Haberler

Toklucu: Bazı Öyküler Kitap Bittikten Sonra Başlar

Bazı kitaplar vardır; son sayfasını çevirdiğinizde biter. Bazı kitaplar ise kapağı kapatıldıktan sonra asıl cümlesini kurmaya başlar. İnsan, kitabı elinden bırakır ama hikâyeler zihninden elini çekmez. Bir yüz, bir çocuk, bir ev, bir sokak, söylenmiş bir söz yahut söylenememiş bir cümle günün herhangi bir saatinde yeniden belirir.

Ayhan Bahçeli’nin Topal Öyküler benim için biraz böyle bir kitap oldu.

Kitabın bütün öykülerini aynı mesafeden okumadım. Bazı öykülerin önünden geçtim, bazılarına ise durup baktım. Fakat birkaç öykü vardı ki yalnızca okunmadı; içimde bir yere dokundu. Belki de edebiyatın en sahici tarafı burada başlıyor: Her metin insanda aynı kapıyı açmıyor. Kimi bir düşünce bırakıyor, kimi bir görüntü, kimi de uzun süre adını koyamadığımız bir sızı,

“Onlar Hiç Büyümemiş” bende en çok kalan öykülerden biri oldu.

Çünkü insan çocukken acımasızlığın çocuklara özgü olduğunu sanıyor. Bir çocuğun başka bir çocuğa görünüşü, bedeni, farklılığı üzerinden söylediği sözlerin büyüyünce geride kalacağını düşünüyor. İnsan büyüdükçe daha anlayışlı, daha merhametli, daha halden anlar hâle gelecek sanıyor.

Oysa büyümek her zaman olgunlaşmak anlamına gelmiyor. Öyküde beni asıl yaralayan da buydu. Sevgi sandığımız şeyin ne kadar kolay koşula bağlanabildiğini görmek… Bir insanı severken onun bütün varlığıyla değil de görüntüsüyle, bedeniyle, toplumun kabul ettiği ölçülerle ilgilenmek… Sevginin içine görünmez bir “ama” yerleştirmek.

İnsan bazen sevdiğini söylediği kişiye bile şunu söyleyebiliyor:

“Sen, olduğun hâlinle değil; benim seni görmek istediğim hâlinle sevilebilirsin.”

Belki de öykünün en ağır tarafı budur. Çünkü mesele yalnızca bir çocuğun kırgınlığı değildir. Mesele, hepimizin zihninde kurduğu o acımasız terazidir. Kimi güzel buluruz, kimi çirkin. Kimi güçlü, kimi eksik. Kimi “normal”, kimi “farklı”…

Ve sonra bütün bunları sevgi sözcüklerinin arkasına saklarız.

“Küçük Bir Top” ise bambaşka bir yerden dokundu bana. Bir topun peşinden koşan çocuklar… Mahallenin sıradan neşesi… Çocukluğun o masum görünen oyunu… Ve küçücük bir topun, bir çocuğun hayatında açabileceği kocaman yara.

Öykünün beni düşündüren taraflarından biri, yalnızca yaşanan acı değildi. Acının etrafında konuşan insanlardı.

İnsanlar bazen başkasının hayatı hakkında ne kadar kolay hüküm veriyor.

Bir insanın yaşayacağı hayatı, yaşayamayacağı hayattan ayırıyor; onun adına “Böylesi daha iyi”, “Böyle yaşamaz”, “Şöyle olsa ne anlamı var?” diyebiliyor. Üstelik bunu çoğu zaman kötülük yaptığını düşünmeden, kendince merhamet göstererek yapıyor.

Belki de merhametin en tehlikeli hâli budur: Karşımızdaki insanın ne istediğini sormadan onun adına karar vermek.

Oysa yaşamak, başkasının bizim için uygun gördüğü hayatı sürdürmek değildir.

Öyküdeki çocuğun yaşam mücadelesi bana bunu düşündürdü. İnsanların onun adına çizdiği sınırların aksine, kendi hayatının sınırlarını kendisinin genişletmesi… Ve belki de gerçek engelin bedende değil, bakışlarda olduğunu göstermesi.

Bu düşünce beni “Evimin Kömürlüğü” öyküsüne de götürdü. Burada beni yakalayan şey, engelli bir çocuğun yalnızca fiziksel engellerle değil, toplumun zihninde kurulmuş görünmez duvarlarla da mücadele etmek zorunda kalmasıydı.

Bazen bir merdiven engeldir.

Bazen bir asansörün olmayışı.

Bazen bir sokağın erişilemezliği.

Ama bazen en büyük engel, insanın karşısındaki kişiye bakarken zihninde kurduğu cümledir.

“Onu koruyalım.”

“Onun yerine karar verelim.”

“Böyle şeyler yapmasın.”

“Zaten yapamaz.”

İyi niyetle söylenen bu cümlelerin bazılarının içinde ne kadar büyük bir yalnızlık saklı olduğunu düşünüyorsunuz.

Bir insanı korumakla onu hayattan uzaklaştırmak arasındaki çizgi ne kadar ince.

Belki de bu yüzden öyküdeki kömürlük yalnızca bir mekân değildir. Ben onu, toplumun bazı insanları görünmez bir yere göndermesinin simgesi gibi okudum. İnsan evinin bir köşesine kapatılabilir; fakat asıl mesele, toplumun onu zihninin hangi köşesine koyduğudur.

Ve sonra “Mağdurdur”…

Bu öyküde beni etkileyen şey, yine hayatın ne kadar kolay değişebildiği duygusuydu. Bir an, bir bakışın, bir dikkatsizliğin ardından geriye kalan hayatın nasıl bambaşka bir yöne savrulabileceği…

Belki de bütün bu öyküler arasında görünmeyen bir bağ var.

Bedeniyeyle, yarasıyla, çocukluğuyla, yalnızlığıyla, toplumla mücadeleyle insan.

Kitaptaki öyküler bana şunu düşündürdü: Biz çoğu zaman insanları sahip oldukları ya da olmadıkları şeylerle tanımlamaya fazla meraklıyız. Oysa bir insanın hayatı, onun “eksik” olduğunu düşündüğümüz yerden başlamıyor.

Tam tersine, bazen bizim eksik gördüğümüz yerden onun asıl hikâyesi başlıyor.

Belki de Topal Öyküler adının bende bıraktığı en güçlü çağrışım da burada.

“Topal” dediğimiz şey yalnızca bir bedenin yürüyüşü mü?

Yoksa biraz da bizim bakışımız mı topal?

Birbirimize bakarken gördüğümüzü sandığımız insanı gerçekten görebiliyor muyuz?

Yoksa onu kendi önyargılarımızın içinden mi seyrediyoruz?

Çocukken dalga geçtiğimiz şeylerin büyüyünce bize ayıp gelmesi yetiyor mu? Büyümek, gerçekten daha merhametli olmak anlamına geliyor mu? Sevdiğimizi söylediğimiz insanı, onun bütün farklılıklarıyla sevebiliyor muyuz? Bir başkasının hayatına karar verirken aslında onun hayatından ne kadarını eksilttiğimizi fark ediyor muyuz?

Sanırım bu öyküler bende en çok bu soruları bıraktı.

Ve bazı kitapların değeri de burada ortaya çıkıyor.

Bize cevap vermelerinde değil yalnızca; eve döndükten sonra bile zihnimizde sorular sormaya devam etmelerinde.

Ben bazı öyküleri okudum ve geçtim.

Bazılarının ise içinden geçtim.

Arada büyük bir fark var.

İyi edebiyatın insanda bıraktığı iz belki de tam olarak budur: Sayfa kapanır, hikâye susar; fakat insanın içinde bir yer, uzun süre daha konuşmaya devam eder.

Topal Öykülerden aklımda kalan da biraz bu ses oldu.

İnsana bakmanın, insanı gerçekten görmenin ve belki de en önemlisi, kendimize “Ben olsaydım ne hissederdim?” diye sorabilmenin sesi.

Çünkü bazen bir kitabı okurken başkasının hikâyesine bakarız. Sonra fark ederiz ki, aslında biraz da kendimize bakmışızdır.

Kaynak: Yeşil Divriği Gazetesi – Dilek Uyar Toklucu

Yaşadıkça

Engelliler Haber ve Bilgi Sitesi

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu