eşit katılımını sağlayacak düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
- Sosyal yardımlar, bireyleri pasifleştiren değil güçlendiren bir anlayışla yeniden tasarlanmalıdır.
Buradan tüm sivil toplum örgütlerine de çağrımızdır:
Engellilik alanında yürütülen mücadele, ayrıcalıkların korunması üzerinden değil; eşitlik ve insan hakları temelinde bütüncül dönüşüm hedefiyle sürdürülmelidir.
Aynı şekilde devlet kurumlarını da, uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda kapsayıcı, sürdürülebilir ve ayrımcılıktan arındırılmış politikalar geliştirmeye davet ediyoruz.
Engelli bireylerin haklara erişimi, ayrıcalıklar üzerinden değil, eşitlik ve bireysel ihtiyaçlar temelinde güvence altına alınmalıdır.
Evrensel Normlara Uyum Gözlemcileri Platformu
Genel Koordinatör
Çağlar Karsantı
Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın
Kaynak: Yasadikca.com



