RöportajGündemHaberlerİçimizden Biri

Beyaz Baston: Bir Destek Değil, Bir Kimlik

Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası, her yıl 7–14 Ocak tarihleri arasında farkındalık yaratmak için gündeme geliyor. Bu hafta vesilesiyle, Sesli Betimleme Derneği (SEBEDER) Başkanı Avukat Olgun Yılmaz ile hem hayat yolculuğunu hem de görme engelli bireylerin bağımsızlık mücadelesini konuştuk.

– Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası, her yıl 7–14 Ocak tarihleri arasında toplumsal farkındalık amacıyla gündeme geliyor. Bu haftanın ruhuna uygun olarak, sizi ilk kez tanıyacak biri için soralım: Av. Olgun Yılmaz kimdir ve hayat yolculuğunuz sizi SEBEDER’e nasıl getirdi?

1969 yılında Ordu’da doğdum. 1992 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum, 1993 yılı sonunda serbest avukatlığa başladım ve halen bu mesleği sürdürüyorum. Hayatım boyunca pek çok sivil toplum kuruluşunda yöneticilik ve başkanlık yaptım; engelli hakları konusunda mücadele ettim, hâlâ da ediyorum. Şu anda hem SEBEDER’in başkanlığını hem de Ankara Barosu Engelli Avukatlar Kurulu Başkanlığını yürütüyorum.

Sesli betimleme alanında çalışan Engelsiz Erişim Grubu’nun başlattığı çalışmaları yakından takip ediyordum. 2010 yılında bu alanın dernekleşmesi gerektiği fikriyle yola çıktık. Sesli Betimleme Derneği’nin kurulmasıyla hayatım SEBEDER’le kesişti.

– Beyaz baston çoğu insan için bir araç. Peki siz onu ilk elinize aldığınızda, elinizde bir destek mi vardı yoksa yeni bir kimlik mi doğuyordu?

Ben beyaz bastonun önemini her zaman bildim. Ondan hiç korkmadım, utanmadım ve kullanmaktan vazgeçmedim. Elime aldığımda hem bir destekti hem de bağımsız kimliğimin bir parçasıydı. Beyaz bastonla çocuk yaşta tanıştım; belki de bu yüzden benim için hiçbir zaman zor olmadı.

– Görme engelli birey olarak hayatınızda “işte burada yön değişti” dediğiniz kırılma anı hangisiydi?

Benim için kırılma noktası liseye başladığım gündü. İlkokul ve ortaokulu körler okulunda, benimle aynı durumda olan arkadaşlarla okumuştum. Lise, akvaryumdan denize atlamak gibiydi. Konfor alanımdan çıkmıştım ve tek başıma yüzmem gerekiyordu. O gün, kaynaştırma eğitiminin ne kadar önemli olduğunu ve ayrıştırmanın onarılmaz travmalar yarattığını fark ettim.

– SEBEDER’i kurarken içinizden geçen temel motivasyon neydi? Hangi boşluğu doldurmak istediniz?

Temel motivasyonumuz bağımsızlıktı. Körlerin kültür ve sanata yardımsız ulaşabilmesini istedik. Bir filmi tek başınayken izleyip müzik dolu bir finalin ne olduğunu bilememek, dizilerde birçok detayı kaçırmak… Dünyada varken neden Türkiye’de de yaygın olmasın diye düşündük.

SEBEDER sayesinde kültür ve sanata engelsiz erişim konusunda önemli bir farkındalık yaratıldı. Sesli betimlemenin ülkede var olması ve yaygınlaşması için bir sivil toplum kuruluşu şarttı. Dernek olarak hem 5378 sayılı Engelliler Kanunu’na sesli betimleme kavramının girmesini sağladık hem de RTÜK’ün yayınların erişilebilirliğine ilişkin yönetmeliğinin çıkmasına öncülük ettik.

– Beyaz Baston Haftası her yıl gündeme geliyor. Sizce toplum gerçekten görme engellilerin yaşamına yakından bakıyor mu, yoksa sadece uzaktan izliyor mu?

Bence hâlâ uzaktan izliyor. Görünürlük artsa da toplumun büyük bir kısmı bizi tanımıyor; önyargılar yerli yerinde duruyor. Bunun iki çözümü var: Birincisi, engelli bireylerle en az üç ay birlikte yaşamak. İkincisi ise çocukların daha küçük yaşlardan itibaren engelli çocuklarla bir arada büyümesi. Bu sağlanmazsa, önyargıyı kırmak çok zor.

– Günlük yaşamda karşılaştığınız en büyük engel fiziksel çevre mi, dijital dünya mı, yoksa insanların bakış açısı mı?

Öncelikle fiziksel çevre. Türkiye ne yazık ki 15–60 yaş arası sağlıklı bireyler için tasarlanmış bir ülke. Sonradan yapılan düzenlemeler ya yama gibi duruyor ya da göstermelik oluyor. Evrensel tasarım uygulanmadıkça erişilebilirlik gerçek anlamda sağlanamıyor.

İkinci büyük engel ise toplumun bakış açısı. Engelliler hâlâ yardıma muhtaç, üretemeyen kişiler olarak görülüyor. Ne kadar okursanız okuyun, ne kadar başarılı olursanız olun, engelli olmayanlarla aynı seviyede değerlendirilmekte zorlanıyorsunuz.

– Medyada görme engelli bireylerin anlatılma biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gerçek hayat mı yansıyor, yoksa hâlâ klişeler mi konuşuyor?

Ne yazık ki medya reyting ve sansasyon peşinde. Engelli haberlerine ya acıtasyon ekleniyor ya da yapılan işler olağanüstü bir başarıymış gibi sunuluyor.

– SEBEDER’in dokunduğu ve sizi en çok etkileyen bir hayat hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?

SEBEDER olarak o kadar çok hayata dokunduk ki hepsini bilmemiz mümkün değil. Filmleri ve dizileri kimlerin izlediğini bireysel olarak takip edemiyoruz. Geri bildirim de çok sınırlı geliyor. Ancak şunu söyleyebilirim: Sesli betimleme sayesinde bilmediğimiz ne kadar çok görsel olduğunu fark ettik. Belki de sesli betimleme en çok benim hayatıma dokundu.

– Bugün bir genç görme engelli birey sizi dinliyor olsa, ona pusula olacak tek bir cümle söylemeniz gerekse ne derdiniz?

Hayat başkasına muhtaç olmadan çok daha güzel. Bağımsızlık gibisi yok. Al bastonunu, çık dışarı ve sorununa kendin çözüm ara.

Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın

Haber: Alper OKÇUOĞLU

Kaynak: Yasadikca.com

Yaşadıkça

Engelliler Haber ve Bilgi Sitesi

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu