
Engelli Araçlarında ÖTV Düzenlemesi Tartışma Yarattı
Engelli bireylerin araç alımında ÖTV muafiyeti konusundaki son düzenlemeler, Meclis’ten geçen yeni değişikliklerle gündeme oturdu. Engelli Hakları Savunucusu Sosyolog Mehmet Kızıltaş, bu düzenlemeyi eleştirerek, ehliyeti iptal edilen ortopedik engelli bireylerin bağımsız yaşam ve ulaşım erişilebilirliğinin daha da kısıtlandığını vurguladı.
Meclisten geçen engelli araç alımına ilişkin ÖTV düzenlemesi, sahadaki etkileri açısından tartışılmaya devam ediyor. Yeni düzenlemeye göre, yüzde 40 ve üzeri ortopedik engeli bulunan bireyler, sürücü belgesine sahip olmasalar dahi ÖTV muafiyetinden yararlanarak araç satın alabilecek. Düzenleme kapsamında araç alımına üst fiyat sınırı 2 milyon 873 bin 972 TL olarak belirlendi. Ayrıca satın alınacak araçlarda en az yüzde 40 yerlilik oranı şartı aranacak. Yeni kurallara göre, ÖTV muafiyetiyle alınan araçlar 5 yılın sonunda herhangi bir ceza uygulanmadan satılabilecek. Ancak bu haktan yeniden yararlanmak isteyenlerin, yeni bir araç alımı için 10 yıl beklemesi gerekecek.
Konuya ilişkin Engelli Hakları Savunucusu Sosyolog Mehmet Kızıltaş, düzenlemenin engelli bireylerin bağımsız yaşam hakkını güçlendirmek yerine sınırladığını belirterek, “Bir gecede alınan kararlarla binlerce engelli bireyin ehliyetleri iptal edilerek bağımsız yaşam hakkı kısıtlanıp başkalarına bağımlı hale getirildi.” dedi.
Meclisten geçen bu yeni düzenlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Engelli bireyler açısından gerçekten bir kolaylık sağlıyor mu?
Ortopedik yani yürüme güçlüğü olan bireylerin; eğitim, istihdam, sağlık ve kamusal hizmetlere her birey gibi bağımsız ve kendi başına ulaşarak erişebilmesi için öncelikle erişilebilirlik bağlamında mimari engellerin (kaldırımlar, üst geçitler, kavşaklar, cadde ve yollar vb.) kaldırılması gerekiyor. Şu anda tam tarihini hatırlayamadığım için 1980–90’lı yıllarda özellikle mimari engelleri ortadan kaldırarak erişilebilir düzenleme yapmaktan kaçmak için parası, ekonomik durumu olanlara yurtdışında gümrük vergisi muafiyeti ile engelli aracı getirebilme hakkı tanındı. Çok sınırlı sayıda ekonomik gücü ve çevresi tanıdığı olanlar engelli bu haktan yararlandı. Daha sonraki yıllarda da özellikle Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte 1 Ağustos 2002 tarihi itibarıyla engellilerin yurtdışından değil de yurtiçinden herhangi bir otomobil markasında 1.6 motor seçeneğini geçmeden ÖTV ve MTV ödemeden araç alma hakkı başlamış oldu.
Yıllar içinde özellikle yaşlılık üzerine %90 ve üzeri engel oranına sahip engelli raporu olanların da ÖTV muafiyetinden yararlanması ile suistimallerin artması, adım adım ortopedik engeli olan bireylerin bağımsız yaşamları için olmazsa olmaz olan ulaşım erişilebilirliğini kısıtladı. İlk olarak fiyat sınırlaması getirildi, sonra 5 yıl süre kaldırıldı. Daha sonra %40 yerlilik oranı şartı ve 10 yılda bir yeni araç alma hakkı gibi sınırlamalar getirildi. Hatta 27 Aralık 2024 tarihi öncesi aracını satan ve yeni araç alamayan mağdur olanlar için yapılan düzenleme ile bu mağduriyet giderildi. Ancak buna rağmen özelge talepleri ile engellilerin araç alma hakkı gizlice sınırlandırıldı.
Ortopedik engeli olan bireylerin kullandıkları kolaylaştırıcı teknolojiler (akülü tekerlekli sandalye, tekerlekli sandalye, yürüteç, koltuk değneği vb.) farklı olduğu için her bireyin inip binmesini kolaylaştıracak ya da araç içinde güvenli sürüşü için geniş bagajlı, liftli, yüksek ve geniş koltuklu araç talebi gibi ihtiyacı değişkenlik gösteriyor. Mevcut %40 yerlilik oranına sahip olan bu araçlar ergonomik ve erişilebilirlik açısından tam olarak ihtiyacı karşılayamadığı gibi bireylerin güvenliğini de olumsuz etkileyebiliyor. Yeni düzenleme kapsayıcı değil ve sınırlayıcı olduğu için engelli bireylerin onurlu, bağımsız yaşam ve ulaşım erişilebilirliği hakkını sağlamıyor. Büyük akülü tekerlekli sandalye kullanan engelli bireyler ve aileleri %40 yerlilik oranına sahip mevcut seçenekler içinde yüksek tavanlı ve liftli araç bulamadıkları için araçlarını değiştiremiyor ya da araç alamıyorlar. Hem maliyet olarak hem de ulaşım erişilebilirliği ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.
Yüzde 40 ve üzeri ortopedik engeli olanların kapsama alınması sizce yeterli mi?
Kendisi kullanamayan, ehliyet alamayan ve %90 engel oranına sahip rapor alamayan serebral palsi, omurilik felçli ve vb gibi ortopedik engeli olan bireyler ve aileleri ulaşım konusunda toplu taşıma araçlarını kullanamadıkları için çok ciddi zorluklarla mücadele ediyorlardı. Bu karar, biraz da olsa bu kapsama giren ortopedik engelli bireyler ve ailelerinin yıllardır beklediği bir karardı. Bu kararın perde arkasında özellikle ehliyet mağdurlarını unutmamak gerek. Bir gecede alınan kararlarla binlerce engelli bireyin bağımsız yaşam hakkı kısıtlanarak başkalarına bağımlı hale getirildi. Kapılarında araçları var ama ehliyetleri iptal edildiği için kullanamıyorlar. Yakınlarına bağımlı yaşamak zorunda bırakıldılar.
Ehliyet mağdurlarını trafik için riskli gördükleri ayrımcı ve dışlayıcı bir yaklaşım ile asla kabul etmediğimiz bir durumla karşı karşıya kaldı engeli olan bireyler. Çünkü hiç engeli olmayan bireyler aynı araç içinde nasıl araç kullanıp kullanmadığına bakılmadan evlere izole edildiler. Düşünsenize; engellisiniz, araba almak için doktor karar veriyor, işe gireceksiniz doktor karar veriyor, ehliyet alacaksınız doktor karar veriyor, evleneceksiniz doktor karar veriyor… Uzun lafın kısası engellilerin tüm hayatı doktorların iki dudağı arasından çıkacak karara bağlı. Bu hem yanlış hem de kabul edilemez. Hayatlarında bir kez aynı ortamda bulunmamış kişiler sizin tüm hayatınızı etkileyecek kararlar alarak altüst edebiliyorlar. Bu yüzden daha adil ve doğru kararların alınması için uluslararası geçerliliği olan uygulamaların da ülkemizde yer alması gerekiyor.
Bu düzenlemenin engellilerin toplumsal hayata katılımını (iş, eğitim, sağlık erişimi) nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Sosyal sürdürülebilirlik, BM Engelli Hakları Sözleşmesi, 5378 Sayılı Engelliler Kanunu; hepsi ayrımcılığı yasaklar, hepsi sorumlulukların yerine getirilmesini vurgular. Ancak ülkemizde engellilik bağlamında sosyal politikalar yardım odaklı, hak odaklı olmadığı için kapsayıcı, erişilebilir, katılımcı ve onurlu bir yaşam hayalden öteye geçmiyor.
Engellilerin özellikle toplu taşıma araçlarını kullanamadığı, görme engelli bir bireyin rehber yollarda market ya da esnafın kaldırımları işgal eden tezgâhlarına çarparak bağımsız hareket edemediği gibi kaza geçirmesi, yaralanması bir kenara esnaftan azar işitmesi; araçların kaldırımlara park etmesi, rampaların araç işgali ile dolması, engelli araç park alanlarının egeli olmayan bireyler ve sonra dönem de artan yaşlı yakınları tarafından meşgul edilmesi vb. gibi birçok olumsuzluk karşısında şehirlerde toplumsal hayata tam ve adil katılımımız mümkün değil.
Mevcut yasalar önce kapsayıcı olmalı, daha sonra da toplumun engellilerin haklarının bir lütuf ya da yardım değil hak olduğu bilinci ile saygı duyması gerektiğini öğretmeliyiz. Katı cezalar getirilmeli, kamu spotları ile her platformda farkındalık oluşturulmalı. Bu düzenleme ne yazık ki deprem bölgelerinde ses çıkardıkları için çadırlardan, konteynerlardan kovulan otizmli, zihinsel engelli, down sendromlu ve nöroçeşitli bireylerin eğitim, sağlık, istihdam gibi haklara erişiminde toplu taşıma araçlarına alınmadıkları için dışlanan bireyler ve ailelerinin de dahil edilmesiyle ancak hakkaniyetli bir karar olacaktır. ÖTV muafiyetini suistimal edenleri cezalandırmak yerine bu haktan en çok ihtiyacı olanları kısıtlamak doğru bir politika değil.
Engelli hakları açısından ideal bir ÖTV muafiyeti sistemi nasıl olmalı?
Özellikle ÖTV muafiyeti, erişilebilir bir yaşam sunamayan devletin “parası olana sen araba al ve kendi ulaşım erişilebilirliğini sağla” anlayışı ile sorumluluktan kaçmasıdır. Bireyin bağımsız yaşam ve ulaşım erişilebilirliği için ÖTV muafiyeti bir haktır ve kişiden kişiye değişen ihtiyacı doğrultusunda araç alma hakkı tanınmalıdır. %40 yerlilik oranı kaldırılmalı, 10 yıl araç değiştirme süresi yeniden 5 yıla indirilmeli, geniş ve yüksek araç, otonom sürüş, full güvenlikli gibi tam donanıma sahip araçlara ulaşım hakkı önceliklendirilmeli. Otizm, down sendromu ve zihinsel engeli olan bireylerin de bu hakka dahil edilmesi gerekmektedir.
Gerekirse aynı evde yaşayan eşlerin kendi yaşlıları üzerine birden fazla araç alanlar, yaşlılar üzerine araç sahibi olup aynı evde yaşamayan, araç başka ilde sahibi başka ilde yaşayanlar tespit edilerek ÖTV ödemesi geri alınmalı ve bu hak buna daha çok ihtiyaç duyan down, otizm ve zihinsel engeli olan bireylere verilmelidir. Engeli olan bireyler güvenlik donanımına sahip, ergonomik, geniş bagajlı, liftli ve yüksek tavanlı vb gibi değişen ihtiyacını karşılayan istediği aracı motor hacmi sınırı olmadan alabilmelidir. Suistimal edenler yüzünden bu hakka en çok gereksinim duyanları cezalandırmak yerine daha onurlu, daha bağımsız yaşam hakkı genişletilmeli ve daha kapsayıcı politikalarla güncellenmelidir.
Ancak bu taleplerimizin hayalden öteye geçmeyeceğini adım adım artan kısıtlamalarla görüyoruz. Hak savunucularının ve engelli STK’lerinin tüm lobicilik, savunuculuk ve arabuluculuk ile yaptıkları görüşmelerin değer görmediğini ve önemsenmediğini söylemem gerekir. Çünkü alına yanlış ve kısıtlayıcı kararlardan asla geri adım atılmadı. Hatta Maliye Bakanlığının ÖTV muafiyetini gelir kaybı olarak gördüğü için Aile Bakanlığına devrederek sosyal yardım kapsamında ÖTV muafiyetini uygulamak istediği de aldığım duyumlardan biri. Bu durum; engelli maaşı, evde bakım aylığı alanlara uygulanan hane geliri, mal beyanı vb. koşulların getirilmesi ile binlerce engelli bireyin ÖTV muafiyeti hakkından mahrum kalması, dışlanması anlamına geliyor. Hatta sabit bir tutar belirleyerek indirim uygulanması ve bu tutarın ilerleyen yıllarda artırılmayarak kanunun tamamen işlevsiz hale getirilerek devre dışı bırakılmasının planlandığı da konuşulanlar arasında.
Bu ve benzer kararlardan dönülmeli ve engeli olan bireylerin ulaşım erişilebilirliği yasal hak olarak genişletilerek korunmalıdır. Engeli olan bireylerin eğitim, istihdam ve sağlık gibi kamusal hizmetlere erişimi durdurularak yoksunluk ve yoksulluk sınırında yönetilmesi gereken bireyler olmadığı ve bunun çok büyük bir ayrımcılık olduğu açıktır.
Ekonomik krizlerde ilk bütçe kısıtlaması yapılacakların başında sosyal politikalar yani engelliler geliyor. Kimseyi geride bırakmamak, insana yakışır iş, “biz olmadan bizim için asla” kavramlarını konuştuğumuz 21. yüzyılda engelli haklarındaki kısıtlamaları ancak ve ancak 1 milyon engelli birey ve aileleri olarak Londra ve Paris’teki engelli yürüyüşleri gibi haklarımıza ulaşıncaya kadar evlerimize dönmediğimizde kazanabiliriz. Ülkemizde engelli sivil toplum kuruluşlarının hak temelli mücadelede ayrıştığı, bölündüğü bir dönemde hepimiz kaybediyoruz. BM Engelli Hakları Sözleşmesi gibi daha bir çok evrensel sözleşmelerde taraf olduğumuzu belirtiyorsak bunun sözde değil uygulamada görmek istiyoruz. Zor olan hayatımızı her gün daha da zorlaştırmayın!
Kapsayıcı, erişilebilir bir hayatın lütuf değil hak olduğunu her platformda dile getirmeliyiz.
Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın
Kaynak: Yasadikca.com



