
Duyusal Dünyaya Yer Açmak: Otizm Dostu Kamusal Alanlar İçin Çağrı
Alışveriş merkezleri, sinema ve tiyatro salonları, hastaneler gibi kamusal alanların her çocuk ve her yetişkin için erişilebilir olması gerektiğini vurgulayan İlgi Otizm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Saygı, duyusal farklılıkların göz ardı edilmesinin otistik bireyler için ciddi zorluklar yarattığını belirtti.
Saygı, günlük yaşamda sıkça karşılaşılan bazı davranışların yanlış yorumlandığını ifade ederek, “Bir çocuk alışveriş merkezinde kulaklarını kapatıyor, sinema salonunda yüksek sesle ağlıyor, kalabalıkta kendini yere atıyor ya da mağazadan çıkmak için ısrar ediyor olabilir. Bunları gördüğümüzde ‘şımarıklık’ ya da ‘terbiye sorunu’ demek yerine, ortamın ona uygun olup olmadığını sorgulamak çok daha hakkaniyetli bir yaklaşım olacaktır” dedi.
“Bulunduğumuz ortam onun için nasıl bir yer?”
Otistik çocuklar ve yetişkinler için parlak ışıklar, yoğun kokular, yüksek ve ani sesler, kalabalık, sıra beklemek, beklenmedik dokunuşlar veya sürekli değişen görsel–işitsel uyaranların ciddi bir duyusal yük oluşturduğunu hatırlatan Saygı, “Bizim için sıradan olan bir alışveriş merkezi, başka bir çocuk için dayanılması güç bir deneyime dönüşebilir. Burada mesele çocuğun uyum sağlamaması değil; çevrenin herkes için erişilebilir olup olmadığıdır” ifadelerini kullandı.
Nöroçeşitlilik yaklaşımının önemine dikkat çeken Saygı, otizmin “düzeltilmesi gereken bir eksiklik” olarak görülmemesi gerektiğini, otistik bireylerin farklı duyusal ihtiyaçları ve iletişim biçimleri olduğunu belirtti. Bu farklılıkların kabul edilmesinin, onları topluma uydurmaya çalışmaktan çok daha kapsayıcı bir yaklaşım olduğunu söyledi.
Hak Temelli Bir Bakış Açısı
Saygı, her çocuğun sinemaya gitme, alışveriş yapma, oyun oynama ve kamusal alanları kullanma hakkı olduğunu vurgulayarak, “Bu haklardan yararlanabilmesi için duyusal ihtiyaçları nedeniyle diğerlerinden daha fazla çaba göstermesi gerekmemelidir” dedi.
“Çözüm, duyusal farklılıkları dikkate alan ortamlar yaratmaktır.”
“Çocuğunuz ağlamasın, ortalığı rahatsız etmesin, biraz sabretsin” demenin çözüm olmadığını belirten Saygı, otizm dostu uygulamaların önemini şu sözlerle açıkladı:
- Daha düşük sesli veya duyusal uyaranı azaltılmış sinema seansları
- Işık ve ses seviyelerinin uyarlanması
- Kalabalığın az olduğu saatlerde alışveriş imkânı
- Bekleme sürelerinin azaltılması
- Sessiz alanların oluşturulması
- Çalışanların nöroçeşitlilik konusunda bilinçlendirilmesi
Bu düzenlemelerin yalnızca otizm spektrumundaki bireylere değil; duyusal hassasiyeti olan çocuklara, yaşlılara ve farklı ihtiyaçları bulunan pek çok kişiye fayda sağladığını belirten Saygı, “Bazen bir çocuğun kulaklarını kapatması şımarıklık değildir. Bazen ağlaması terbiye sorunu değildir. Bu davranışlar, onun ‘burada zorlanıyorum’ deme biçimidir” dedi.
“Ortama bakmayı öğrenelim.”
Otistik çocukların hayatın dışında kalmak zorunda olmadığını vurgulayan Saygı, “Sinemanın, alışverişin, parkın, okulun ve kamusal yaşamın onların da hakkı olduğu bir toplum mümkün. Bunun için tek ihtiyacımız olan şey, çocuğa değil ortama bakmayı öğrenmek. Daha az yargı, daha çok anlayış; daha az ‘uyum sağlasın’, daha çok ‘ortamı uyarlayalım’” ifadelerini kullandı.
AVM’lerden Başlayarak Otizm Dostu Saatler Uygulaması Çağrısı
Saygı, gelişmiş ülkelerde uygulanan “otizm dostu saatler” modelinin Türkiye’de de hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek AVM’lere çağrıda bulundu:
“Ben de kızımla tedirgin olmadan, deneyerek bir şeyler almak istiyorum. Bir ayakkabı veya başka bir ürün için kaç kez gidip geldiğimi biliyor musunuz? Oysa bizim birlikte bu ortamlara girmemiz ve hayatı yaşayarak öğretmemiz gerekiyor. Çok mu zor?”
Haber: Yaşadıkça Engelli Haberleri Sitesi



