Video GaleriEngelli HaklarıGündemHaberler

TRT Radyo 1 Özel Yayın: Engelli Hakları ve ÖTV Düzenlemeleri

TRT Radyo 1’de yayınlanan “Engelsiz Sesler” programının hazırlayanı ve sunanı Deniz Peköz’ün konuğu olan Memur-Sen Engelliler Komisyonu Başkanı Ahmet Dönmez, engelli bireylerin araç alımında yararlandığı ÖTV muafiyetine ilişkin son düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi kararlarını ve sahada yaşanan sorunları değerlendirdi. Dönmez, yeni düzenlemeyle araç yenileme süresinin 10 yıla çıkarılması ve yüzde 40 yerlilik şartının ciddi mağduriyetler yarattığını söyledi. Engelli bireylerin ulaşım hakkının bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayan Dönmez, mevzuatın erişilebilirlik ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiğini ifade etti.

Sunucu: TRT Radyo 1 mikrofonlarından tüm dinleyicilerimize sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Bugünkü programımızda, milyonlarca engelli vatandaşımızı ve ailelerini yakından ilgilendiren çok önemli bir konuyu, ÖTV muafiyetli araç alımındaki son gelişmeleri ve hukuki süreçleri konuşacağız. Stüdyomuzda çok değerli bir konuğumuz var; Memur-Sen Engelliler Komisyonu Başkanı Sayın Ahmet Dönmez bizlerle. Ahmet Bey, yayınımıza hoş geldiniz.

Ahmet Dönmez: Hoş bulduk, nazik davetiniz için teşekkür ediyorum. Tüm dinleyicilerimize ve engelli kardeşlerimize sevgi ve selamlarımı iletiyorum.

Sunucu: Biz teşekkür ederiz Ahmet Bey. Konumuz derin, konuşacak çok detay var ama dinleyicilerimizin sizi ve kurumunuzu daha yakından tanıması adına, ilk olarak Memur-Sen Engelliler Komisyonu’ndan bahsedebilir misiniz? Misyonunuz nedir, ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

Ahmet Dönmez: Memur-Sen Engelliler Komisyonu olarak bizler, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan on binlerce engelli memurun gür sesi, hak arama mücadelesindeki temsilcisiyiz. Temel amacımız, engelli kamu çalışanlarının çalışma hayatında karşılaştıkları fiziksel, mevzuatsal veya psikolojik engelleri ortadan kaldırmaktır. Sadece maaş veya özlük hakları değil; erişilebilirlik, liyakate dayalı kariyer imkânları ve sosyal hayata tam katılım gibi konularda da yoğun mesai harcıyoruz. Engellilik alanında farkındalığı artırmak ve politika yapıcılara sahadan doğru verileri aktararak daha adil bir sistem inşa edilmesine katkı sunmak en büyük gayemizdir.

Sunucu: Çok kıymetli bir misyon. Sahadan gelen veriler dediniz; sahada şu an en çok konuşulan konu şüphesiz ki 2026 yılında hayata geçen yeni ÖTV düzenlemeleri. Kapsam genişletildi ama bazı yeni şartlar da getirildi. Bu son düzenlemenin sahadaki etkileri neler oldu? Bize yaşanan bu durumu sahadan somut örneklerle anlatabilir misiniz?

Ahmet Dönmez: Evet, ÖTV muafiyeti konusu maalesef uzun zamandır adeta bir kördüğüme dönüşmüştü. 2026 yılıyla birlikte limitler güncellenerek 2.873.900 TL seviyesine çıkarıldı. Ayrıca yıllardır mağduriyet yaşayan, %40 ve üzeri ortopedik engeli olup ehliyet alamayan kardeşlerimiz de kapsama dahil edildi; bu son derece sevindirici bir adımdı.

Size hemen sahadan olumlu bir örnek vereyim: Örneğin, ilerleyici bir kas hastalığı olan veya ağır ortopedik engeli bulunup fiziksel olarak direksiyon başına geçemeyen bir memur arkadaşımız düşünün. Sırf sağlık kurulu raporu %90’ın altında kaldı diye yıllarca bu haktan faydalanamıyor, karda kışta hastaneye veya işe giderken toplu taşımada büyük eziyet çekiyordu. Şimdi bu yeni esneklikle birlikte, eşi veya çocuğu aracı kullanarak onun ulaşımını sağlayabilecek. Bu, sahada derin bir nefes aldırdı.

Ancak, madalyonun bir de diğer yüzü var ve maalesef o yüz bizi çok zorluyor. Araç yenileme süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı ve %40 yerlilik şartı gibi oldukça kısıtlayıcı yeni kriterler getirildi. Kapsamın genişlemesi umut yaratırken, bu şartlar engelli bireylerin ulaşım ihtiyacının sürdürülebilirliği konusunda ciddi kaygılara ve yeni mağduriyetlere yol açtı.

Sunucu: Ne gibi mağduriyetler mesela? 10 yıl çok uzun bir süre mi araç kullanımı için?

Ahmet Dönmez: Kesinlikle çok uzun bir süre. Bakın, standart bir otomobilin mekanik garanti süresi genellikle 3 ila 5 yıl arasındadır. 5. yıldan sonra araçlar ağır bakımlar, şanzıman veya motor arızaları vermeye başlar. Sadece memur maaşıyla geçinen, üstelik engeline ve tedavisine dair zaten ekstra sağlık giderleri olan bir engelli arkadaşımızın, 7-8 yaşına gelmiş bir aracın on binlerce liralık ağır bakım masrafını karşılaması çok güçtür.

Daha da önemlisi, engellilik durumu her zaman sabit kalmaz, dinamiktir. Bugün manuel tekerlekli sandalye kullanan ve mevcut aracına bunu sığdırabilen bir arkadaşımızın, hastalığının ilerlemesi sebebiyle 4 yıl sonra ağır bir akülü sandalyeye geçmek zorunda kaldığını düşünün. O akülü sandalye mevcut aracın bagajına sığmayacaktır. Sistem diyor ki; “Hayır, 10 yıl dolmadan bu aracı satıp daha geniş bir araç alamazsın.” Yani engelli birey, değişen sağlık ve fiziksel ihtiyaçlarına rağmen 10 yıl boyunca o araca adeta mahkum ediliyor.

Sunucu: Peki ya %40 yerlilik şartı? O da seçenekleri oldukça daraltıyor sanırım?

Ahmet Dönmez: Daraltmak ne kelime, adeta bazı engel grupları için sistemi kilitliyor. Kulağa yerli üretimi desteklemek adına hoş gelse de engellinin gerçeğiyle örtüşmüyor. Şöyle örneklendireyim: Arkadan rampalı sistem kurulması gereken, lift (asansör) takılması zorunlu olan, yani tavanı yüksek “minivan” veya hafif ticari tarzı geniş hacimli bir araca ihtiyacı olan akülü sandalye kullanıcısı bir kardeşimizi düşünün. Bayiye gidiyor, ancak %40 yerlilik kotasına uyan araçların neredeyse tamamı standart sedan veya kompakt SUV (C-SUV) modeller.

Bayi ona diyor ki; “Senin engeline, tekerlekli sandalyene uygun fiziksel özelliklere sahip o geniş araçta yerlilik oranı tutmuyor. Yerli üretim olan araca ise senin asansör sistemini kuramayız, sandalyen sığmaz.” Yani devletin verdiği hak, fiiliyatta bayinin kapısından geri dönmek zorunda kalıyor. Her engellinin fiziksel ihtiyacı, bagaj hacmi beklentisi, kapı genişliği ihtiyacı parmak izi gibi birbirinden farklıdır. Standart kalıplara sokulmuş şartlar, ne yazık ki sahada erişilebilirliği sağlamıyor.

Sunucu: Tam da bu kısıtlamalar ve şartlar konuşulurken, Anayasa Mahkemesi’nin yakın zamanda verdiği çok kritik bir karar var. Özellikle %90 altı engellilik oranıyla ilgili. Bize AYM’nin bu iptal kararının detaylarını ve ne anlama geldiğini anlatır mısınız?

Ahmet Dönmez: Tabii ki, olayın hukuki temelini en doğru şekliyle özetleyeyim. Anayasa Mahkemesi, 22 Nisan 2025 tarihinde oybirliğiyle çok önemli bir iptal kararına imza attı. İptal edilen kural, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda yer alan ve engellilik oranı %90’ın altında olan bireylerin araç alımında muafiyetten yararlanabilmesi için araca “bizzat kullanma amacıyla” özel tertibat yaptırmalarını zorunlu kılan kısımdı.

Bu kural; engellilik oranı %90’ın altında olan ancak engeli sebebiyle “sürücü olamaz” raporu verilen, yani aracı özel tertibatla dahi olsa kullanabilecek fiziksel veya zihinsel yeterliliği olmayan engelli vatandaşlarımızı doğrudan mağdur ediyordu. Nitekim iptal davasına konu olan olayda da, %64 oranında engeli bulunan ve araç kullanamayacağına dair raporu olan bir vatandaşımızın araç alım başvurusu tam da bu kural yüzünden reddedilmişti.

Anayasa Mahkemesi bu tabloyu incelediğinde çok net bir tespitte bulundu: Devletin, engellilerin toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler almak gibi sosyal devlet ilkesinden doğan pozitif bir yükümlülüğü vardır.

Sunucu: Yani yasadaki bu ayrım eşitliğe aykırı mı bulundu?

Ahmet Dönmez: Kesinlikle. Yüksek Mahkeme kararında, %90’ın altında engeli olup özel tertibatla araç kullanabilenler muafiyetten yararlanırken; yine %90’ın altında engeli olup durumu sebebiyle sürücü belgesi alamayanların bu haktan mahrum bırakılmasının eşitlik ilkesini ihlal ettiğini vurguladı. AYM, bu iki grup arasında yaratılan farklı muamelenin nesnel ve makul hiçbir temeli olmadığına hükmetti.

Sonuç olarak Mahkeme, yasadaki o kısıtlayıcı “…bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından,” ibaresini iptal etti. Ayrıca, doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal etmemesi adına, bu iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi. Bu hukuki karar, engelli bireyler arasında yaratılan anlamsız ayrımcılığı ortadan kaldıran çok büyük bir adımdır.

Sunucu: Bu noktada çok kritik bir soru ortaya çıkıyor Ahmet Bey. Meclisten geçen ve uygulanmaya başlanan bu yeni düzenlemeler, bahsettiğiniz o Anayasa Mahkemesi kararının ruhuna ve işaret ettiği eşitlik ilkesine tam olarak uyuyor mu sizce?

Ahmet Dönmez: Açıkçası, burada hala ciddi soru işaretlerimiz var. AYM’nin iptal kararı, engelli bireyin hayatını kısıtlayan bağları koparmayı hedefliyordu. Mahkemenin felsefesi çok netti: “Engelli bireyin topluma tam ve etkin katılımı için gereken araçlar bir lüks veya imtiyaz değil, temel bir haktır.” Ancak yeni düzenlemeye baktığımızda, evet ehliyet alamayanlar nihayet kapsama alındı, bu anayasal eşitlik adına olması gereken doğru bir adımdı; ama bu kez de 10 yıl satamama ve yerlilik kotası gibi yepyeni fiili engeller eklendi.

Bürokrasinin, AYM’nin “engelli haklarını genişletin ve hayatı kolaylaştırın” mesajını tam olarak özümsediğini söylemek maalesef çok zor. Maliye tarafı meseleye ne yazık ki salt bir “vergi kaybı” veya bütçe yükü olarak bakıyor. Oysa AYM kararı bunun basit bir vergi istisnası olmadığını, anayasanın emrettiği bir sosyal devlet yükümlülüğü olduğunu açıkça belirtiyor.

Örneğin, mahkeme kararı “engelli bireyin hayatını ve seyahat özgürlüğünü kolaylaştırın” derken, siz mevzuatla “10 yıl boyunca bu aracı değiştiremezsin” derseniz, o kişinin ilerleyen yıllarda değişebilecek fiziksel durumunu yok saymış olursunuz. Bugün bastonla yürüyebilen bir engellinin, birkaç yıl sonra akülü sandalye kullanmak zorunda kalabileceği gerçeği göz ardı ediliyor. Aynı şekilde %40 yerlilik şartı… Engelli bireylerin araç ihtiyaçları standart kalıplara uymaz. Evrensel tasarım standartlarına uygun, özel asansör veya rampa sistemlerinin kurulabileceği spesifik araçlara ihtiyaç duyulabiliyor. Yerlilik kotası yüzünden kişi kendi fiziksel engeline ve donanım ihtiyacına uygun aracı bulamadığında, yasanın verdiği muafiyet hakkı sahada işlemez hale geliyor.

Dolayısıyla yeni düzenlemeler, AYM’nin çizdiği o geniş, eşitlikçi ve insan odaklı ufka tam anlamıyla uyum sağlayabilmiş değil. Bütüncül bir sosyal politika vizyonu ortaya koymak yerine, ne yazık ki hala anlık yamalarla ve kısıtlayıcı reflekslerle ilerliyoruz.

Sunucu: O zaman durumu toparlamak adına sorayım; yeni düzenlemeyi bir teraziye koysanız, engelli bireyler için getirdiği avantajlar ve dezavantajlar nelerdir?

Ahmet Dönmez: Teraziye koyduğumuzda, maalesef dezavantajlar kefesinin hala daha ağır bastığını görüyoruz. Önce terazinin olumlu tarafına, avantajlar kefesine bakalım:

  • Limit Artışının Gerçekçi Olması: Limitlerin 2 milyon 873 bin liralara kadar güncellenmesi piyasa gerçeklerine bir nebze daha yaklaştı. Önceden limit enflasyon karşısında o kadar düşük kalıyordu ki, vatandaşımız en donanımsız, en küçük güvenlik paketine sahip araçları bile bulmakta zorlanıyordu.
  • Kapsamın Genişlemesi: Özellikle ehliyet alamayan, tekerlekli sandalye kullanan ağır ortopedik engelli bireylerimizin aileleriyle birlikte nihayet bu haktan faydalanabilmesinin önü açıldı. Bu, evden çıkamayan birçok kardeşimizin seyahat özgürlüğü adına çok değerli bir adım oldu.
  • Yeni Nesil Araçların Kapsama Girmesi: Elektrikli ve yerli üretim araçların, bilhassa TOGG gibi çevre dostu modellerin engelli vatandaşlarımız için de erişilebilir kılınması vizyon açısından sevindirici bir gelişme.

Ancak terazinin dezavantajlar kefesinde, sahada hayatı adeta durduran devasa pratik engeller var:

  • 10 Yıl Satamama Kuralı: En büyük krizimiz kesinlikle bu. Bir otomobilin 10 yıl boyunca ağır arızalar vermeden, yüksek servis maliyetleri çıkarmadan hizmet vermesi çok zordur. Daha da vahimi, engellilik her zaman sabit bir durum değildir; sağlık dinamiktir. Bugün manuel tekerlekli sandalyesi küçük bir sedanın bagajına sığan bir vatandaşımız, üç yıl sonra ilerleyen sağlık durumu nedeniyle daha hacimli bir akülü sandalyeye veya ek solunum cihazlarına ihtiyaç duyabilir. 10 yıl kuralı, artan fiziksel ihtiyaçları yok sayıyor ve vatandaşı ihtiyaçlarını artık karşılamayan bir araca mahkum ediyor.
  • %40 Yerlilik Şartının Yarattığı Darboğaz: Kapsayıcı endüstriyel tasarım ilkeleri gereği, standart banttan inen bir üretim her bedene veya her özel gereksinime uyum sağlamaz. Her engellinin fiziksel ihtiyacı parmak izi gibi birbirinden farklıdır. Kimi vatandaşımız araca tekerlekli sandalyesiyle binebilmek için lift (asansör) sistemine, kimi geniş açılı kapılara veya özel rampa donanımlarına ihtiyaç duyar. %40 yerlilik şartı, piyasadaki seçenekleri inanılmaz derecede daraltıyor. Evrensel tasarım standartlarına uygun mekanik tadilatlar yapabileceğiniz, tavanı yüksek veya iç hacmi geniş araçlar genellikle bu yerlilik kotasını tutturamıyor. Kotaya uyan standart binek araçlara ise bu hayati sistemler kurulamıyor. Yani hak kağıt üzerinde var ama bayide yok.
  • Bürokratik Süreçlerin Ağırlığı: Tüm bu haklardan yararlanabilmek için geçilmesi gereken sağlık kurulu raporu onay süreçleri, vergi dairesi incelemeleri, TSE onayları ve bitmek bilmeyen evrak işleri hala çok yorucu. Engelli olmayan bireylerin taşıt alım süreçlerine kıyasla, bizim süreçlerimiz gereksiz itirazlar ve mevzuat karmaşası yüzünden aylar sürebiliyor ve ailelerde ciddi bir bürokratik yıpranmaya neden oluyor.

Sunucu: Süremizin yavaş yavaş sonuna geliyoruz Ahmet Bey. Gerçekten çok boyutlu ve üzerinde daha saatlerce konuşulabilecek bir mesele. Son olarak, sadece ÖTV özelinde değil, genel engelli hakları bağlamında Türkiye’nin geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz? Sahada hak mücadelesi veren bir komisyonun başkanı olarak talepleriniz, geleceğe dair vizyonunuz nedir?

Ahmet Dönmez: Öncelikle kamuoyunun ve bürokrasinin şu gerçeği çok net görmesi lazım: ÖTV muafiyeti konusu bir lüks veya ayrıcalık talebi değildir. Şehirlerimizde, sokaklarımızda ve toplu taşıma ağlarımızda evrensel tasarım standartları tam anlamıyla, yüzde yüz oranında hayata geçirilmediği sürece; özel donanımlı araçlar engelli bireyin hayata karışabilmesi, okula, hastaneye veya işe gidebilmesi için tartışmasız bir zorunluluktur. Devletimizin bu meseleye salt bir bütçe yükü, bir maliyet veya vergi kaybı odaklı değil; temel insan hakları, seyahat özgürlüğü ve erişilebilirlik odaklı yaklaşması şarttır.

Elbette hakkaniyetli olmak gerekirse; engelli haklarında son 20 yılda ülkemizde çok önemli, devrim niteliğinde mesafeler kat ettik, bunu inkar edemeyiz. Kamuda engelli istihdam rakamları rekor seviyelere ulaştı, evde bakım hizmetleri geniş bir kitleye yayıldı, sosyal devlet olgusunu güçlü bir şekilde hissettik. Ancak bugün geldiğimiz noktada temel sorunumuz şu: Meclis’ten geçen veya kağıt üzerinde duran o çok güçlü yasal hakların; sokağa, mimariye, çalışma hayatına ve özellikle bürokrasinin çarklarına aynı pratiklikte yansımaması.

İşte yasalardaki bu hakların hayatın olağan akışına sirayet edebilmesi için çok ciddi bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Toplumda ve bürokraside engelli bireyleri “yardıma muhtaç” gören o eski bakış açısından sıyrılmalıyız. Kurumların dilinde, anketlerde veya mevzuatlarda engelli olmayan bireyleri tanımlarken dışlayıcı ikilikler yaratan ifadelerden arınmalı, nötr ve kapsayıcı bir terminoloji inşa etmeliyiz. Bu, toplumsal kabulün ve zihniyet devriminin ilk adımıdır.

Biz Memur-Sen Engelliler Komisyonu olarak; mağduriyet üreten değil çözüm üreten adil bir raporlama sistemi, kağıt üzerinde değil filiyatta erişilebilir olan çalışma ortamları ve engelliyi sadece bir “sosyal yardım alıcısı” veya “tüketici” olarak değil, fırsat verildiğinde ülkesine değer katan “üretken bir vatandaş” olarak gören politikalar istiyoruz. Mücadelemiz bu yönde kararlılıkla devam edecek.

Sunucu: Sayın Ahmet Dönmez, verdiğiniz bu değerli ve aydınlatıcı bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. Umarız sahadan yükselen bu haklı talepler ve çözüm önerileri en kısa sürede ilgili makamlarda karşılık bulur. Programımızı kapatmadan önce, bizi dinleyen engelli vatandaşlarımıza, ailelerine ve politika yapıcılara iletmek istediğiniz son bir mesajınız, eklemek istediğiniz son sözleriniz var mıdır?

Ahmet Dönmez: Ben de şahsım ve Memur-Sen ailesi adına, sesimizi böylesine köklü ve güçlü bir platformda duyurmamıza vesile olduğunuz için TRT’ye ve sizlere çok teşekkür ederim.

Son söz olarak şunu vurgulamak isterim: Unutmayalım ki engellilik, bireyin kendi eksikliği değil; çevrenin, mimarinin, ulaşım sistemlerinin ve bazen de kısıtlayıcı mevzuatların yarattığı bir sonuçtur. Bizler; önümüzdeki bürokratik ve fiziksel engeller kaldırıldığında, fırsat eşitliği tam anlamıyla sağlandığında çalışma hayatından sanata, spordan akademiye kadar her alanda bu ülkeye değer katmaya hazırız.

Tüm engelli kardeşlerime asla umutsuzluğa veya karamsarlığa kapılmamalarını, bu hak mücadelesini her platformda omuz omuza kararlılıkla sürdüreceğimizi belirtmek istiyorum. Karar alıcılardan da beklentimiz merhamet veya lütuf değil; sadece adalet, hak temelli bir yaklaşım ve hayatın her alanında evrensel erişilebilirlik ilkelerinin uygulanmasıdır. Bizi dinleyen herkese engelsiz, erişilebilir, eşit ve güzel bir gün diliyor; iyi yayınlar temenni ediyorum.

Sunucu: Değerli TRT Radyo 1 dinleyicileri, bugünkü yayınımızın sonuna geldik. Memur-Sen Engelliler Komisyonu Başkanı Ahmet Dönmez ile ÖTV düzenlemelerinin sahadaki yansımalarını, Anayasa Mahkemesi’nin getirdiği hukuki ufku ve genel engelli haklarını tüm boyutlarıyla, şeffaf bir şekilde konuştuk. Hayatı adil bir şekilde paylaşmak için hiçbir engel olmadığını bir kez daha hatırlatıyor, bir sonraki programda yeni bir konu ve konukla yeniden mikrofon başında olmak dileğiyle, hoşça kalın diyoruz.

Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın

Kaynak: Yasadikca.com

Yaşadıkça

Engelliler Haber ve Bilgi Sitesi

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu