
Bir Ada Hikâyesi ve Erişilebilirlik
Bugün hiçbir engelli okullarda tam anlamıyla erişilebilirlikten söz edemiyor. Bankalarda, ATM’lerde erişilebilirliğe dair hiçbir düzenleme yok. Akülü sandalyenizle şehirler arası yolculuk yapmaya kalktığınızda indiğiniz havaalanında kalıyorsunuz. Otobüsle yolculuktan söz dahi edemiyorsunuz. Özel aracınız yoksa Türkiye’de şehirler arası yolculuğu, tatil yapmayı hayal dahi edemiyorsunuz. Herhangi bir sanatsal faaliyete katılmak, tiyatroya, konsere gitmek neredeyse mümkün değil.
Türkiye, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesine taraftır. Sözleşme engelliliği kişinin eksikliği olarak değil, farklılıkları ile toplumsal, fiziksel, kurumsal, dijital ve kültürel engeller arasındaki etkileşim sonucunda ortaya çıkan bir dışlanma ilişkisi olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, engellileri “korunacak nesne” değil, hak sahibi özne olarak kabul eder. Buna rağmen Türkiye’de engellilik alanındaki mevzuat hâlâ büyük ölçüde parçalı, dağınık, idari denetime bağımlı ve yaptırım kapasitesi sınırlı bir görünüm arz etmektedir.
Yıllardır Büyükada’ya gidip bir gece konaklayıp ertesi gün sakin bir kafayla adayı gezme hayalim vardı. Birlikte çalıştığım genç arkadaşlar bu yıl “Birlikte gidelim mi?” dediler. Hayır diyemeyeceğim bir teklifti.
Engellilik alanında çalışan iki sosyal hizmet uzmanı genç arkadaşa “Ayarlamaları bana bırakmayın” dedim. Sadece hafta sonu İDO çok kalabalık olabiliyormuş, buna dikkat edelim dedim. “Sorun değil, Tur Yol ile gideriz. O özel olduğu için kalabalık olmaz” dediler.
Sahile yürüme mesafesinde bir otel bulmuşlar. “Erişilebilir mi?” diye sormuşlar, “Evet, sorun yok” denmiş. Resimler gönderildi. Asansör görünüyordu, “Biraz küçük mü?” dedim. “Hayır, tekerlekli sandalye sığıyor” dendi.
Hazırlıklarımızı yapıp yola koyulduk. Bineceğimiz vapurun önünde kaldık önce. Tekerlekli sandalyenin erişimine uygun olmayan, olabildiğince eski bir vapurla karşılaştık. “Nasıl bineceğiz?” dedik. “Birkaç kişi sandalyeyi taşıyacak” dediler. Çaresiz kabul ettik. Vapura geçtik ama salona girmek imkânsızdı. Arkadaşlarımla vapurun yan tarafında, dışarıda adaya kadar yolculuk yaptık. Allah’tan hava yağışlı değildi; öyle olsa orada duramazdık.
Adaya inişte yine rampa yoktu. Sandalyemle beni birkaç kişi taşımak zorunda kaldı. Yürüme mesafesinde seçilen otele geçmek için yola koyulduk. Bu kez otelin kapısında kaldık. Kapının önünde, iç tarafta bir basamak vardı ve rampa yoktu. Yine destek alarak girdik içeri.
Sandalyemden dolayı bana ikinci katta büyük bir oda ayarlanmıştı güya. Asansörün önüne geldik, bir hayal kırıklığı daha yaşadım. Minicik bir asansörle karşılaştım. “Eee, hani erişilebilir demiştiniz otel için? Benim sandalyem bu asansöre sığmaz ki” dedim. “Hayır, biz daha önce bu asansöre sandalye sığdırdık” dediler.
Gelmiştik bir kere, bir şekilde yukarı çıkacaktık. Sandalyemin bazı aparatlarını, ayaklarını çıkardık. İteleyerek soktuk asansöre. İneceğim kata çıkıp asansörü yukarı çağırdılar, zar zor indik.
Odaya girdik. “Umarım oda uygundur” diye geçiriyordum içimden. Odaya sandalye ile girdik ama sandalyenin manevra yapma alanı yoktu. Banyoya sandalye ile girmek imkânsızdı. Bana eşlik eden genç arkadaşların keyfini bozmamak için buna da eyvallah dedim. Yardımcımın desteğiyle bir şekilde baş edecektik.
Mutfak ve havuzun olduğu bölgeyi de görelim diye bir daha o minicik asansöre binip çıktık. Havuz için en az yedi-sekiz basamak çıkmak gerekiyordu. “Seni kucakta çıkarırız” dediler. Yok artık, bu kadarı da fazlaydı. Oysa alan vardı; istense havuza giriş için bir rampa rahatça yapılabilirdi.
Yapılacak bir şey yoktu. Havuza girmektense odama dönüp akşam yemek saatine kadar uyumayı tercih ettim. İki kat çıkan minicik bir asansör, otelin engelli erişimi için uygun olduğu anlayışına vesile olmuştu. Yangın ya da başka bir sıkıntı olsa bulunduğum yerden dışarı çıkmam imkansızdı.
Adada başka birçok otel vardı ama yürüme mesafesinde değillerdi. Biraz araştırınca, ne oradaki otobüslerin ne de taksilerin hiçbirinde engellinin düşünüldüğü liftli sistem olmadığını öğrendik.
Dönmeden adayı biraz gezelim istedik. Benim gibi yolunu şaşırıp o insan selinin, iç içe girmiş elektrikli taksilerin, otobüslerin, bisikletlerin içinde şaşkın şaşkın dolaşan sadece bir engelli gördüm.
Mevcut Yasal Çerçeve
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun (2005): Kamuya açık binaların, yolların, toplu taşıma araçlarının ve açık alanların erişilebilir hale getirilmesini zorunlu kılar. Belediyelere ve kamu kurumlarına erişilebilirlik düzenlemeleri için süreler tanımlanmıştır.
Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği (2020): Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyonlar, binaların erişilebilirlik denetimlerini yapar. Uyumsuzluk halinde idari para cezası uygulanır.
Para Cezası: 43.295 TL
Mevcut düzenlemedense bu cezayı ödemeyi tercih ediyor insanlar.
2025–2026 Güncellemeleri:
Standartlaştırılmış erişim kriterleri (rampa eğimi, kapı genişliği, asansör ölçüleri, tuvalet düzenlemeleri).
Denetimlerin sıklaştırılması ve şikâyet portalı üzerinden vatandaşların bildirim yapabilmesi.
Kamu kurumları ve özel sektör için aynı yükümlülüklerin geçerli olması.
Binalarda zorunlu erişilebilirlik unsurları
Rampa ve giriş düzenlemeleri: Tekerlekli sandalye erişimine uygun eğim ve genişlik.
Asansörler: Kabin ölçüleri, Braille ve sesli uyarı sistemleri.
Tuvaletler: Engelli kullanımına uygun düzenleme.
Yönlendirme ve işaretler: Braille alfabe, sesli yönlendirme, kontrastlı görsel işaretler.
Acil çıkışlar: Engelli bireylerin güvenli tahliyesine uygun tasarım.
Mevcut düzenlemelerde erişilebilirlik yükümlülükleri bulunmakla birlikte; kamu binaları, eğitim kurumları, sağlık kuruluşları, adliyeler, toplu taşıma araçları, dijital kamu hizmetleri, özel sektör tarafından sunulan mal ve hizmetler, bankacılık, sigortacılık, kültür-sanat alanları, seçim süreçleri ve yerel yönetim hizmetleri bakımından engellilerin karşılaştığı engeller çoğu zaman münferit aksaklıklar gibi görülmektedir. Oysa bu engeller sistematik bir eşitsizlik üretmektedir. Ben ve benim gibi insanlar bunu her alanda yaşıyoruz yazık ki.
Bugün hiçbir engelli okullarda tam anlamıyla erişilebilirlikten söz edemiyor. Bankalarda, ATM’lerde erişilebilirliğe dair hiçbir düzenleme yok. Akülü sandalyenizle şehirler arası yolculuk yapmaya kalktığınızda indiğiniz havaalanında kalıyorsunuz. Otobüsle yolculuktan söz dahi edemiyorsunuz. Özel aracınız yoksa Türkiye’de şehirler arası yolculuğu, tatil yapmayı hayal dahi edemiyorsunuz. Herhangi bir sanatsal faaliyete katılmak, tiyatroya, konsere gitmek neredeyse mümkün değil.
Umuyorum bir gün farklılıklarımızla hak sahibi özne olarak toplum içinde biz de özgürce var olma şansı buluruz.
Sosyal medya hesaplarımız:
İnstagram sosyal medya hesabı için tıklayın
Linkedln sosyal medya hesabı için tıklayın
X sosyal medya hesabı için tıklayın
Facebook sosyal medya hesabı için tıklayın
Kaynak: T24
Yazar: Fatma Çoban



