
Hak temelli habercilik, engelli bireylerin medyada nasıl temsil edildiğini doğrudan etkileyen en önemli unsurların başında geliyor. IPS İletişim Vakfı/Atölye BİA tarafından düzenlenen Engelli Odaklı Habercilik Atölyesi kapsamında eğitim veren hak savunucusu ve eğitmen Meral Sözen, medyada kullanılan ayrımcı dil, engelli bireylerin kahramanlaştırılması ya da mağdurlaştırılması, hak temelli haberciliğin önemi ve gazetecilerin sorumluluklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sözen, “Engellileri incitmemek için değil, eşit haklara sahip yurttaşlar oldukları için doğru bir dil kullanmalıyız” diyerek kapsayıcı ve hak odaklı bir medya anlayışının önemine dikkat çekti.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Engelli hakları ve medya alanındaki çalışmalarınızdan, bu alana yönelme hikâyenizden ve yürüttüğünüz projelerden bahseder misiniz?
Meral Sözen, İstanbul’da yaşıyorum, körüm, Felsefe ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerini bitirdim. Yaklaşık on yıldır engellilikle ilgili hak temelli sivil toplum örgütleriyle birlikte ve bireysel olarak savunuculuk yürütüyorum. Engelliliği oluşturan fiziksel ve sosyal bariyerlere yönelik pek çok çalışma yapıyoruz, bunlar şüphesiz ki çok yararlı ve değerli, bununla birlikte çoğunluğun zihnindeki engelli algısı ve sağlamcı bakış açısı çok yavaş değişiyor. Bunun önemli sebeplerinden biri de engellilikle ilgili kullanılan dilin ve yaygın söylem biçiminin eşitsizliği pekiştiren bir yapıda olması. Tabii dolaşımda olan ayrımcı söylemleri besleyen en önemli aktörlerden biri de medya. Aldığım eğitimin etkisiyle de olsa gerek “dil-düşünce” bağlantısı üzerine çalışmak son yıllarda özel ilgi alanım haline geldi, böylece bu alana dair hem kişilere hem kurumlara çeşitli danışmanlıklar vermeye başladım.
Engelli Odaklı Habercilik Atölyesi’ni başarıyla tamamladınız. Atölyeyi düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu eğitimle ulaşması beklenen temel amaç neydi?
Engelli Odaklı Habercilik Atölyesi, IPS İletişim Vakfı/Atölyebia yürütücülüğünde gerçekleşti. Aslında bu ilk değildi. Geçtiğimiz sene yine IPS İletişim Vakfı bünyesinde Gazeteci Ali Dinç ile benzer bir projeye dahil olmuştum. Buradaki en önemli amaç hak temelli engelli haberciliğini sürdürülebilir kılmak. Çoğu kez bu tip konularda üstlenilen sorumluluk bir veya birkaç kişide oluyor ve ilgili kişi kurumdan ayrıldığında müthiş bir gerileme yaşanıyor. Örneğin bir okulda, iş yerinde veya herhangi bir kurumda erişilebilirliği gözeten kişi oradan ayrıldığında kurum erişilebilirlik bakımından sıfır noktasına dönebiliyor. Medya alanında da durum çok farklı değil, söz gelimi tek bir editörün hak temelli bakış açısına sahip olması çoğu zaman yeterli olmuyor. Bunun için her bir medya mensubunun engelliliği bir hak alanı olarak tanımasına ihtiyaç var. Atölyeler, engelliliğe dair eşitlikçi dili ve temsili sağlayacak sistematik yapıyı ve hafızayı oluşturmayı amaçlıyor.
Atölye sürecini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Katılımcı profili, ilgi düzeyi ve ortaya çıkan etkileşim beklentilerinizi karşıladı mı?
Atölye süreci benim için oldukça tatmin ediciydi. Atölye boyunca engelli öznelerin kendi sözlerini kurması çok önemliydi. Bizim hakkımızda ama biz olmadan yapılan işler genelde iyi sonuçlar vermiyor. Burada eğitimcilerden katılımcılara engelli öznelerin dahiliyeti, olmazsa olmaz bir şartı yerine getirdi. Engelli bir habercinin düşünce ve deneyimlerini aktarması, tüm oturumlarda işaret dili çevirisi yapılması, akışın engellilik tarihinden başlayarak derinlikli planlanması ve birlikte düşünmeye imkan veren yapısıyla atölye mükemmele yakındı. Katılımcılar arasında hali hazırda medya çalışanı olan, bağımsız habercilik yapan ve üniversitelerin ilgili bölümlerinde öğrenci olan kişiler vardı. Medya ve iletişim öğrencilerinin katılımları ve ilgileri ayrıca çok sevindiriciydi. Henüz öğrenciyken engellilikle ilgili bu karşılaşmanın ve eğitimin bir parçası olmaları atölyenin genel amaçları için de çok değerli.
Atölye boyunca katılımcıların en çok zorlandığı veya üzerinde en fazla durduğu konular neler oldu? Sizce bu durum, medyada engellilik haberciliğinin mevcut sorunlarına dair bize ne anlatıyor?
Engellilikle ilgili haber yazımında uygun ifadelerin kullanılması üzerinde özellikle durduk. Burada biraz “Yanlış bir şey mi diyorum” kaygısının etkili olduğunu gözlemledim. Belki biraz da bu çekincelerin etkisiyle, engellilik hiç dokunulmaması gereken hassas bir alan gibi algılanıyor. Bazen de kaba bir şey dememe kaygısıyla aşırı yapay ve hatalı bir dil kullanımına gidiliyor. Medyanın sağlamcı dil kullanımı ve hatalı temsiller yaratması, belki iyi niyetli olan ama, buradaki hatalı yaklaşım biçiminden kaynaklanıyor. Bu sorunun aşılması için engellilik konusunun bir “hassasiyetler” alanı değil “hak” alanı olarak görülmesi gerektiği daha çok vurgulanmalı.
Eğitim öncesi ve sonrası arasında katılımcıların bakış açılarında gözlemlediğiniz en belirgin değişimler nelerdi? Sizi en çok etkileyen geri bildirimlerden birkaçını paylaşabilir misiniz?
İlk bakışta çok özel ve “kırılgan” bir mesele gibi görülen konuların hızlıca rasyonel bir zemine oturabilmesi beni çok etkiledi ve sevindirdi. “Bunu daha önce hiç böyle düşünmemiştim” diyen geri bildirimler aldım, bu da benim için önemliydi. Katılımcıların sadece notlar aldığı, bir takım hoş sözlerin söylendiği formalite yönü ağır basan eğitimler benim en korktuğum etkinlik biçimi. Bu atölyede gerçekten iletişim kurabildiğimiz, şakalar yapabildiğimiz, anlamaya çalışan, sorgulayan bir topluluk vardı. Hem samimi karşılaşmalara izin veren hem de öznelerin ağırlığını koyabildiği bir çalışma biçimi beni bundan sonrası için de umutlandırıyor.
Atölyede özellikle “medyada dil, temsil ve sorunlu kalıplar” başlığını ele aldınız. Bugün ana akım medyada hâlâ en sık karşılaşılan yanlışlar neler? Bunların değişmesi için hangi adımların atılması gerekiyor?
Medyada en sık karşılaşılan yanlışları kabaca; acındırma, kahramanlaştırma, olağandışılaştırma, görünmezleştirme ve pek de üstünde durulmayan “dolaylı ayrımcılık” olarak sınıflandırabiliriz. Engelli bir öğretmenin erişilebilir materyal talebini “Engelli öğretmenin Yürek Burkan Yardım Feryadı” diye verdiğinizde onu acındırmış oluyorsunuz. Okuluna veya işine gitmekte olan alelade bir engelli kişiyi “Azmiyle Hayata Tutundu” diye sunduğunuzda onu sıradışılaştırmış, olağan başarılarını abartılı biçimlerde övdüğünüzde çocuksulaştırmış ve hatta aslında aşağılamış oluyorsunuz. Üniversiteyi annesinin ders kitaplarını ona okuması sayesinde bitiren bir kör öğrencinin haberini verirken, öğrenciden ve erişim sorunlarından hiç bahsetmeden, anneyi ön plana çıkarıyorsanız engelli özneyi görünmezleştirmiş/yok saymış oluyorsunuz. Bir başka yanlış daha var ki en çok bunu anlatmakta zorlanıyoruz: Konu engellilik değilken, bir başka haberin içinde, engellilik durumlarını ifade eden sözcükleri bir yetersizlik veya eleştiri amacıyla kullanmak. Örneğin herhangi bir siyasetçiyi, kurumu veya uygulamayı eleştirmek için “kör, sağır, sakat, otistik, ruh hastası, manyak vb.” kullanılması konu engellilik değilken bile ayrımcı ve sağlamcı bir dili yeniden üretiyor. Yani tek sorun engelli haberlerinde değil.
Haberlerde engelli bireyler çoğu zaman ya “kahraman”, ya “mağdur” ya da “ilham veren kişi” olarak sunuluyor. Bu kalıpların toplumdaki engellilik algısını nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?
Bu hatalı temsiller bize müthiş bir yabancılaşma olarak geri dönüyor. Çoğunluğun zihninde ya bir zavallı ya da bir ilham nesnesi olarak yer alıyoruz. Oluşan bu kalıbın dışında hiçbir söz, davranış, karar hedefine ulaşmıyor. Örneğin eğitimini aldığımız veya yetenekli olduğumuz bir konuda herkes kadar başarılı olabileceğimiz konusunda iş verenleri özellikle ikna etmemiz gerekiyor. Karşılaştığımız erişilebilirlik sorunlarını kişisel azmimizle aşmamız, eğer yeterince azimli değilsek de korkarım kabullenmemiz bekleniyor. Oysa “çaresiz” veya “süper kahraman” olmak dışında tıpkı temel haklarımız gibi sıradan olma hakkımız da var. Örneğin “Hayırsever iş insanı görme engellilere şu kadar baston dağıttı” şeklinde bir haber yaptığınızda bu hak temelli bir haber değil. Burada önce, beyaz bastona ulaşım imkanlarının neden herkes için mümkün olmadığını sorgulamak gerekiyor. Hak temelli bir yaklaşım yerine yardım temelli bir yaklaşım benimsendiğinde, engelliler artık eşit hakları olan eşit yurttaşlar değil birer yardım nesnesi oluyor. Bu durum da engelli kişilerle engelli olmayanlar arasında bir hiyerarşiye, giderek haksız ve sağlamcı bir iktidara, nihayetinde de doğal olarak doğrudan ve açıkça ayrımcılığa yol açıyor.
Sizce hak temelli engellilik haberciliği neden hâlâ yeterince yaygın değil? Gazeteciler, editörler ve medya kuruluşları bu konuda hangi sorumlulukları üstlenmeli?
Hak temelli engelli haberciliğin yeterince gelişmemesinde genel olarak “hak temelli”liğin yeterince anlaşılamamış olmasının etkisi olduğunu düşünüyorum. Yani engellilik konusuna hak temelli yaklaşamayan biri çok muhtemeldir ki herhangi bir diğer hak alanını da tam olarak kavramış veya içselleştirmiş değildir. Bir başka hak alanıyla ilgili asla yapmayacağı bir hatayı engellilik konusunda yapabilen bir haberci, belli ki diğer alanda da sadece ezberiyle hareket etmektedir. Bu yüzden diğer hak alanlarıyla kıyaslama ve benzetmeler kurarak düşünmek, anlatmak, anlamak işimize yarayabilir. Ek olarak engelli aktivistlerin ve örgütlerinde burada payına düşen öz eleştiriyi vermeleri gerekir. Medyada karşılaşılan ihlallere tepkisiz kalmamak, daha kararlı ve sert tepkiler vermek gerekir.
Dijital medya ve sosyal medya, engelli bireylerin kendi hikâyelerini anlatabilmeleri açısından önemli fırsatlar sunuyor. Bu mecralar sizce medyadaki temsili nasıl dönüştürüyor? Aynı zamanda hangi riskleri barındırıyor?
Dijital ve sosyal medya, karşılaşma ve bilgilenme imkanları açısından çok büyük bir fırsat yarattı. Büyük ölçüde yararlı olduğunu düşünüyorum. Normal yaşamlarında karşılaşamayacakları kadar engelli kişiyle ve yaşamlarıyla temas etme fırsatı buldu insanlar. Tabii bu temas ne kadar ve ne yönde oluyor, burası tartışılabilir. Bazı engelli özneler, daha çok etkileşim getiren duygusal hikayeler paylaşıp, bazen de kendilerini bir ilham nesnesi olarak konumlandırabiliyor. Bazen engelli kişi kendini egemen olanın sağlamcı bakış açısıyla görebiliyor. Buna kanıksanmış sağlamcılık deniyor. Yine de örneğin benim bir kör olarak nasıl sosyal medyada bir şeyler yazıp okuyabildiğimi hiç bilmeyen bir sürü insan var, bu gibi bilgi eksikliklerini gidermenin yolu her alanda ve sosyal medyada da engellilerin daha görünür olmalarından geçiyor.
Atölye sonunda katılımcıların yanında götürmesini en çok istediğiniz mesaj neydi? Bir gazeteci haber üretirken engellilik konusunda hangi temel ilkeleri asla göz ardı etmemeli?
Benim en çok altını çizdiğim konu, engelliliğin bir hak alanı olduğuydu. Bir gönül işi, bir hayırseverlik, bir sosyal sorumluluk projesi değil. Bir de duygusal bir konu olmadığını çok fazla vurguladığımı fark ettim. “Ayrımcı bir ifadeyi neden kullanmamalıyız?” sorusunun cevabı, asla “engellileri kırmamak, gücendirmemek” değildir. Engelliler üzülüyor diye değil eşit hakları olan eşit yurttaşlar oldukları için eşit bir temsili hak ediyorlar. Bu yüzden dilde hangi ifadelerin kullanılmasının uygun olup olmadığına karar verirken, kontrol listelerine değil de mantığını anlamış olup olmamaya bakmamız gerekiyor. “Engelliler” demek yerine “Özel bireyler” demenin “neden” yanlış olduğunu gerçekten kavramış olmak, başkaca benzer durumda da doğru yaklaşımı içselleştirmeyi sağlayacaktır diye düşünüyorum.
Bu atölyenin devamı gelecek mi? Önümüzdeki dönemde engelli odaklı habercilik, medya okuryazarlığı veya hak temelli iletişim alanında planladığınız yeni eğitimler ya da projeler var mı?
Elbette. Farklı gazetecilik alanlarına yönelik eğitimler, üniversitelerle iş birlikleri, ve medya kuruluşlarına özel programlar tasarlamayı planlıyoruz. Ayrıca “dil ve söylem analizi” bağlamında yeni eğitim içerikleri geliştirmek hedefler arasında.
Son olarak, hem medya sektörüne hem de engelli hakları alanında çalışan kurum ve kuruluşlara vermek istediğiniz mesaj nedir? Daha kapsayıcı ve hak temelli bir medya ortamı için ortak olarak neler yapılabilir?
Buraya kadar söylediklerime ek olarak medya sektörüne şunu önerebilirim: Çevrenizde; hemen ulaşıp görüş sorabileceğiniz, ne yaptıklarını ve hangi gündemleri olduğunu takip edebileceğiniz hak temelli savunuculuk yapan engelli özneler olmalı. Bu bağlamda birkaç sivil toplum örgütünü veya aktivisti sosyal medyadan takip ederek başlayabilirsiniz. Karşılaştıkça ve ortaklaştıkça sorunları daha hızlı çözebileceğimizden şüphem yok. Son olarak; bu röportaj davetinizle bana bu kadar kapsamlı ifade alanı açtığınız için çok teşekkür ederim. Kapanışı atölyede de kullandığım meşhur engelli hareketi sloganıyla yapmak isterim: Biz olmadan bizim için asla!
Röportaj: Alper Okçuoğlu



